|
 |
|
|
"Eğleniyorum işte..."
Kıyafetleri, tipi sürekli değişen Selin Toktay "Bu, bir insanda kişilik bozukluğu olduğunu göstermez. Moda da her gün değişiyor. Ayrıca ben eğleniyorum" diyor. 14 yaşından beri mankenlik yapan Toktay: "Mankenlik demek silikon taktırıp, burnunu kaldırtıp dünyanın en güzel kadını edasıyla dolaşmak değil. Dünya buna güler"
ASLI ÇAKIR
aslicak@milliyet.com.tr
Daha 25 yaşında ama sanki biz kendimizi bildik bileli podyumdaydı. Tabii insan 14 yaşında mankenliğe başlayınca... Hani sahaların olur ya, o da podyumların asi kızlarından biri olarak anılıyordu. Bir ara blumikti. Yani özetle, yiyor yiyor ve kusuyordu. Ve bunu yıllarca çekti. Bu hastalık yüzünden 38 kiloya kadar düştü. Şimdi ise sağlığı ile ilgili soru sorulduğunda tahtalara vuruyor, "Maşallah" diyor.
Bir başka özelliği de sürekli tipini değiştiriyor olmasıydı. Saçları her renge girdi. Her boyda oldu. Bir ara punk'tı, bir ara uzun lüleli. Siyah, kızıl, kahve, sarı... Kıyafetleri de o dönemki durumuna göre değişiyordu. bir bakıyorduk salaş pantolonlar, yırtık jean'ler, piercing... Hemen "marjinal" oluyordu. Sonra bir bakıyorduk sinir olduğu tabirle "cici kız". Şu anda ise bir "hanımefendi". Siyah küt saçlar, güzel elbiseler, topuklu ayakkabılar...
Bazı soruları cevaplamak istemiyordu. Zaten röportajı kabul etmeden önce de ajanstakilere "Ya yine beni uçuk kaçık biri olarak gösterirlerse..." diye söylenmişti. Bize de "Ben marjinal, havai olarak anılmaktan çok sıkıldım. Kimsenin benim için çok kültürlü, çok akıllı demesini de beklemiyorum ama o kadar da boş değilim" dedi. İki lafından biri "Özel hayatım benimdir" oldu. Konuşurken temkinliydi. Bazı kelimeleri kullanmamaya özellikle dikkat ediyordu. Yanlış anlaşılmaktan çok sıkılmıştı. Biz de son şekline uygun, hanımefendice bir röportaj yaptık. Ne de olsa o kıyafetlerin, fotoğrafların, haberlerinin arkasında 25 yaşında akıllı bir kadın vardı. Hoş 18-19 yaşlarında konuştuğum Selin röportajlarda daha samimiydi, eğlenceliydi ya. Ama bu Selin de aradaki gülüşleri, yaptığı esprilerle özünü hâlâ devam ettiriyordu. Aynı o sırada ajansa gelen bir adamın dediği gibi: "Ablam özüne dönmüş."
Son halinizle başlayalım. Her fotoğrafınızdan konu çıkıyor. Hop marjinal oluyorsunuz, hop hanımefendi...
Bu, bir insanda kişilik bozukluğu olduğunu göstermez. Bu sadece kişinin kendi içindeki zenginliğiyle, dünyaya bakış açısıyla ilgili bir şeydir. Benim annem Devlet Tiyatrosu'nda tiyatro sanatçısı. Babam iyi bir işadamı. Kendime göre seviyeli, rahat, düzgün diyaloglar kurduğum bir ailede yetiştim. Onların bana gösterdiği hayat çizgisi şu anda yaşadıklarımla paralel. Üstüne üstlük ben konservatuvar, bale bölümü mezunuyum. Klasik ve modern dans üzerine okudum. Sanatçıların da dünyaya bakış açısı zaten biraz farklı oluyor.
"Hiç sevgilim istiyor diye saçımı boyatmadım"
Ve tüm bunlar kıyafetlere, saça da yansıyabiliyor...
Bence moda da bir sanat. Moda da sürekli değişiyor. Benim de üstüm başım elbette değişiyor. Sonuçta şöyle; ben eğleniyorum işte. Ben özel hayatımda da iş hayatımda da çok eğleniyorum. Eğlenmek kadar güzel bir şey yok bu dünyada.
"Sevgilisine göre değişiyor" diyenlere ne diyorsunuz?
Bunun sevgililerle bir alakası yok.
Hani sevgiliniz ister, siz de saçınızı sarıya boyatırsınız...
Ben hiç öyle bir kız olamadım, öyle bir şey yapmadım. Kendi fikirlerime çok düşkünüm. Tabii ki erkek arkadaşım olduğu zaman kendi başına yaşayışımla, onunla birlikte olan hayatım aynı olmuyor. Çünkü bir ilişkiyle beraber birtakım sorumluluklar alıyoruz. Bir iş geldi diyelim, çok da içime sinmedi. Sevgilime soruyorum, eğer o da "İçime sinmedi" derse o işi almıyorum.
Fazlası olur mu? İstediğiniz bir işi, sevgiliniz istemiyor diye reddeder misiniz?
Eğer o yaşadığınız duygusal sorumluluk yaşadığınız profesyonel sorumluluktan ağır basıyorsa o zaman o işi yapmayabilirsiniz. Zamana ve duruma göre değişir.
"Tanışanlar şaşırıyor. Sanki ben maymunum. 'Aa, konuşuyor' diyorlar"
Mankenler arasında kimlerle aranız iyi?
Sadece Ece Sükan'la. Başka kimseyi almayayım, teşekkür ederim.
Siz kimlerle arkadaşsınız?
Eski, çocukluk arkadaşlarım var. Bir de çok enteresan bir şey oluyor. Diyelim arkadaşlarımla yeni bir ortama giriyoruz. Benimle orada tanışanlar çok şaşırıyorlar. Sanki ben bir maymunum. "Konuşuyor" diyorlar, konuşacağım tabii. "Biliyor", bileceğim tabii ki. "Ama manken". Güzel kadınlar aptal olur diye bir psikoloji var herhalde.
"Mankenlik mesleğinde bir düşüş var"
Bir daha dünyaya gelseniz yine manken olur muydunuz?
Bu işin benim hayatımda çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. Bu dünya çok profesyonel ve çok zevkli. Benim de yoğun çalıştığım dönemlerden sonra çok sıkıldığım oldu. Ama geçmişe baktığımıda çok güzel işler yapmışım. Ben mankenliği
çok seviyorum.
Siz başka bir dala atlamak için çıldırmayan, işini çok seven az sayıdaki mankenden birisiniz.
Bir kavram karmaşası var. Mankenlik demek göğüslerine silikon taktırıp, burnunu kaldırtıp dünyanın en güzel kadını edasıyla dolaşmak değil. Dünya buna güler.
Şimdi Türkiye'de mankenliğin durumu ne? Gittikçe gelişiyor mu?
Durum rezalet. Bu konuda eksper değilim ama şöyle diyebilirim: İlk başladığım dönemlerde yaptığımız işlerin kaliteleriyle şimdikiler pek tutmuyor.
Düşüş var yani.
Bence öyle. Bizden önce bize örnek olmuş Deniz Pulaş, Merve İldeniz, Ebru Ürün vardı. Onlar önemli, kaliteli işler yapıyorlardı. Onlardan sonra bizler yavaş yavaş gelmeye başladık. Bizden sonrakiler derken işin içine magazin çok karıştı.
Ne oluyor ki işe magazin karışınca?
Manken deyince hemen aptal zannetmeler... Bir dakika, sen bana bunu diyemezsin. Seninkinden daha iyi bir okulu bitirdim belki. Seninkinden daha bir dünya görüşüm var. Senden fazla kitap okudum ben. Sen iki fotoğraf çekip altına öyle yazı yazamazsın. Beni de mankenlik yapıyorum diye aşağılayamazsın. Bunun bir nedeni de şu bence; dünyanın her yerinde mankenler gidip Vogue'un kapağına çıplak poz verebilir ama Kate Moss hiçbir zaman Hello'nun kapağına çıplak çıkmaz.
Yani magazin dergilerine çıplak poz veren mankenler mi bu düşüşü sağladı?
Bazı şeylerin bir dur noktası olması gerekiyor. Bir seviyesi olması gerekiyor.
|
|
|

|