|
Vardikara geliyor, tasasından ölüyor...
İncili Çavuş, Bekri Mustafa'ya soruyordu:
- Yahu Bekri, her sorunun kaba kuvvetle çözümlenebileceğine inanan ülkelerin başlarında geliyormuş Türkiye. Sence de her sorun, kaba kuvvetle çözümlenebilir mi?
Bekri:
- Politik değerlendirmelere göre zeki ve çalışkan olduğu saptanmış bulunan milletimizin, bu konudaki hassasiyetine kulak verilirse; çözümlenebileceğine inanmak gerekiyor, dedi.
- Nasıl yani?
- 450 bin erkek erkeğe kahvesini şöyle bir taradığında; ülke sorunlarının üstesinden gelinmesi için, genellikle önerilen çare hep aynıdır:
"- Sallandır 2 kişiyi, bak nasıl ortalık süt liman kesilir...
İncili Çavuş:
- Peki ama, dedi; bütçeden sadece yüzde 3.5 pay alan Sağlık Bakanlığı'nın yakınıp durduğu 35-40 bin doktor eksiği de, çözümlenebilir mi kaba kuvvetle, örneğin 2 kişiyi sallandırmakla?
Bekri:
- Hastalardan bir bölümünün kafasına indirirsin odunu; gerisi, mevcut doktor sayısının yeteceği oranda kalır, dedi...
- Yapma yahu, ne günahı var tıbbi bir bakımla ilaç beklerken, kafalarına odun yiyecek hastaların?
Bekri Mustafa, elindeki şişeden bir fırt çekti:
- Ee, dedi; her şey, vatandaştan önce vatan için. Kafalarına odun yiyecek hastalar da, mevcut doktor sayısının yeterliliğini kestirme yoldan sağlayarak hizmet etmiş olacaklar vatana; ne mutlu onlara...
* * *
Dinine diyanetine bağlı genç bir politikacı, fırsat bu fırsat, deyip; AB kulislerini gözleme gerekçesiyle, ekmek elden su gölden, sık sık gitmeye başlamış Brüksel'e...
Bir seferinde de, dost olmaya başladığı AB diplomatlarına gülümseyerek sormuş:
- Kırk yılda bir, şeytana uyarak, felekten bir gece çalmaya kalksak; Avrupalı bir nazeninle nasıl tanışabilir; nasıl yaklaşabiliriz kendisine?
AB'li diplomatlar da gülümsemişler:
- Gösterişli gece lokallerinden birine gidip, çök amerikanbara, demişler. Orada bazı masalarda yalnız oturan birkaç genç kadın göreceksin. Gözünün kestiği birine, sevimli bir gülücükle hafif selam ver; küçük bir el jestiyle davet et yanına... Yüzde doksan, o da gülümseyerek gelecektir yanına. Kendisine içki ikram et, büyük kent yalnızlıklarından söz aç; ne kadar zarif ve güzel olduğunu pırpırlat kibarca... İkinci, yahut üçüncü kadehten sonra da:
"- Buyurun isterseniz bizim otelde, ruf-barın altındaki diplomatlara ayrılmış özel dairede, gürültüsüz patırtısız yiyelim akşam yemeğini, deyin. Yüzde doksan gelecektir sizinle...
- Peki sonra?
- Dairenize çıkarken havyar, kuşkonmaz salatası, çikolatalı trüf ve şampanya söyleyin... Romantik bir müzik açın... Mönü geldikten ve tokuşturarak ilk şampanya kadehlerini içtikten sonra da; biraz daha yaklaşın kadına ve "Ne kadar güzelsiniz, ne kadar zarifsiniz" diyerek, şampanya şişesini alıp azıcık boynundan göğüslerinin içine doğru dökün... Brüksel'deki gece lokali kadınları, bayılırlar bu jeste...
Dinine diyanetine bağlı genç politikacı bir an duraklamış:
- Yalnız, demiş; gece lokalinde kadına ikram etsem de, ben içki içmem. Oteldeki daireye çıktığımızda; şampanya yerine, kadının boynundan göğsünün içine doğru, madensuyu döksem olmaz mı?
* * *
"Medeniyetler çatışması"nın, "medeniyetler uyuşması"na dönüşmesini isteyen Başbakan Tayyip Bey'e soracaklarmış; küçük kaçamaklar sırasında Avrupalı bir nazeninin boynundan göğüslerinin içine doğru, şampanya yerine, madensuyu dökmenin böyle bir "uyuşma"ya yardımcı olup olamayacağını...
* * *
Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:
- Neden İslam ülkelerinde, çalıp çırpma, yolsuzluk-soysuzluk, rüşvet, sahtecilik, devlet malını ziyan zebil etme daha yoğun? Neden kirli ülkelerin başında geliyor İslam ülkeleri; öldükten sonra cennetmekân olmaya odaklanmış insanlar, dünyadaki rezaletleri umursamadıkları için mi?
Hoca:
- Yok, demiş; doğduktan sonra iyi yaşamak isteyenler, öldükten sonra iyi yaşamak isteyenleri, bir güzel kazıkladıkları için...
* * *
Kadının biri, doktorların telaşlı şaşkınlığı içinde, bir yumruğu sıkılı kahkahalarla gülen bir bebek getirmiş dünyaya...
Başhemşire, bebeğin avucunu açtığında, bir pilül çıkmış içinden...
* * *
Şimdilerde AB'yi doğum kontrol hapı kullanan bir kadına benzetiyorlarmış ve soruyorlarmış:
- Bakalım Türkiye, avucunda bir pilülle kahkahalar atarak doğan bebeğe benzeyebilecek mi?
* * *
Fiskeli sözlerden küçük bir buket:
Zor yaşlar, her zaman yaşanmakta olanlardır.
* * *
Görüntüye aldanmayın, diyorlar. Tamam da, neye göre aldanacağız peki?
* * *
Para kazanmak nispeten kolaydır. Asıl zor olan, muhafaza etmektir onu. Ama daha da zoru, saçmalamadan becerebilmektir harcamasını...
* * *
Genç kızlar çok değişti, kadınlar da öyle. Tek değişmeyenler, kayınvalideler...
* * *
Acılarınızı içkide boğmaya mı çalışıyorsunuz? Aman dikkat edin, yüzmeyi bilir cenabetler...
* * *
Ümit Yaşar'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Pulsuz Dilekçe
Gel diyorum gelmiyorsun
Bağırıyorum işitmiyorsun
Ne haldeyim bilmiyorsun
Miyop musun
Hipermetrop musun Tanrım
Hiç beni görmüyorsun
c.altan@prizma.net.tr
|
|