Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 20 Temmuz 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kapatalım bu bahsi: Zira başım ağrıyor!


Bakma sen, yazının da bir kafası var. Rakı kafası gibi, şarap kafası gibi, tıpkı onlar gibi işte, bir de "yazı kafası" var. İnsan, yazması gerekenler, gerektiğini zannettikleri arasında sersemleşiyor yıllar içinde: Kafası "iyi" oluyor. Sanırsın ki senin çok ciddi cümlelerine ihtiyacı var dünyanın. Sanırsın ki o çok mühim, çok mühimmatlı mevzu bahisleri yazmazsan çok ayıp olur.

Yazının da kıvamı var
Oysa hayatın bir kıvamı olduğu gibi yazının da bir kıvamı var. Neşesini bozarsan kıvamı kaçar. Kıvamı tutturamazsan da kabak tadı vermiş insanlardan biri olarak kalırsın bir "köşede". Kendini mühim sanarak üstelik ve üstelik de kabak tadınla bir başına, yazısız, kıvamsız. Oysa...
Oysa kabak tadı vermeden önce, kaptırmış giderken "köşe yazarlığı otobanında", son çıkıştan sıvışıp kabak çiçeklerinden söz etmek isterim, direksiyonu kırıp aniden. Ege'nin maksat muhabbet olsun pazarlarında satılan, alelacele satılması gereken kabak çiçeklerinden.
Bir kahkaha kadar turuncu kabak çiçeklerini gülüşmeli, tatlısından dedikodulu kadın elleri toplayıp pazara getirir. Çiçekler solmasınlar diye gölgede tutulurlar, biliyor muydun?
Sonra başka gülen kadınların başka elleri alıp onları o gün, hiç vakit kaybetmeden kabak çiçeği dolması yaparlar. Çiçek yemek iyidir, biliyor musun? Gülmek gelir benim içimden. Düşünsene, çiçek yiyorsun, komik değil de ne?

Eflatun saati
Sonra o dolmaların tabaklara dizildiği saatler vardır. Eflatun saati adını taktıydım ben o saate. Bütün renklerin dirildiği o aralık.
Güneş battığı andan sonraki bir saat. O saati nicedir yazmadım, ne diyorsun? Otobanda takılmış giderken kıvrılıp çıkacağın ara yolu kaçırmak gibi. Oysa insanın başına umulmadık şeylerin geleceği o ara yoldan başlamıştım yazmaya. Oralarda iyiydim ben. Mesleğim oydu, ara yolların çırağıydım ben. Bak şimdi ne oldu? Bir cemre yazmadan bahar geçti, dibe dalıp balıkları görünce güldüğümü, ağzıma su dolduğunu yazmadan yaz. Yaz, yaz, yaz... Nereye kadar yazmadan? Hakikaten yazmadan...
Düğmelerini yanlış ilikleyen çocuklar görüyorum oysa, anlatsana değil mi ya?
Lüks evcil hayvan dükkânlarından birinin önünde, önceki gün daha, bir kapıcı kadın gördüm, pembe kurdele bağlamış küçük kuzusunun boynuna. "Ne yedireyim doktor hanım?" diyordu dükkânın sahibi kadına. Yazsana, değil mi ya? Bakma, geçiyor dünyanın mühim meseleleri, en sona hakikaten yazdığın yazılar kalıyor.
"'Nasıl sevmeli?' diye bir yazı yazmıştınız" diyorlar en sonunda, yıllar geçse de insanlarda kalan o oluyor. Hayat, ona gerçekten dokunduğun yerden hatırlıyor seni. İnsan, hayata kalpten dokunduğu yerden kaydoluyor zamana.
Ama insan "kıyıdan" uzaklaştıkça kendini kaptan sanıyor, biliyor musun? Bir gemiyi yürütmenin derdine düşüyorsun. "İleri!" diye bağırıyorsun kelimelere.
Dünya yuvarlak oysa, ne kadar gitsen en son gelirsin başladığın yere. Yazı da öyle. Fethedilecek bir yer yok, yeneceğin bir savaş yok. Duruyorsun, efendi gibi dur, değil mi ya!

Biraz serserilik
Arkadaş, kabak tadı vermeden, bir an evvel kabak çiçeklerinden bahsetsene! Değil mi ya! Bırak otobanı, sap papatyalı, mor dikenli, kekikli yan yollara. Hayat oralarda, yazı oralarda. Değil mi azizim? Sen söyle.
Kabak çiçeğinin erbabıysan işini yap... Neyse aziz efendim, durum böyleyken böyle. Velhasıl kapatalım bu bahsi çok rica ederim. Zira başım ağrıyor.
Artık yazı biraz serserilik yapmak, yine eskisi gibi, su birikintilerinden, balıklardan, eflatun saatlerinden, içimizin eşkıyalarından velhasıl hayattan bahsetmek istiyor. Değil mi ya!

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Terörün tabanı
Org. İlker Başbuğ gazetecilere brifing verirk...
Çetin ALTAN
Şark faşizmi sert adımlarla şarlatanlık büyütür
Şark faşizminin özelliği, bir zamanların üret...
Melih AŞIK
Atatürkçü Demirel
Kim derdi ki... Bir zamanların "solcu" Karaoğ...
Fikret BİLA
Değişik formatta bir Genelkurmay brifingi
Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Ba...
Hasan CEMAL
Dağın cazibesini kırmak için...
Dağdaki eli silahlı PKK'lıyı dağdan indirmek....
Güneri CIVAOĞLU
Piranha dişleri
Politikanın bir tek kapısı vardır, üzerinde "...
Abbas GÜÇLÜ
Kazanmak bu yıl çok daha zor
Veli ve öğrenciler için en zor günler başladı...
Nail GÜRELİ
Yüksekova'da ağır çekim yaşam
İşsizliğin, yoksulluğun, yoksunluğun, bırakıl...
Semih İDİZ
Erdoğan'dan Myers'a yanıt: K. Irak'a gerekirse sormadan gireriz
ABD Genelkurmay Başkanı General Richard Myers...
Sami KOHEN
Farklı bir yıldönümü
KIBRIS harekâtının bu yılki kutlamalarının ge...
Mehmet Y. YILMAZ
General Myers, kırmızı çizgilerini gösterdi
Amerika Birleşik Devletleri silahlı kuvvetler...
Hasan PULUR
"Haram olsun!"
ECEVİT, "Milli Kahraman!" Padişah Vahdettin'i...
Meral TAMER
İlaçta dünyanın 16. büyük pazarıyız
Dünyada rekabete en kapalı 2 endüstri hangisi...
Ece TEMELKURAN
Kapatalım bu bahsi: Zira başım ağrıyor!
Bakma sen, yazının da bir kafası var. Rakı ka...
Güngör URAS
Yabancı bankanın iyi yapanı da kötü yapanı da var
Bizim bankalarımız nasıl yurtdışında şube açı...
Serpil YILMAZ
Tarihi toprak asker kentini teknoloji üssü yaptılar...
Bundan 30 yıl önce Xian kentinde Çinli bir de...
M. Ali BİRAND
Genelkurmay şaşırttı...
Genelkurmay 2 inci Başkanı Org. Başbuğ' un d...

© 2005 Milliyet