|
 |
|
|
Neye yarar kriz masası
Satır Arası / Deniz Sipahi
Bugün köşeme bir dostumun bana geçtiği mesajı alıyorum. Manisa'daki bebek ölümleri hepimizi çok üzdü. Daha bir ay önce benzeri bir olay yaşanmıştı ama gazetelere yansıyan fotoğraflar gösteriyor ki, birçok konuda olduğu gibi bu konuya da arabesk bir tavırla yaklaşıyoruz.
Söz bu sefer değerli bir dostumun...
* * *
"Geçen gün yine bebeler öldü Manisa'da. Bu sefer hastane yetkilileri çabuk davranmışlar ve kriz masası kurmuşlar. Hem de ölümlere neden olan etmeni de tespit etmişler.
Bebeler muhteşem geçeceğine inandığım bir yüzyılda doğdular ama daha gözlerini tam açamadan, renkleri seçemeden, belki de analarını kokularından tanıyamadan öldüler. Belki de ebebeynleri kıymetli varlıklarına koyacakları isme bile karar vermemişlerdi. Diğer taraftan Başbakan işlerin iyi gittiğini söylüyordu televizyonda, yumuşak bir ses tonuyla. Bebeler, Başbakanlarını, büyük Türk büyüklerini hiçbir zaman tanıyamayacaklar.
Maarif müfredatı doğrultusunda hayatları boyunca yirmi birinci yüzyılda yaşamlarını kolaylaştıracak, yaşasalardı bir başka ülkede, diyelim ki Tanzanya'da, doğan çağdaş rakipleri ile yarışacak bilgi ve donanımdan yoksun kalacakları eğitimi alamadan öldüler. Diğer taraftan, duvarlarımız 'Dünya Türk Olsun' yazıları ile dolmaya başlamıştı ve televizyon kanalları üniversiteye giriş sınav koşullarının bilmem kaçıncı kez değiştiğini söylüyordu.
* * *
Kimse sorunun köküne dönüp, çocuklarımızı ilk günden yirmi birinci yüzyılın ihtiyaçlarına göre nasıl eğitmeliyiz diye düşümüyordu. Kimse 15 yıllık eğitim serüveninin ilk 11 yılını daha iyi nasıl yönlendirebiliriz, çocuklarımızı nasıl meslek sahibi yaparız diye düşünmüyordu. Kimse Polonya'nın eski Avrupa'ya neden musluk tamircileri ve hemşirelerle meydan okuduğuna kafayı takmıyordu. Aynen neden bebelerin öldüğüne takmadıkları gibi.
Diğer taraftan yıllarca ülkemizi yönetmiş eski başbakan "Ben Vahdettin için hiçbir zaman hain demedim" diyerek resmi tarihimize yeni bir açılım getiriyordu ve ana muhalefet partisinden ise hiç ses çıkmamıştı.
Bu nesil yirmi birinci yüzyıla ilerliyor. Mikrop kaynayan hastanelerden, serseri şoförlerin tamponlarından, sokak kavgalarından, sokaklarda uçuşan kurşunlardan, sigaradan ve uyuşturucudan ve eğitimsizlikten, mesleksizlikten, Irak yollarında direksiyon sallamaktan kendilerini kurtarabildikleri oranda yirmi birinci yüzyıla ilerliyor.
Başbakan televizyonda işlerini iyi gittiğini söylüyordu, tane tane konuşup anlamamızı kolaylaştırarak.
* * *
Kriz masasıymış.
Daha önce aynı olay yaşandığında kurulmadıktan ve yurdun bütün hastaneleri uyarılıp gerekli kontroller yapılıp tedbirler alınmadıktan sonra ne kıymeti var kriz masası kurmakla övünmenin... Ne kıymeti var, tarihler yirmi birinci yüzyılın herhangi bir tarihini gösterirken ve duvarlarda 'Dünya Türk Olsun' yazıları kurumadan daha nice bebe ölümlerine şahit olacak iken...
Demokrasiyi yaşama hakkımızda, temel özgürlüklerimizde, sokağımızın güvenliğinde, çevremizin yapılanmasında, hastanelerimizin denetiminde, eğitimimizin şekillenmesinde, tarihimizi doğru olarak bilme hakkımızda yaşayamadıktan sonra neyin kıymeti var bilemiyorum.
Demokrasi güçleri büyük hedefleri kovalamak yerine günlük yaşama hakkını kovalamadığı sürece daha nice kriz masaları göreceğiz..."
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|