|
 |
|
|
Dershaneye bağımlılık artacak
İyi okullara girmek artık büyük yatırımlar gerektiriyor. Önümüzdeki yıl, liselere giriş sınavına bir milyon, ÖSS'ye ise iki milyon adayın girmesi bekleniyor.
Gelecek yıl, her iki sınav sistemi de yenileniyor. Ortaöğretim kurumlarına girişte artık tek sınav uygulanacak. Kolejler sınavı, artık tarih oldu. Milli Eğitim Bakanlığı'nın son yıllarda aldığı belki de en isabetli kararlardan biri de bu. Veliler, artık o okul senin, bu okul benim diye kapı kapı koşturmayacak. Ama artan aday sayısı ile birlikte anadolu liselerini, fen liselerini, kolejleri ve anadolu meslek liselerini kazanmak bir o kadar güç olacak.
Üniversiteye giriş sisteminde de öğrenciyi dershaneye yönlendirecek önemli değişiklikler var. Lise iki ve üçüncü sınıftan da soru sorulacak olması bunun en açık göstergesi. ÖSS'ye girenlerin yarısı düz lise mezunu değil. Dolayısı ile liselerin ikinci ve üçüncü sınıflarında okutulan derslerden bihaberler. Oysa yeni sınav sisteminin ikinci bölümünde yer alacak alan soruları, tümüyle bu sınıflara yönelik. Yani meslek lisesi öğrencilerinin okumadığı derslerden. Öğrenci, bu açığı nerede kapatacak? Elbette dershanede!
Liselerden önceki yıllarda mezun olanların da dershaneye gitmelerinden başka çare yok. Daha önce lise sondan hiç soru gelmediği için çoğu hiç okula gitmedi. Liselerin boşalması ve yeni tedbirlerin alınması hep bu yüzden. Şimdi onlar da bu açıklarını kapatmak için dershanenin yolunu tutacak.
YÖK ve ÖSYM, dershanelere olan bağımlılık azalacak dedikçe, giden öğrenci sayısı artıyor. Her defasında hesap hatası yapıyorlar. İşin ekonomik yönü devasa boyutlarda. Her yıl katrilyonlarca lira bu sektöre akıyor. Sonuçta da ne bu okullara giren öğrenci sayısı artıyor ne de kalite. Her şey ortada...
Ama eğitim sektörünü asıl tedirgin eden önemli gelişme, dershanelerin giderek artan bir şekilde tarikatların kontrolü altına girmeleri. Okul sisteminde öyle ya da böyle göz önünde ve kontrol altında olan tarikatlar, dershanecilikte istedikleri gibi at oynatabiliyorlar. Özellikle yatılı dershanelerde öğrencileri sadece iyi okullara hazırlamakla kalmıyor, manevi yönden de bilinçaltlarını ele geçiriyorlar.
YÖK, ÖSYM ve siyasi partiler anlamsız kavgaların peşinde koşarkan, pırıl pırıl gençlerimiz, ya maddi olanaksızlıklar nedeniyle sınav yarışında geri kalıyor ya da tarikatların kucağına düşüyorlar.
Bugün bu boşluğu tarikatlar dolduruyor. Yarın başkalarının doldurmayacağı ne malum! Eğitim kurumları ve çocuklarımızın her türlü dış etkilerin uzağında kalmaları gerekliliği, dünyada yaşanan son gelişmeler, mercek altına yatırıldığında çok daha büyük önem taşıyor. Ama bunu kim sorgulayacak?
Devletin en tepesindekiler mi? Güldürmeyin! MEB, YÖK, ÖSYM ve TÜBİTAK gibi yönlendirici kurumlar mı? Bugüne kadar ne yaptıkları ortada. Ne kadar az zarar verirlerse o kadar iyi. Eğitime yönelik sivil toplum dernekleri derseniz yine büyük bir hayal kırıklığı ile karşılaşabilirsiniz. İçlerinde çok iyi niyetli olan birkaçı dışında, koltuk sevdalılarıyla dolu olmayanı bulmak çok zor. Öğretmenlerimiz ise ipin ucunu çoktan kaçırdı. Öylesine köşeye sıkıştırıldılar ki ne idealizmleri kaldı, ne de yaşama sıkı sıkıya sarılacak halleri. Veli ve öğrencilere gelince, içimizde hem en masum hem de en kabahatli olanı, hiç tartışmasız onlar.
Masumlar çünkü her şey onların dışında gerçekleşiyor. Kabahatliler çünkü, hiç bir şeye karışmıyorlar. Medyayı ise hiç sormayın. Milliyet dışında, eğitimi ciddiye alan var mı?..
Özetin özeti: Yaşam hakkından sonra en temel hak, eğitim hakkı. Onun hali de ortada...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|
|

|