|
 |
|
|
Vahdettin hain değil, acizdi!
Son Osmanlı Padişahı'nın, ülkesinden 82 yıl önce kaçışı (veya ayrılışı) hakkında adil bir karara varabilmek için bence o günlerin şartlarını hatırlamak, incelemek, hiç değilse iyi okumak gerekir.
İstanbul'u işgal eden kuvvetlerin en güçlüsü İngilizlerdir. Amirallerinden papazlarına kadar, sarayı etki altında tutan işgalcilerin komutanlarından şöyle şikâyetçidir Padişah:
- Bize baskı yaparak Meclisi Mebusan'ı kapattırdılar. Artık tüm isteklerini açıkça söylüyor, ima dahi etmiyorlar. Ecnebiler pek imansız!
Ve sonra devam ediyor:
- Ben (memleketin) ateşli külü üzerine oturdum. Saltanat tahtının kuş tüyü minderleri üzerine oturmadım. Karşımda dretnotlarıyla (Dolmabahçe Sarayı önündeki savaş gemileri) donatılmış bir kuvvet var...
Padişah görülüyor ki, işgal güçlerinin özellikle İngilizlerin elinde kukla gibidir. Mustafa Kemal Paşa'yı, askerlikten atma ve sonra verdiği ölüm emirlerini açık açık anlatıyor Vahdettin.
Elinde ne bir askeri güç vardır ne de sivil.
Ordu Mustafa Kemal'e bağlıdır. Mustafa Kemal yoktan var etmiştir askeri. Zaferler kazanmıştır.
Bu arada Sabah başyazarı İzmir'de linç edilir. Bu haber de Padişah'ı ürkütür. Sokaklarda "Kahrolsun Vahdettin" diye bağıranlar, tramvayların üzerine aynı sloganları yazanlar gittikçe çoğalmaktadır. Çöküşün başsorumlusu Damat Ferit Paşa ise Mediha Sultan ile Avrupa'ya kaçmıştır.
Padişah görüşmek istiyor
Anadolu'da arka arkaya zaferler kazanılmış, İzmir kurtarılmıştır. Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa'ya bir tebrik telgrafı çekmek ister. Çevresinden geç kaldığı anlatılır kendisine. İstanbul'da olan Refet Paşa'yı çağırır, Mustafa Kemal Paşa ile görüşme arzusunu bildirir, emin bir adamıyla da konuşabilirim, der.
Refet Paşa'ya Mustafa Kemal'in cevabı söyle:
- Vahdettin Efendi önce bu arzusunu yazılı olarak yapsın, sonra görüşebiliriz.
Aslında Mustafa Kemal böyle konuşmayı istemez.
Diyarbakır Mebusu Hacı Şükrü'nün teklifi büsbütün kahreder Padişah'ı.
- Şeytandan, Loyd George'dan daha şen'i, alçak olan Vahdettin'in besmele ile taşlanmasını teklif ederim.
Bunlar hep o günlerin gerginliği, milli hareketin zaferin arkasından sevinç heyecanı içinde söylenmiş sözler değil midir?
Öldürülme, linç edilme korkusu içinde kıvranan Padişah, İngiliz amiralleri de büsbütün ürkütmektedir. Ülkeden ayrılması gerektiğini, herhangi bir saldırı halinde önleyemeyeceklerini söylemektedirler. Ve nihayet kararını verir Vahdettin; General Darrington'a yazılı olarak ülkeden ayrılmak istediğini bildirir.
Malaya zırhlısını hazırlar İngilizler; Padişah doğru Malta Adası'na götürülür. Bir süre sonra da San Remo'da Villi Manolla.
Ne kadar parası vardı?
Padişahın el çantasında 3 bin altını vardı. Oğlunun tahsili için Londra'da Barkleys Bank'ta da 30 bin İngiliz lirası. Halbuki beraberinde en az 20 kişi vardır ve onlara maaş veriliyor.
Vahdettin saraydan ayrılırken, yanında bulunan Hafız Osman'ın el yazması *** pırlanta, yakut, zümrütlerle süslü yaklaşık 50 bin altın değerinde Kuranıkerim ile değerli mücevherleri makbuz mukabili Hazine dairesine teslim etmiştir. Ama şimdi büyük maddi sıkıntılar içinde kıvranır. Kız kardeşinin yüzüğü ve daha pek çok mücevheri satışa çıkar, yetmez!
Son Osmanlı Padişahı 1922'nin 17 Kasım'ında ayrılmıştır ülkesinden... 1926 yılında kalp kriziyle vefat eder. San Remo esnafı cenazesine el koyar, borçları nedeniyle. 10 gün kadar ortada kalan cenazeyi Şehzade Ömer Faruk, Ref'i Cevat gibi yakınları bir atlı arabayla kaçırırlar. Bu arada Sabiha Sultan değerli küpelerini satarak bir kısım borçları öder.
Genç Türkiye Cumhuriyeti
Şimdi gelin de Padişah vatan hainiydi deyin! Olur mu hiç? O günlerin ağır şartları içinde Atatürk de "Hain, sefil" demiş olabilir. Ama aynı kelimeleri bir düşünün, kimler kimler için söylemedi...
Sultan Vahdettin bence vatan haini değil, yetenekleri olmayan aciz hasta bir padişahtı. Günün ağır şartları da üzerine binince Vahdettin yanlışlar yaptı bocaladı... koskoca imparatorluk daha kolay çöktü. Ama pırıl pırıl, genç, güçlü Türkiye Cumhuriyeti çıktı ortaya. Böylesi daha iyi oldu...
|
|
|


 | Taha AKYOL | | Terörle mücadele GENELKURMAY İkinci Başkanı Org. Başbuğ, Terör... | |  | Çetin ALTAN | | Fenerbahçe Parkı'nın kargaları ve "atıp tutma" politikaları Bendeniz için "yazı" çalışmaları, bebeğin süt... | |  | Melih AŞIK | | Eyüp soruları... Eyüp Belediyesi, alacağı 26 zabıta görevlisin... | |  | Fikret BİLA | | Vahdettin düellosu "Vahdettin hain değildi demek ihtiyacını nede... | |  | Hasan CEMAL | | Ezber bozmak! Bir Kürt aydınıyla sohbet ediyorduk bir kaç g... | |  | Yılmaz ÇETİNER | | Vahdettin hain değil, acizdi! Son Osmanlı Padişahı'nın, ülkesinden 82 yıl ö... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Laik / Secular Bir soru: | |  | Can DÜNDAR | | Mahir Çayan Reina'da Başlığa bakıp "Eski kır gerillası, bar gerill... | |  | Abbas GÜÇLÜ | | OKS Kılavuzu hatalarla dolu Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğrencilere yol gö... | |  | Doğan HEPER | | Yabancılar mı, yerliler mi? TÜRKİYE Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Baş... | |  | Semih İDİZ | | Moğolların yüzde 40'ının dini inancı yok 'Irk' açısından olmasa da "dil" açısından kök... | |  | Sami KOHEN | | Terörle savaşta hassas denge TERÖRİZMLE mücadelede "güvenlik" ile "özgürlü... | |  | Mehmet Y. YILMAZ | | Yabancı sermayenin bıyıkları olsaydı!.. Önce gazetelerde Erdemir'i satın almak için b... | |  | Hasan PULUR | | Bir buzdolabı hikâyesi... EKONOMİ yazısı yazmak çok zor; hem bileceksin... | |  | Derya SAZAK | | Vizontele olmasın Yılmaz Erdoğan'ın Vizontele'si, 1970'lerin Tü... | |  | Meral TAMER | | Er Mahfuz, 'burs alan'dan 'burs veren'e nasıl dönüştü? Önümde lacivert yumuşak bir dosya var. Doğu'd... | |  | Yaman TÖRÜNER | | Hükümet tuzağa düşecek mi? Politikacılar her zaman bindikleri dalı keser... | |  | Güngör URAS | | Başka ülkelerde 26 bankamız var Yabancı sermaye konusu tartışılırken, genelde... | |  | Serpil YILMAZ | | Son 10 yılı kazanan Çin Çin Ticaret Bakanlığı'nın programını takip et... | |  |  | M. Ali BİRAND | | PKK'yı dağdan ancak bir af indirir... Genelkurmay 2 inci Başkanı, PKK için bir af ç... | |
|
|