Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 13 Temmuz 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yabancının fabrika kuranını bekliyoruz


Yabancıların "sabit sermaye yatırımı" yapmalarını bekliyoruz. Anadolu anlatımıyla "fabrika kurmalarını" istiyoruz. Fabrika kursunlar da "parmaklarını taşın altına koysunlar" diyoruz. Parmağını taşın altına koyan sermaye sahibi "kolay kolay pes etmez". Zararına iş yapmaz. Kazanç getiren iş sadece sermaye sahibine değil, ülke ekonomisine de yarar sağlar.
Fabrika kurmak için gelen yabancı sermaye sadece para getirmez. Deneyim getirir. Teknoloji getirir. Pazarlama bilgisi getirir. Ülke insanına iş ve aş yaratır. Bu gibi yabancı sermaye, ithalat sınırlaması olmayan ülkelerde sadece iç pazara dönük üretim yapamayacağından ihracata önem vermek zorunda kalır. Ülkeye döviz getirir.
Bir ülkede serbest rekabet ilkeleri geçerli ise, yerli ve yabancı sermaye arasında ayrıcalık yapılmıyor ise, iç pazar gümrük ile korunmuyor ise, ithalat serbest ise, yabancı sermayenin yatırımı, üretimi ülkeye zarar getirmez. Yarar getirir.
Serbest piyasa ekonomisinde yabancı sermayenin bu tür yatırımları yerli ve yabancı yatırımcılara "davetiye çıkarır". Örnek teşkil eder.

Fabrika kuranı istiyoruz
Türkiye'ye yıllar önce Fransız Renault otomobil firması "yabancı sermaye olarak" geldi. Fabrika kurdu. Çok sayıda insana iş ve aş imkânı sağladı.
Otomotiv yan sanayiinin gelişmesini teşvik ederek dolaylı iş imkânlarının ve istihdamın yaratılmasında etkili oldu. Ardından Toyota, Hyundai, Ford otomotiv firmaları yatırım yaptı. MAN, Mercedes firmaları otobüs, kamyon fabrikaları kurdu. Bu firmalar ilk aşamada iç pazarı hedef almıştı. Ama şimdi ihracata döndü. Döviz geliri sağlıyor.
Buraya kadar "iyi yabancı sermaye"nin "faziletini" övdüm. Şimdi gelelim "kötü yabancı sermaye" konusuna...
Yabancı sermayeyi "överken" neyi övüyorum? Gelerek fabrika kuran, yeni iş ve aş yaratan, ihracata dönük büyümeyi hedef alan yabancı sermayeyi övüyorum.

Satmaya mecbur değiliz
Neyi eleştiriyorum? (1) Bizim kıt kaynaklarımızı değerlendirerek, uzun dönemde büyük zorluklarla ortaya çıkardığımız, ülke ekonomisinde ağırlığı olan kamuya ait iktisadi kuruluşların (Petkim, Tüpraş, Ereğli, İskenderun gibi tesislerin) yabancılar tarafından satın alınmasını eleştiriyorum.
Diyorum ki, yabancı sermaye bu konularda yatırım yapmak istiyor ise, buyursun, Türkiye'ye gelsin. Daha büyüklerini yapsın. Bizim milli kaynaklarla zar zor ortaya çıkardığımız tesisleri yabancılara satmayalım. Biz bunların benzerini bir daha yapmayız. Bunları alacak olanlar coşturmak, koşturmak için değil, küresel pazar oyunları için satın alıyor.
Bizim tesislerin malını bize daha pahalıya satacaklar... (2) Bizim özel sektörün ekonomik büyüklüğe ulaşmış sanayi tesislerinin, teknoloji-iletişim şirketlerinin, finans kuruluşlarının (bankaların) yabancılara satışını eleştiriyorum. Bunları belli kişiler, belli aileler, belli gruplar kurdu ama, bunlar halkın faturasını tıkır tıkır ödediği teşviklerle kuruldu. Büyüdü. Bunlarda halkın "hakkı" var.

Süt satmaya gelmesinler
Yabancılar gelsin, yenisini kursun. Banka kursun. Büyütsün. Teknoloji-iletişim kuruluşu kursun. Büyütsün... (3) Yabancıların mahalli su, süt, yoğurt imahathanelerini ele geçirmelerini, bakkallık, hırdavatçılık yapmak için dükkân açmalarını, bizim kahraman bakkalımızı, manavımızı, sütçümüzü, sucumuzu, hırdavatçımızı işsiz bırakmalarını eleştiriyorum.
Tekrarda yarar var. Yabancı sermaye "iyidir veya kötüdür" diyerek bir genelleme yapılamaz. Biz "sap ile samanı karıştırmadan" ülke için yarar getirecek yabancı sermayeyi teşvik etmek, sorun yaratan yabancı sermayeden kaçınmak zorundayız. Bunu başkaları çok iyi yapıyor. Biz neden yapmayalım?

guras@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Şehir ve inanç
ALEVİLİK, şehirleşme sürecinde nasıl bir deği...
Çetin ALTAN
'Kurnazlık'tan 'akıl' dönemine geçiş depremi
Aşırı soğuklar gibi, aşırı sıcaklar da; gövde...
Melih AŞIK
Arjantin sohbeti
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in 2 gün...
Fikret BİLA
Demirel: Erdoğan by-pass kanunu çıkarmalı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Amerika'dan dö...
Hasan CEMAL
Türk'ün malını gâvura satmak!
Sonda söylenecek olan bazen başta söylenir. G...
Güneri CIVAOĞLU
Laiklik kartı
TIME dergisi şöyle yazıyor: "El Kaide her yer...
Can DÜNDAR
DUVARLARI YIKTI
Monako'ya masallardaki prensi görmeye geldik....
Abbas GÜÇLÜ
Şimdi de süper bilgisayar kavgası
Dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasına nede...
Hurşit GÜNEŞ
Tüketim geçen yılkinin çok gerisinde
Dünkü yazımızda büyümenin geçen yıla göre düş...
Nail GÜRELİ
Yaz keko, yaz!
Ver kâğıdı Halo! Yılların utancını yazalım. ...
Sami KOHEN
Terörün "mantığı"...
LONDRA'daki terör eylemi, terörizm üzerinde d...
Mehmet Y. YILMAZ
Ekonomik sorunlara polisiye çözüm mü?
Geçen hafta sonunu Arnavutluk'ta geçirdim. Or...
Hasan PULUR
Türk milletvekilleri Batı Trakya'da
CHP Grup Başkan Vekili Haluk Koç'u dinlerken,...
Meral TAMER
Ethem Sancak'ın Vanlılara verdiği ders
Dün de yazmıştım. Hafta sonunu Van'da geçirdi...
Ece TEMELKURAN
Biz, tanrılarız aslında
"Hülya karnını içeri çekiyor. Gülben de paçal...
Güngör URAS
Yabancının fabrika kuranını bekliyoruz
Yabancıların "sabit sermaye yatırımı" yapmala...
M. Ali BİRAND
3 Ekim'i Blair mahvedebilir
Türkiye ile müzakerelerin başlayacağı 3 ekim ...

© 2005 Milliyet