Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 14 Temmuz 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Beni böyle sev seveceksen

Sarıkız'ın Anıları

Yazara e-mail

Arabadayım, trafikteyim ve radyodan kanal arıyorum. Bir genç kız konuşuyor. Kör gözümle bakıyorum 88.5 mi, nokta 6 mı anlamıyorum. Kızın konuşmasını bir zamanlarki ağaç tepelerinde dolaştığım halime benzetiyorum. Biraz külhan ama çok içten. Ben de bu son halimi alıncaya kadar yontuldum tabii. Biraz çapak ve kıymıklarım kalmışsa da önemli bir mutasyona uğradığım hakikat. Ama bu arabesk takıntımın odunluğumla bir alakası yok. Tamamen "aşk" yüzünden. Hepiniz gibi ben de bilirim, aşk insanı farklı yapar, dünya görüşünüz bile değişebilir. Nerede kalmış müzik kaliteniz... Sonuçta "iyi eğitilmiş müzik ruhunuza" yakışmayacak bu "eser"leri huşu içinde dinlemek, sevdanızı coşturabilir ama sizi kendinizden de soğutabilir. Ama heyhat! Orhan baba "Beni böyle sev seveceksen..." şeklinde şarkısına girince umurumda mı kalite... Ruhum deli gibi önden arabaların arasından koşmaya başladı bile. Ki bana arkasından sadece şaşırmak kaldı bir kez daha.
Şöyle bir dipnot koymak istiyorum araya: Şimdi bu şarkıların ilkel biçimler ve kurgular olduğunu iddia edenleriniz çıkacaktır. Ama en azından yürekten geldikleri bir gerçektir. Bizim gibilerin ise bu durumda "yüreklerimizin düzeyini halledemediğimiz" ortaya çıkar ama bu da bizim sorunumuzdur, şarkıların değil.
Yine bu şarkıları ayrıca, aşıksanız kaçınılmaz olarak dinlersiniz, utanırsınız ama dinlersiniz. Bu utanma, arabesk takılmaktan çok, belki de "şu meret aşkın" sizi düşürdüğü sefil halinizdir. Her neyse sonuçta bu nağmelere kapılır gidersiniz. Böylece içinden "sevda geçen" her şarkı güzeldir dersiniz. Ve kalitesini tartışmayı başkalarına bırakırsınız. Düzeyli olmakla, birine sevdalı olmak hiç bağdaşmayan şeylerdir zaten. İki kelimeyi aynı cümle içinde kullanamazsınız bile. Nerede kaldı aynı beyne ve yüreğe sokmak! Aşık olma hali biraz pespayelik, biraz densizlik ve bayağılaşmayı gerektirir. Nadide bir şekilde kıskanıp, ufak hıçkırıklarla kavga edemezsiniz. Tabii bu durumda feverana en uygun müzik türü arabesktir. Hem ben bağrıma vura vura "Seni seviyoruuum yahu!" diyemeyeceksem, ne anladım böyle aşktan.
Bana ve yaşıtlarıma sorarsanız, günümüzde aşk da yok, arabeske duyarlılık da kalmadı. Şu az önce anlattığım şeyler eskidendi. Ha belki biraz Anadolu köylerimizde kalmıştır. Hani gözlerimizi kapatıp kendimizi oğlanın göğsünde farz ettiğimiz anlar... Genç okur buna inanamaz ama bizim zamanımızda belden aşağılarımız yoktu. Yani şekil olarak vardı da felçliydi. Sadece yüreğimiz çarpardı. Bu yüzden dans ederken bile değmezdi alt taraflarımız birbirine. Ama mutluyduk. Bir akraba tipi öpücük bile ayaklarımızı yerden keserdi. Sonra bir saniye bile ayrı kalamazdık. Şimdi bakıyorum sizler telefonda, "İki gün sonra buluşuruz" diyorsunuz. Hiç özlenmez mi yahu? Yani sonuçta, coşku ve heyecanlarımızı şimdiki siz genç arkadaşların pek duyabildiğini sanmıyorum. Ama bunları oğlum ve sevgilisi ile tartıştığımızda benim oğlan kahkahalar atıyor, "Anne siz de amma mayaymışsınız, ne o öyle dip dibe her dakka! Herkesin işi gücü var!" diyor, benim ağzım bir karış açık kalıyor. O zaman anlıyorum ki devir gerçekten değişmiş.
Demek ki gençler, yoğun duyguları bir kenara bırakıp kendilerini yaşayabiliyorlar. Bu yüzden de kalitelerini en azından müzik ruhu olarak böyle koruyabiliyorlar. Bakın bana bir Orhan Gencebay dinledim, ne hale geldim. Ne trafik kuralı kaldı ne kırmızı ışık. Ne de şimdiye kadar biriktirdiğim kalitem... Bir de kendi kendime söylüyorum ki, yanda duran arabaların sürücüleri şaşkın bakakaldılar.
Nereden bilsinler kadın arabeske takılıyor, ne utanıyor ne de sıkılıyor. Ve nereden bilsinler ki kadın yeniden aşık olmak istiyor...
Not: Yine yanlış anlayacaksınız biliyorum. Hemen tarifi veriyorum. Sabah kapım çalınıyor. Uzun boylu, krem rengi takım elbiseli, fötr şapkalı, elindeki bastonu kibar bir şekilde tutan, takriben 78-79 yaşlarında bir Hulusi Kentmen duruyor eşikte. "Sabahı şerifleriniz hayrolsun sultanım" diyor. Beni yakındaki kır kahvesine davet ediyor. Gidiyoruz, ıhlamurlarımızı yudumlarken (eli titrediği için adam haşlanıyor dermişim) ben başımı hafifçe beyzademin omzuna koyuyorum. Tam uyandım ki ter içindeyim durumu ama idare edin.
Yine bir not: Balayı dönüşü koca dayağından bunalıp intihar eden Emine Pekgüven (soyadı kocasınınki değil) için müthiş bir keder duyduğumu belirtmeliyim. Keşke benim "Son koca ve dayakları" ve "Bundan kurtulmanın yolları" yazılarımı okuyabilseydi. İşte bunun adına da aşk deniliyor maalesef...



CUMARTESİ
"Fenerbahçe'den teklif alırsam her türlü fedakarlığa hazırım"
Caddeliler yeniden plajlarda denize girecek
"Eğleniyorum işte..."
Türkiye'nin "peynir hazineleri"ni buldu
"Geçen yıl yaşananlardan hayranlarım adına çok utandım"
Bodrum'da müzayede
İndirim günleri
MİNİKLERİN DÜNYASI





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2005 Milliyet