|
 |
|
|
Ceket düğmesi iliklemek
Gazeteci ile kulüp yöneticisinin, ceket düğmeleri iliklendikten sonra tokalaşarak muhabbet ettiği devirde başladım ben mesleğe.
"Basarım tokadı" falan gibi laflar kimin haddine.
Kapılarda karşılayıp, kapılara kadar uğurlardı birbirlerini bu insanlar.
Severlerdi. Sevmeyenler de sayarlardı.
Kimse kimseyi kullanmaz, kimse kendini kullandırtmazdı.
Henüz "dört büyükler" kaynakları yutan egoist canavarlara dönüşmemişti.
Sahibinin sesi "embedded" gazeteciler de yoktu, yönetici ile yakınlığını "en önemli haber" sanan meslektaşlar da...
Şike bile hatır için yapılırdı çoğunlukla.
İlişki, bugünkü gibi aynen yansırdı sokaktaki insana.
Zaten başka türlü olamazdı... Ortam müsait değildi Kıbrıs çıkarması ile 12 Eylül darbesinin arasındaki tarihte.
Televizyon tek kanaldı... Daha ANAP bile kurulmamıştı.
* * *
Ustalarımız bize, "ne yaparsan yap haberi almadan gelme" yerine, "sakın onurunu çiğnetme" derdi. Kendileri ise "reklamın iyisi kötü olmaz" yıvışıklığını bilmezler, aykırı fikirler yaratmak uğruna saçmalamazlardı yazılarında.
Haber kutsaldı asıl...
Hattı haber yoktu, sathı haber vardı ve o satıh da bütün Vatan'dı.
Gençler inanmazlar ama, futbolcu olmayan, hatta ünlü bile olmayan sporcular sık sık yer bulabilirdi kendilerine "gazetelerinde". "Benim gazetem" diye bir kavram vardı.
Müthiş bir enerji akımı yaşanırdı insanlardan sayfalara, sayfalardan insanlara.
Gazeteciliğin misyonlarından biri ve belki de en önemlisi spora gönül veren amatörlerle kamuoyu arasında köprü olmaktı. Trilyonluk bebekleri sevgilisinden ayak nasırına kadar haber yapmak değil.
İyisi, kötüsü... Fakiri, zengini... İnsanlar medyada kendini bulmakta zorlanmazdı.
* * *
İşin fenası, devir değişti bizim kafaları bir türlü yenileyemedik!..
Mesela ben, Bingöl'deki futbol aşığı imama gönderilen malzemelerden duyduğum kıvancı ve mutluluğu hangi takımın süper transferinde hissedebilirim bilemiyorum.
Acaba hangi kamu arazisinin hangi kulübe verilmesi, Anadolu'nun yarı çıplak futbolcu evlatlarına ulaşacak bir forma, bir krampon kadar zenginlik hissi yaratabilir bende?
Ne zaman böylesine keyif alabilirim mesleğimden ve yaşamdan? Hangi kulübün hangi tavernadaki şampiyonluk kutlamasında, aynı şevkle şarkı söylemek isteği duyabilirim?
Demodeyim...
* * *
"Demonte" olmak ve önce "satın alınıp" sonra "kurulup" "kullanılmaktan" iyidir ya; neyse...
Üç ay önce "OHAL'den bu hale" dizisinde tanımıştı İmam Nurettin Bulut'u Türkiye...
Bingöl'ün köyünde Kervansaray diye bir takım kurmuş, gençlere futbol öğretiyordu; sanki millete din dersi veren futbol yıldızımıza nazire yaparcasına.
Diyanet'ten takdir falan almıştı ama takım eriyip yok oluyordu parasızlıktan. İmam maaşı yetmiyordu. Bağnaz çevrenin ekmeğine yağ sürülmesine az kalmıştı. Oralarda futbol oynayan pek iflah etmezdi!
Zaten forma yoktu, top yoktu, yol parası hiç yoktu.
Biz yazdık, Futbol Federasyonu duydu.
* * *
İyi haberi dün aldım sevgili Lutfi Arıboğan'dan...
"20 milyarlık malzeme alın kendinize, faturayı bize gönderin" diyordu Federasyon.
Aklıma eski ustalar geldi...
Ceketini iliklemeden yönetici ile konuşmayan ve ceket iliklemeden konuşulamayan...
Ölenleri andım tek tek. Sağ olanlara ömür diledim ve kulaklarını çınlattım. Tekrar hatırladım nasihatlerini. Tabi hatırlayabildiklerimi.
En azından eski çırakları, o eski ve değerli prensiplerden birkaçını unutmuyordu işte. Bingöl'deki İmam'ın mutluluğuna dört büyüklerin havuz payından çok sevinebiliyordu.
Bu az bir miras mıydı? Sanıyorum hoşlarına gidiyordur.
Asıl bizden sonra tufan.
Üç Rüştü, bir Ronaldinho
Bir "hesap uzmanı" spor muhabirimiz çıksa da Rüştü transferine ilişkin medyada çıkan haberlerin yüzölçümünü hesaplasa. Televizyonu boş verin, basındaki sütun/santimler yanyana serilse üç nüfuslu aileyi geçindirecek bir tarlayı kapatır her halde.
"Rüştü geliyor... Rüştü transferinde pürüz... Rüştü gelemiyor"!..
Sonra bir daha... Bir daha... Yaklaşık iki aydır biz de bıktık, siz de her halde.
Söz konusu pazarlık diyelim ki, 1 milyon Euro... Hesap uzmanı muhabirimiz bunu da bir hesaplasın bakalım; bir tarlayı kapatan haberlerin reklam türünden fiyatı nedir?.. Ben size söyleyeyim; yaklaşık üç Rüştü alır, bir de Ronaldinho.
Oh ne alâ... Bedava kampanya... İşte böyle böyle "büyük" oluyor bazı takımlarımız.
Kara Mizah
Dünkü "Futbol Mafyaya Teslim... Ya siz" yazıma ilk tepki sayın Hadi Türkmen'den geldi... Hani Ulusoy Federasyonu'ndaki görevinden mafya tehditleriyle istifa etmek zorunda kalan Hadi Türkmen...
"Zamanında yalnız kalmış bir insan olarak, dayanışmanın değerini bilirim" dedi her zamanki kibarlığı ile.
İnsanların dikkatini Milliyet'teki Tolga Şardan'ın dizisine çekmek ortak temennimizdi. Raporun eski benzerleri gibi sümen altı edilmesine endişeleniyorduk.
Epeyce dertlendik Türk Futbolu'nun halinden. Tam o sırada bağlantı kesildi. Sayın Türkmen ikinci arayışına şu cümleyle başladı:
"Ercan bey, telefonda bile görüştürmüyorlar galiba".
Bu bir espriydi... Daha doğrusu kara mizah.
Böylesine kapkara bir ortamda, mizahımız pembe olacak değildi ya.
Önemli olan şu koşullarda bile espri yeteneğini yitirmemek.
Bravo Beşiktaş
Beşiktaş'ı kutlarım... Kendi teknik direktörlerinden bile gizli transfer yaparak tarihe geçtiler.
Yalnız merak ediyorum, bu transferden Ailton'un haberi var mı acaba?
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|