|
Kadınlar ve hikâyeleri:
Biz, tanrılarız aslında
"Hülya karnını içeri çekiyor. Gülben de paçalı don giyiyor" demiş Petek Dinçöz.
Düğün günü, "gelin başı" alayına katılıp saçlarını yaptıran teyzelerle birlikte kuaföre gitmiş bulunduğu için makyaj yapılmış, saçları teyzelerle bir örnek topuz edilmiş, "abiyeleştirilmiş" bir kız çocuğu o... Çantasını kocaman kadınlardan daha kadın bir havayla koltuğunun altına aldığı zaman, bir gün büyüyüp kadın olduğunda bu kadar da "kadın" olmayacağını, olmak istemeyeceğini düşünerek güldüğümüz...
Ya da kim bilir, belki de her kız çocuğu büyüyüp kadın olmuyor sonunda. Belki bazıları genç gövdelerinin kendilerini hiç terk etmeyeceğini sanacak kadar küçücük kalıyor hep, terk etmesin diye diretecek kadar aciz.
Belki de öyledir, kim bilir? Kadınları kadın yapanın başlarından geçen hikâyeler olduğunu, o gövdenin sadece o hikâyeleri yaşamaya, kaydetmeye yaradığını anlayacak kadar büyümüyordur belki kimileri..
Kadınlar, burgulu, büklümlü, anlatıldıkça çoğalan hikâyelerdir. Bu hikayeleri dinlemeden, kendi hikâyelerini o hikâyelere eklemeden kadınlığa geçemez kızlar. Bir hikâyeler bulutuna eklendiğinde kadın olursun sen de; rahat, rüzgârlı, ağırdan, endamlı, kahkahalı, bazen tökezleyip eflatun, ağlamaklı... Şöyle ki...
Açılan kadınlar
"İki insan yıllarca beraber yaşayıp birbirini tanımayabilir. İnsanlar bir ömrü, gerçekten karşısındaki insanla değil, ona ilişkin yarattığı tahayyülle geçirebilir" dedim, bir şey anlatıyordum bir dostuma.
"Çok özür dilerim lafa giriyorum ama..." diye başladı konuşmaya, "Çok doğru söylüyorsunuz" dedi. O sırada pedikür yapıyordu. Kadınlar kucağına ayaklarını koyuyor, bütün gün kucağından, ellerinin arasından tanımadığı insanların ayakları geçiyordu. Kimse ondan konuşmasını beklemiyordu. Oysa elbette onun da anlatacakları vardı:
"Ben birine dokunarak uyumayı çok severim. Dokunmazsam uyuyamam. On beş yıllık evlilikten sonra zor oluyor tabii. O yatağın neresine yatacağını şaşırıyor insan. Sonra da zaten yastıklara sarılıyorsun. Severek ayrıldım ben. Başka bir kadın vardı. Olur, normal. İnsanız biz. İnsan başkasını sevebilir, ama efendi gibi yapmak lazım bu işleri. Terk ettim ben de. Çok sevdiğim için terk edeceğime hiç inanmıyordu. Ben de inanmıyordum ya, neyse...
Kadın arıyor beni biliyor musun? 'Çok acı çekiyor' diyor. İnsan ödeşiyor bir bakıma. Ne olursa olsun ödeşiliyor sonunda. Ama şimdi bakıyorum da... 18 yaşında evlendim ben. Başka birini tanımadım yani.
İnsan tanrısal bir şey
Şimdi bakınca, sevgi dediğim şey, paylaşıyoruz, beraberiz dediğim şey, ne kadar bambaşka bir şeymiş. Ben başka bir ilişki yaşıyormuşum, o başka. Nasıl allayıp pullamışım adamı. Ben, sevilecek hale getirmişim kafamda onu. İnsan tanrısal bir şey biliyor musunuz? Yaratıyor. Yaratıyoruz durmadan. Sevgiyi, erkeği, ilişkiyi... Hepsini biz yaratıyoruz aslında.
Oğlum var, on dört yaşında. Ne diyor biliyor musunuz? 'İnsan gibi davranmayacaktın babama. O yüzden gitti. Erkeklere değer verdiğini hissettirirsen değersizleşirsin onların gözünde'. Babası hakkında böyle diyor, inanabiliyor musunuz?
Ben de anlatıyorum ona; değer vermediğin, değer verdiğini gösteremediğin biriyle neden birlikte olasın ki? Değer mi?"
Kadınlar böyle şeylerdir. Tatlı tatlı anlatan şeyler. Gövdeler karşı karşıya durmaya yaradığı kadar yan yana durmaya da yarar. Bir hikâye anlatılırken bir sağa bir sola devrilip bükülüp hikâyenin geçiş anlarını göstermeye yarar gövdeler. Hikâyeler anlatıldıktan sonra birbirine dokunmaya da. Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda, iyiyse eğer, hikâye kalır. Hikâyeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.
ecetem@hotmail.com
|
|