|
Şark faşizmi sert adımlarla şarlatanlık büyütür
Şark faşizminin özelliği, bir zamanların üretimi büyük ölçüde "kol gücü"ne dayalı çeşitli boylardaki fabrika patronluğu ile; "aza alıp çoğa satma" sektörünün tüccar zenginliği yerine; Hazine'den geçinenler kesiminin tepesinde kurulan "saltanat zenginliği"nin oturtulması...
Şark'ta saltanatlı bir hayat sürmek ve servet sahibi olmak; ancak iktidar sahibi olmak ve iktidar sahipleriyle "omuzdaşlık ve ortaklık" etme sayesinde mümkün...
Filistin'in simgesel ve tahtsız lideri Arafat, ne fabrikatördü, ne tüccar; ölümünden sonra 11 milyar dolarlık bir serveti çıktı ortaya ve eşiyle Filistin politikacıları arasında miras pazarlıklarına neden oldu...
***
Şark faşizminin özelliği, mesleksiz kul yığınlarının, Hazine'den geçinenlerin her kesimine sorgusuz sualsiz boyun eğmeleri ve Hazine'den geçinenler kesiminin de, hiyerarşik olarak bir üstünün "emir kulu" sayılması...
En tepede ise, astığı astık, kestiği kestik olan sultan, şah, lider...
***
Şark faşizmi ekonomik bir saydamlığa asla geçit vermez ve birtakım kutsal sloganlarla; elinde tuttuğu "hainlik" damgasının hareketlendirdiği idam sehpalarının arkasında çiçeklenir...
Ve kendisine destek verecek dış merkezler arar sürekli...
- Ne karşılığında mı, diyorsunuz?
- Kul yığınlarından saklı, her türlü ödün karşılığında...
***
Şark faşizminin özelliği; Hazine'den geçinmelilerle ilmikli her türlü yolsuzluk, soysuzluk, rüşvet ve sahteciliğin sinsi bir cüzzam epidemisine uğraması ve bir türlü "gelişmiş ülke" olamaması; diplomatik dilde "gelişmekte olan ülke" kategorisinden kurtulamaması...
***
Şark faşizminde, kendini olduğundan daha fazla gösterme geleneğini benimsemiş, bir yığın şarlatan yetişir kuşak kuşak...
Şarlatanlık, gövdesel ve beyinsel enerjisini, "belirli bir donanım sonucu somuta dönüştürme" anlamına gelen, "meslek"ten yoksun bir havalanmayla, kendini olduğundan daha fazla gösterme "pozörlüğü"dür...
***
Gelelim yine bizim Türkiye'ye...
Genç kızların evlilik aranışında, kimlerin "makbul koca" sayılabileceğinin bir listesi yapılsa...
Subay mı, marangoz mu?
Kaymakam mı, balıkçı mı?
Savcı mı, terzi mi?
Milletvekili mi, aşçı mı?
Yap-satçı mı, mimar mı?
Galeri sahibi mi, öğretmen mi?
Belediye başkanı mı, imam mı?
Futbolcu mu, doktor mu?
Sahne sanatçısı mı, eczacı mı?
Emniyet müdürü mü, kabzımal mı?
vs...
***
Türkiye'nin, çeşitli kutsal "tabu" ve "dogma"ların gölgesi altında; ne kadar bir Şark faşizminin çemberinde kaldığı ve bunu ne kadar yırtmaya çalıştığı gitgide daha çok ortaya çıkacak...
Öncelikle son yüzyılda, "makbul kocalar" listesindeki değişimler gündeme geldiğinde...
Sonra da son yüzyılda "tahsisat-ı mesture ve örtülü ödenek"ten kimlere neler dağıtıldığı saydamlaştığında...
Ve son yüzyılda "siyasetçi yalanları" üstüne, isim isim bir diksiyoner yapıldığında...
Kimlerin neleri harmanladığı, kimlerin de ne kazıklar yediği su üstüne çıktığında...
21. yüzyıl çocuklarının, hangi hedeflere göre yönlendirilmesi gerektiği de, daha netleşmiş, daha imbiklerden geçmiş, daha berraklaşmış olmaz mı?
***
Modern teknolojilere dayalı üretimlerin devreye girmesi; kol gücüne dayalı, çerçevesi dar üretimlerin tarihe gömülmeye başlaması ve gün günden bilimselleşen ekonominin küreselleşmesiyle; henüz daha "tabu" ve "dogma"larından yeterince arınamamış Türkiye'nin, bütünleşebilmesi nasıl olacak?
"Biz-onlar" ayrımını aşan bir sentezle mi olacak?
Yoksa evrensel bir değişimin dinamiği önünde; "gelişmekte olan ülkeler" kategorisinde mahpus kalarak, bin bir çalkantının kalburlarından elene elene bir füzyona uğrayarak mı olacak?
***
Küreselleşme dönemi, aynı zamanda Şark faşizminin de eriyip gitmesi dönemi; siyasal ve bürokratik saltanatlar döneminin komaya girmesi dönemi...
***
Medya, Başbakan Tayyip Bey'le, Rusya Devlet Başkanı Putin'in, tutanak dışı yaptıkları baş başa görüşmelerin görüntülerini yayımlıyor...
Vaktiyle Soğuk Savaş sloganlarını ırgalamaya çalışanları, sürekli ihanetle suçlayan koroların sesleri yankılanıyor kulaklarımda:
- Moskova'ya, Moskova'ya...
***
Şimdi o sesler nerede; Rıfat Ilgaz gibi, Reşat Enis gibi ozan ve yazarların yasaklanmış kitapları nerede?
Yazık olmadı mı, kırk yılda bir uç veren, onca gönül ve beyin adamına?
***
Her sorunun kaba kuvvetle çözümlenebileceğine inanmanın da, bir bedeli vardır.
Gönül ister ki, Türkiye'nin genç kuşakları; beklenmedik dikenli sürprizlerle, zehir tüten bataklıklar ortamında, düşe kalka ödemek zorunda kalmasınlar bu bedeli...
***
Şark faşizminin "onlar-biz" ayrımını yaratan koşullanmalarından arınan ve sevdikleri bir uğraşın kalitesiyle özdeşleşme aşkını, her türlü şarlatanlığa yeğ tutanlar; çok daha ışıklı ve doyumlu yaşayacaklar...
***
Hayatı hak etmek isteyenler, enseyi karartmasın...
Kurnazlık, pozörlük, şarlatanlıkla hayattan yararlanma peşinde olanların ise, ensesi bir hayli korunmasız 21. yüzyılın güneşlerine...
Bendenize öyle görünüyor.
Ve hayat kimseye öğretilemez, hele biyografilere de meraklı değillerse...
c.altan@prizma.net.tr
|
|