|
 |
|
|
İsteyince her şey yapılır, yeter ki isteyin...
Satır Arası / Deniz Sipahi
Herkes aynı adresi söylüyordu. GATA Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi'ni... Kardeşim kadar sevdiğim dostumun ikinci hayatı için burada geçireceği günler bizim için çok önemliydi.
Bindik arabaya, İzmir'den Ankara'ya doğru yola çıktık. İçimizdeki umut ve heyecan yolu nasıl kısalttı sizlere anlatamam.
Kaldığımız otelde sabahı zor ettik.
Sabah 08.15'te randevumuz vardı.
Gece geç saatlerde randevuya saatinde varabilmek için bir keşif yapmıştık, ama o karanlıkta GATA'nın Bilkent'teki merkezinin büyüklüğünü pek anlayamamıştık. 1 milyon metrekarelik bir arazi üzerine kurulmuş tesisler sonradan öğrendik ki, dünyanın iki büyük rehabilitasyon merkezinden biri...
* * *
O günleri sizlere biraz hatırlatayım. Türk Silahlı Kuvvetleri 1995 yılının Mart ayında dünya kamuoyunun da yakından izlediği, çok büyük çapta bir iç güvenlik harekatı yapmıştı. Bu harekat daha sonra Türk halkının destekleriyle bir kampanyaya dönüşmüştü.
TRT'nin öncülük ettiği "Haydi Türkiye Mehmetçikle El Ele" kampanyasında 56 saat gibi kısa bir sürede rakam çığ gibi büyümüştü.
Sonrasında Genelkurmay Başkanlığı, toplanan bu bağışlarla ülke savunması ve terörle mücadele esnasında sakatlanan gazi Mehmetçikler için hizmet verecek ve onları tekrar sağlıklı yaşamlarına döndürecek modern bir "Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi" kurulmasına karar vermişti. Silahlı Kuvvetler bu merkezi imkanları ölçüsünde halkımıza da açmıştı.
* * *
Değerli dostum, bu kontenjandan yararlanarak GATA'da yatacaktı. Tam 08.15'te kapıdaydık.
Hastamızla ilgili tüm bilgiler danışmaya aktarılmış, yol haritamız elimize verilmişti. Hepimiz heyecanlıydık; arabayla içeri girdik, hastamızı tekerlekli sandalyeye oturtup ilk ziyaret edeceğimiz odaya doğru ilerlemeye başladık.
Binanın giriş kapısına geldiğimizde hepimiz birbirimize aynı soruyu sorduk:
"Nereye geldik biz?.."
Burası teknolojinin üssü Amerika'daki bir sağlık merkezi miydi, yoksa Türkiye mi?
Klasik bir hastane görüntüsünden çok uzak, bir hastanın kendini iyi hissetmesi için her şey düşünülmüş, çalışanlarında müthiş bir titizlik ve ilgi...
5 yıldızlı otelleri bile kıskandıracak bir peyzaj düzenlemesi, hiçbir detay atlanmadan kurgulanmış fiziksel mekanlar... Doktorun önüne gitmemiştik bile, ama hepimiz doğru yere geldiğimize daha ilk dakikadan ikna olmuştuk.
* * *
Aksayan hiçbir şey yok; saatinde, dakikasında talep ettiğinizi alıyorsunuz.
Zaten siz gelmeden önce program hazırlanmış, sizdeki çizelgenin aynısı hastane yetkililerinde mevcut. Kimse size soru sorduğunuz için pişman etmiyor, cevabınızı dört dörtlük alıyorsunuz.
Çalışanlar güler yüzlü, odaya girinceye kadar hastanede olduğunuzu bile hatırlamıyorsunuz.
Alışveriş merkezi, amfitiyatro, sera ve botanik bahçeleri, göletler, voleybol sahaları, basketbol sahaları, futbol sahası, meşguliyet üniteleri, hastaları hastane ortamından uzaklaştıracak ve çevre ile başbaşa bırakacak değişik alanlar...
Ve sayamadığım onlarca ayrıntı...
Asıl önemlisi müthiş bir teknolojik altyapı...
Örneğin "scare pilot" yani çevre kontrol sistemi sayesinde ellerini kullanamayan hastaların yaşamlarını kolaylaştıran bir uygulama.
Bu sistem, sesle verilen komutlarla hastanın odasındaki pek çok şeyi kontrol etmesini sağlıyor.
Hasta sözle uyarı vererek, yatağının baş ve ayak kısmını kaldırıp indirebiliyor, televizyonu ve radyoyu açıp kapatabiliyor, odanın ve baş ucu lambasını açılıp kapatabiliyor, hemşireyi çağırabiliyor. Yine özel laboratuvarlar...
Çok etkilendiğimi itiraf etmeliyim.
Hep kötü örnekleri gördüğümüz için böylesine güzel bir tesisi kazandırdıkları için Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, buranın kurulması için bağışta bulunanlara, emeği geçen herkese teşekkür etmeliyiz.
* * *
Dönüş yolunda arabayı kullanırken diğer üniversitelerimizin tıp fakülteleri, fizik tedavi merkezleri aklıma geldi. Değerli dostumun hastalığının başlangıcından GATA'ya kadar olan geçen sürede yaşadıklarımızı bir düşündüm.
Onlara da teşekkürlerim var, ama içimden şunu söylemek geçmedi değil:
"Gidin şu GATA Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi'ni bir görün. Görün de, proje yönetimi, hizmet kalitesi neymiş öğrenin."
İstendiğinde nelerin yapıldığına şahit olun.
Güzel bir şey yapmak kadar bunun devamını getirmenin de ne kadar önemli olduğunu anlayın.
* * *
Virginia Starr'ın beğendiğim bir sözü var:
"Hayat olması gerektiği gibi değil, olduğu gibidir. Onu değiştiren, onunla başa çıkma biçimimizdir..."
Gerçekten de, planladığımız çoğu şeyi hayata geçiremiyoruz. Rüzgar bizi alıp, bir başka yere götürüyor. İstesek de, istemesek de...
İşte hayatla başa çıkmaya çalıştığımızda bize destek ve yardımcı olacak bir yerlerin olması gerekir. Bana göre GATA Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi böyle bir yer. Yani ikinci hayatın adresi...
BİR BAŞKA GÖZLE
Sözüm oğluma ve tüm gençlere
6 ay kadar önce ABD'nin Miami şehrinde yaşayan kayınbiraderimin apartmanının zemin katında spor yaparken gözüm bir an televizyona takıldı. Yerel bir kanaldaki kısa filmde 17-18 yaşlarındaki bir genç markete girip, bir paket sigara istiyordu. Satıcı, gençten kimliğini soruyor ve 18 yaşının altında olduğunu anladıktan sonra kendisine sigara satamayacağını söylüyordu.
Görüntü burada donuyor ve spiker sigaranın kanser, kalp ve damar hastalıkları gibi birçok ölümcül hastalığa yol açtığını ve gençlerimizi mutlaka bu zararlı alışkanlığa karşı korumamız gerektiğini bildiriyordu. Buraya kadar her şey normaldi, beni şaşırtansa filmin sonunda beliren filmin sponsoru oldu. Türkiye'de de büyük pazar payına sahip olan bir sigara firması.
Sigara firması gerçekten gençlerin sağlığını bu kadar çok mu düşünüyor, yoksa bu filmi kanser hastalarının açtığı trilyonlarca liralık tazminat davalarında savunma aracı olarak mı kullanacak, bilemem.
Ancak aynı şirket, hazır ellerinde böyle bir film de varken, neden bunu Türkiye'de de yayımlatmıyor merak ediyorum. Acaba kanser hastalarının tazminat davası açmalarını mı bekliyorlar? Henüz 18 yaşına girmemiş olmasına karşın sigaraya alışmış olan ve bir türlü bırakmaya ikna edemediğim oğlumla konuşurken, yıllardır birçok bakkaldan sigara aldığını, hiçbirinin kendisinden kimlik sormadığını söyledi.
Oysa 4207 sayılı kanunda 18 yaşından küçüklere tütün ve tütün mamulleri satışı yapılamayacağı açıkça belirtilmiştir.
Yani kanunları çıkartmaktan daha önemlisi, uygulanmalarını sağlamak.
Yakın zamanda TBMM'ye sunulan son derece olumlu kanun taslağında kafeler, internet kafeler, kahvehaneler, elektronik oyun merkezleri, atari, bilardo, bowling salonları ve benzeri yerlerin her türlü kullanım alanlarına tütün yasağı getiriliyor.
Lokanta ve kafeterya gibi yerlerle otel ve benzeri konaklama mekanlarının kapalı alanlarında ise tütün içenler için ayrı yerler düzenlenmesi öneriliyor.
Altıncı hissim bu kanun teklifinin bir yerlerde takılacağını söylüyor, umarım yanılıyorumdur.
Son sözüm oğluma ve tüm gençlere:
Sigara içtiğiniz değil, bıraktığınız gün gerçekten büyümüş olacaksınız.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok'un kaleminden)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|