|
Dağın cazibesini kırmak için...
Dağdaki eli silahlı PKK'lıyı dağdan indirmek...
Güneydoğu'da ve büyük şehir varoşlarında yaşayan Kürt gençlerinin dağa çıkmasını önlemek...
Ama nasıl?
Dağın cazibesini kırarak...
Peki, nasıl kırılır bu cazibe?.. Bu sorunun elbette tek yanıtı yok.
Olamaz da.
Ama bu soruda düğümlenen sorun çözüm yoluna sokulmadan, bu ülkede ne Kürt sorunu çözülür, ne de demokrasi sorunu...
Barış ve huzurun gerçekten tesis edilebilmesi için de, malûm, bir hedefi küçültmek şart.
Küçültülecek hedef de PKK'dır.
Silahtan, şiddet ve terörden vazgeçmeyen PKK'yı zayıflatmak içinse, öncelikle el atılması gereken konuların başında, dağın cazibesini kırmak geliyor.
Ancak bu sadece askeri mücadeleyle, güvenlik önlemleriyle olabilecek bir şey değil.
Dün bu konuyu bazı Kürt aydınları ile konuştum.
Bundan önceki iki yazımda olduğu gibi, dinlediklerimi, aldığım notları yine tırnak içinde, isimler bende saklı olmak üzere aşağıda özetliyorum.
Belki değişik odaklarda beyin jimnastiği yapılmasına katkıda bulunur bu satırlar diye düşünüyorum, neden omasın...
* * *
"Neden dağa çıktılar?.. Artık eskisi kadar olmasa da, neden dağa çıkmaya devam ediyorlar?..
Kürt gençlerini düşünün.
Doğu'da, büyük şehir varoşlarında yaşayan gençleri... Yaşıtları olan Türk gençleri gibi mi yaşıyorlar?
Sanmıyorum.
Geleceğe dönük beklentileri Türk gençleri gibi değil. Onlar da okusunlar, iş sahibi olsunlar, mutlu aile yuvaları kursunlar... Bu imkâna sahip olan, bunu bugün düşünebilen Kürt gençlerinin sayısı çok sınırlı...
Ayrıca büyük şehir varoşlarında Kürt oldukları için itilip kakılmanın, istiskal edilmenin, aşağılanmanın acısını da yaşıyorlar.
Şehirde kolay iş bulamıyorlar, kendileri de, babaları da. Eskiden bu kadar değildi. Nüfus kâğıdına bakınca, doğum yeri Güneydoğu'dan olunca, Lice'den, Dicle'den, Şırnak'tan vesaire olunca, artık kolay iş vermiyorlar.
Öküzün altında buzağı aranıyor.
Devlette, bürokraside böyle bir paranoya yıllar içinde çok güçlendi, yerleşti. Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir yerlere gelmesi konusunda, sivil olsun asker olsun devlet bürokrasisinde rahatsızlık var.
Kuşku ve direniş var.
Yazık olan bu.
İşsiz güçsüz, geleceğe umudunu kaybetmiş, ailesini, kendisini aşağılanıyor duygusuna kapılmış Kürt gençlerinin kafasında, böylece, dağ bir cazibe merkezi olarak ışıyor. Dağa çıkmak, eline silah almak, PKK saflarına katılmak, bir ideal olarak yer edebiliyor gençlerin kafasında bu...
İşte bu nasıl kırılacak?
Devletin kendi vatandaşlarına karşı paranoyadan kurtulması lazım. Devletin kendini bu insanlara yabancılaştırmaması lazım. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir bölüm vatandaşlarının, sırf Kürt oldukları için, devletin kendilerine farklı muamele ya da ayrımcılık yaptığına inanmaması lazım.
Bu yıllardır olmuyor.
Bir diğer nokta aftır.
Önkoşulsuz bir af!
12 Eylül askeri rejiminden bu yana gerçek af çıkmadı. Hep PKK nedeniyle ertelendi. Olağanüstülük sürdü gitti.
Oysa dağdaki Kürtler için, hapisteki ve hapisten çıkmış Kürtler için ve diasporadaki Kürtler için böyle bir af, gerçek bir af, hedef küçültmektir. Hâlâ silah diyenleri, silahlı mücadeleyi savunanları tecrit etmektir.
PKK'nın elini zayıflatmaktır.
Dağın cazibesini kırmak için af şart... Geçmişte yapılan düzenlemeler, infaz yasasında yapılan değişikliklerle, itirafçılığı da zorlayan pişmanlık yasalarıyla atılmış adımlar, dağın cazibesini kıramadı.
Ayrıca bu genel affın sadece PKK ile de ilişkilendirilmemesi gerekiyor. Bu noktayı vurgulamakta da yarar var.
Ne zaman af gündeme gelse, hep aynı argüman çıkarılır karşısına:
'Şimdi sırası değil!'
Ne zaman sırası olacak ki?
Her şey güllük gülistanlık iken af çıkarılmaz ki... 1999'da Apo Türkiye'ye postalanırken, birkaç nokta üzerinde durulmuştu.
Bunlardan biri:
Apo idam edilmeyecekti.
İdam cezası kaldırıldı.
İkincisi:
PKK silah kesecekti.
Bu da oldu.
Üçüncü noktaya gelince:
Önkoşulsuz af...
Bu olmadı. Böyle bir affın Apo'yu da kapsayacağını kimse beklemiyordu. Ama affın dağdakileri indirecek nitelikte olması gerekiyor. Olmadı. Ecevit-Yılmaz-Bahçeli'den oluşan üçlü koalisyon hükümeti bunu gerçekleştiremedi.
Atılan adımlar yetersizdi.
Sonra bu konu, AKP hükümetinin gündemine geldi 2003 başlarında. Başlangıçta iyi gidiyorlardı. Sonra frene bastıkları görüldü. Asker ve sivil bürokrasi, anlaşıldığı kadarıyla, bu bakımdan etkili oldu.
Çıkaramadı gerçek affı.
Yapılan düzenleme işe yaramadı.
Oysa, artık Doğu'da kimse silah sesi duymak istemiyor. O günlere tekrar geri dönmek aklı başında herkes için bir kâbus... Ama buna rağmen halkın arasında, tabanda PKK ve Apo eskisi kadar olmasa da hâlâ güçlü...
Dediğini yaptırabiliyor.
Para toplayabiliyor.
Dağa adam çıkartabiliyor.
Eski gücünde olmasa bile öyle... Eskiden olduğu gibi eylem koyamasa da öyle... Belli bir gücü olduğu için Kürt aydınları sesini gür çıkaramıyorlar. Bir karşı ağırlık koyamıyorlar.
Dağın cazibesini kırmak için çok önemli konuları, bir daha özetlersek: Hikmet Fidan cinayetinin aydınlatılması... Af... Devletin davranış biçimlerini değiştirmesi... Ekonomik, sosyal beklentilerin düzeltilmesi...
Bütün bunlar bir yerde düğümleniyor:
Siyasal iktidar!
Hükümet yapabilecek mi, inisiyatif kullanıp yürekli davranabilecek mi?.."
* * *
AKP hükümetine yönelik bu soruyla yazıyı kesiyorum. Yarın bu kez hükümetin bugüne kadarki çizgisini sorgulayan, dağın cazibesini kırmak konusunda neler yapabileceğini irdeleyen, bu arada Demokratik Toplum Hareketi'yle ilgili bazı noktalara değinen bir yazıya bu köşede yer vereceğim.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|