|
 |
|
|
Tarih ve tarihsizlik!
Bir ülke, hem tarihli hem tarihsiz olabilir. Yani tarihini yok sayabilir. Ya da daha doğrusu, tarihinin bazı sayfalarını saklamak işine geldiği için tarihsizliği çözüm olarak görebilir.
Bizde bu var.
Hem de fazlasıyla.
Hem tarihimizin bazı sayfalarını saklarız, kendimize göre bir tarih yaratırız, hem de böyle bir tarihin tartışılmasını da mümkün olabildiğince yasaklarız. Kendimizce hoşlanmadığımız sayfalar gözlerden uzak kalsın diye...
Tabii bu da tarihten ders çıkarmamızı zorlaştırır. Aynı zamanda demokratik bir toplum haline gelmemizi geciktirir.
Tarih üzerinden güncel siyaset yapmaya da bayılırız. Sevmediğimiz şahsiyetleri, akımları hep tarih penceresinden vurmaya çalışırız. Tarih elimizde bir silahtır bu açıdan. Bazen acımasızca kullanırız.
Örneğin, durmadan vatan hainleri üretiriz tarihe bakarak...
Bu da bir başka özelliğimizdir.
Tarihi severiz.
Konuşmaya bayılırız.
Ancak bu tarih bazı bakımlardan tarihsizliktir aslında. Çünkü bazı gerçeklerin üstüne şal örten, kendimize göre yarattığımız bir tarih olduğu için...
Bir pazar günü nedir bu?
Tarih, tarihsizlik...
* * *
Değerli tarihçimiz, Princeton Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. M. Şükrü Hanioğlu'nun bir yazısı yol açtı bu pazar düşüncelerine. Hanioğlu'nun aşağıdaki satırları gerçekten uyarıcı ve düşündürücü:
"Uzun süreli bir tarihsizlik deneyimi sahibi olan Türkiye, tarihsizlik tezinin en kuvvetli biçimde savunulduğu toplumlardan birisidir. İlginçtir ki, günümüzde belki de bilinçaltı refleksleriyle dile getirilen bu tez, aslında Türk toplumunun ulus - devlet inşa'sı sürecinden beri tarihe yaklaşımıyla tam bir uyum göstermektedir.
Cumhuriyet'in bu süreçte günün koşullarına uygun tarih yaratma yolundaki gayretleri, aynı zamanda, bu süreci kolaylaştıracağı varsayılan bir tarihsizlik arzusunun dışa vurulmasından başka bir şey değildir.
Kendisine bilimsellik ve nesnel gerçeklik atfedilen, alternatifsizlikle kutsanan bu tarih, günümüz için mesele yaratmaması amacıyla mevcut gerçeklik zaviyesinden yeniden düzenlenmiş, buna uymayan sıkıntı yaratabilecek ayrıntıları ayıklanmış ve mükemmelleştirilmiştir.
Bu yaklaşım aynı zamanda tekil 'tarih'in tarih olmasını önleyerek, onu günümüzün ideolojisinin bir parçası haline getirirken, gerçekte toplumumuzu tarihsizliğe mahkûm etmiştir. Bu anlaşılmadan toplumumuzda sıklıkla dile getirilen bazı fikirleri tahlil edebilmek son derece zordur.
Mesela Türkiye'de çok sayıda entelektüelin kendilerini Kuva-yı Milliye mensuplarına benzeterek zihnen, halen devam ettiği zehabına kapılarak, Kurtuluş Savaşı'na katılmaları bir toplumsal histeriden değil, tarihsizlik fikrinden kaynaklanmaktadır.
Bu anlamda tarih, güncel olabildiği kadar, güncel de tarih olabilmekte, mesela iktisadi bir özelleştirme girişimi 1919 koşulları çerçevesinde ele alınabilmektedir. Bu zihniyetin içselleştirilmesi, adeta tabii bir refleks olarak algılanması, sorunun derinliğini artırmakta ve bertaraf edilmesini güçleştirmektedir.
Şüphesiz, devletinin kurucusunun ayrıldığı eşinin evrakının yıllar sonra 'muzır' fikirler taşıyabileceği, günümüz toplumuna zarar verebileceği gerekçeleriyle müsadere edilerek mühürlendiği bir toplumun bu alanda kat etmesi gereken uzunca bir yol vardır.
Bu alanda belki de yapılacak ilk iş, tarihsizliğin bir çözüm olmaktan ziyade, toplumun önündeki bir engel olduğunun kabulü ve tarihin, tarih haline gelmesine müsaade edilmesidir.
Güncel etrafında bir 'bilimsel' ve kutsal tarih tekeli yaratmak yerine, farklı tarih tezlerinin tartışılmasına izin vermek, siyasetin atması gereken en önemli adımdır. Bu aynı zamanda siyasete daha anlamlı politikalar üretme imkânını sağlayacaktır.
Sorun, her devletin yarattığına benzer efsaneler ve tarih inşa edilmiş olmasından ziyade bunların tartışılmamasıdır.
Demokratik toplumlar, tarihsizliğe sığınmak yerine, tarihi tartışabildikleri için onu anlayabilmekte, ondan dersler çıkarabilmektedirler." (Tarihsizlik çözüm mü? Prof. Dr. M. Şükrü Hanioğlu, Zaman, 21.6.05, s.18)
* * *
Bu satırları düşünmekte yarar var.
Tarihten ders çıkarmak ve demokratik toplum olmak istiyorsak, bu konuyu gerçekten önemsemeliyiz.
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|