Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 17 Temmuz 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Arnavutlar gerçekten ilginç insanlar


Yıllar önce Kosova Savaşı sırasında Tiran'a gittiğimde, helikopterle kentin üzerinde uçarken dikkatimi, hemen her evin bahçesinde bir tane bulunan "koruganlar" çekmişti.
Enver Hoca'nın paranoyak dış politikasının sonucuydu bunlar..
Amerika, Almanya, Yunanistan, Yugoslavya, Rusya... Herkesin gözü Arnavutluk'taydı ve bir işgale karşı bu küçük ülkeyi korumak ülkenin her ferdinin ilk göreviydi..
Bu paranoya o hale geldi ki, sonunda Arnavutluk gibi 3 milyondan biraz fazla insanın yaşadığı bir ülkede tam 700 bin korugan yapıldı.
Bunun nasıl bir deli saçmalığı olduğunu görmek için şu hesaba bakmak yeterli: İki korugan yapmak için gerekli olan beton ve çelikle orta büyüklükte bir apartman inşa edebilmek mümkündü.
O gün helikopterle Tiran üzerinde uçarken bazıları yakın arkadaşım olan "Enver Hocacıları" anmıştım. "Onun böyle bir deli olduğunu bilselerdi, acaba yine de onun yazdıklarının peşine takılıp giderler miydi?" diye..

Çoğu korugan yıkılmıştı..
Aradan yıllar geçtikten sonra Tiran'a gidince, gözlerim yine o koruganları aradı..
Birçoğunun yıkıldığını fark ettim. Yol kenarlarında, havaalanı civarında hâlâ dev boyutta olanları duruyordu ama evlerin bahçelerine dağılmış olanların birçoğunun yerinde yeller esiyordu.
Gazetelerin yazdığına göre bu koruganların hâlâ ayakta olması, halkın psikolojisini olumsuz yönde etkilemeye devam ediyormuş.
Dış dünyaya karşı güvensizliği besleyen ve ülkenin yeniden başladığı kalkınma hamlesine ayak bağı olan bir psikolojik ortam yaratıyormuş.
Birçoğu bu nedenle yıkılmış. Hâlâ yıkılmayanların ise "bar", "lokanta", "sanat galerisi" gibi kullanılması ve dışlarının güzel renklerle boyanması planlanıyormuş.

Oyum Marquez güzeline!
Tiran'daki son gecemde "komünist" dönemin bir başka eserinin içindeydim.
"Halk Kongreleri"nin toplanması için yapılan ve benzerlerine sadece eski komünist ülkelerde rastlayabileceğiniz büyüklükteki bir kongre sarayında Arnavutluk Güzeli seçiliyordu.
Ve yarışmayı düzenleyen televizyon kanalının sahibi olan arkadaşımın ricasıyla jüride ben de vardım.
Oyumu "Marquez hayranı" olduğunu söyleyen kıza verdim, neden bilmiyorum..

Bush'u seven kazanıyor!
Yollarda yürürken iki hafta önce seçimden çıkmış bir ülkede görebileceğiniz her şey mevcuttu.. Parti bayrakları, posterler, propaganda afişleri...
Nedense hem solcu partinin, hem de sağcı partinin bayraklarının yanında bir tane de Amerikan bayrağı vardı..
Gazeteci arkadaşım, politikacıların, Amerika'ya yakın olmanın oy getirdiğini düşündüklerini anlattı.. Seçimden önce liderlerin Bush ile çekilmiş fotoğraflarının gazetelerde yayımlanması için çaba gösterdiklerinden söz etti.
Bütün dünya Bush'tan nefret ederken, Bush ile yakınlığın oy getirmesi! Bu Arnavutlar gerçekten ilginç adamlar diye düşündüm!

Ömer Tarkan'ın ardından...
Ömer Tarkan'ı, Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdiği gün tanımıştım. Sınıf arkadaşlarım Faik ve Mete'nin liseden arkadaşıydı. Sarışın, benim gibi dev gözlükler takan, güler yüzlü ve çok kibar bir çocuktu. Kısa sürede kırk yıllık arkadaşlar gibi olmuştuk.
Dün Karacaahmet Camii'inde yeşil bir örtüye sarılı tabutuna bakarken, onu artık sadece o ilk günkü haliyle hatırlayacağımı fark ettim.
O sessiz kibarlığının ardında hep "huzursuz" bir insan olduğunu düşünürdüm. Huzursuzluğu kendisiyle ilgili değildi. Ya da arkadaşları ve çevresiyle..
Huzursuzluğunun bir tek nedeni vardı; mümkün olan en kısa sürede mümkün olamayacak her şeyi yapabilmeyi düşlemek gibi bir neden.. O yaşlarda hepimiz politikacılara kızardık, o üç kere kızardı, hepimiz insanların boşvermişliğinden şikâyet ederdik, o belki bin kere ederdi..
Dünyayı ve insanları değiştirebileceğine inanırdı, değişmemekte direnenleri görmek, içinde görünmeyen volkanların patlamasına yol açardı.
Bunun sonucunda da sırtını dönüp yürüyüp gitmeyi tercih ederdi. Çünkü kalıp kavga etmeye uygun bir tabiatı da yoktu..
Çok değerli bir aydındı. Kendisinden çok ülkesinin meselelerini düşündü ve kendisiyle hiç ilgilenmemenin bedelini de aramızdan çok erken ayrılarak hem kendi ödedi, hem de bizlere ödetti..
Allah rahmet eylesin, yakınlarının ve biricik kızının başı sağ olsun..

mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Vardikara geliyor, tasasından ölüyor...
İncili Çavuş, Bekri Mustafa'ya soruyordu:
Melih AŞIK
Balçova Termal
Uzun yıllar sonra görüştüğümüz İsveçli dostum...
Fikret BİLA
Türkiye-ABD ilişkilerinde Irak ikilemi
Irak, Türkiye - ABD ilişkilerinde önemli bir ...
Hasan CEMAL
Tarih ve tarihsizlik!
Bir ülke, hem tarihli hem tarihsiz olabilir. ...
Güneri CIVAOĞLU
Tavır
Kuşadası terörünün dün akşam itibarıyla bilan...
Can DÜNDAR
Zenginin malı, züğürdün canı...
İnsan yurtdışına gidince daha iyi anlıyor Tür...
Abbas GÜÇLÜ
Dershaneye bağımlılık artacak
İyi okullara girmek artık büyük yatırımlar ge...
Mehmet Y. YILMAZ
Arnavutlar gerçekten ilginç insanlar
Yıllar önce Kosova Savaşı sırasında Tiran'a g...
Hasan PULUR
Oldu mu, yakıştı mı?
GÜZEL bir deyim vardır:
Derya SAZAK
Terörün hedefi
Korkulan oldu, Kuşadası'nda bir minibüste pat...
Meral TAMER
Roche'un sönük açılışının düşündürdükleri
Dünya ilaç piyasasını avuçlarının içinde tuta...
Tamer HEPER
Geriye gidiş var
Düzeltme: Dünkü yazıda "vukuat" kelimeleri ya...
Güngör URAS
Sabancı Müzesi'nde "Turquerie"
"Turquerie" deyimi Avrupa'da, "Türk hayatı ve...
Serpil YILMAZ
Çin, anti damping davalarına 3 milyar dolar ödedi
Çin Hükümeti ilk kez yabancı bir basın grubun...

© 2005 Milliyet