|
STK'ları tartışmaya var mısınız? (1)
Üye aidatlarıyla ayakta duran ve halkın taleplerini seslendiren STK'ların yerini, parayı verenin düdüğünü çalan STK'lar mı alıyor?
Yıl 1983: Türkiye'de tüketici haklarının korunması hareketini, Cumhuriyet'te başlatıyoruz. Bir kaç ay sonra da, o dönemde tek kanal olan TRT'de tüketicinin bilinçlenmesi ve haklarına sahip çıkması için programlar hazırlamaya başlıyorum.
Yıl 1990: Tüketici artık kalitesiz malın "kader" olmadığını kavramış, bilinçlenmiş; arkasında Cumhuriyet gibi o dönemde 135 bin tirajlı ve çok prestijli bir desteğin de verdiği güvenle, hakkını aramakta kararlı hale gelmiş. Cumhuriyet'te 7 kişilik ekonomi servisimizin bulunduğu odamız, artık haklarını arayan tüketicilerin taleplerine dar geliyor. Ve sorunları birlikte çözmeye çalıştığımız sevgili Ayşe Akman, Cumhuriyet okuru tüketicilerle birlikte Türkiye'nin ilk tüketici derneği TÜKODER'i kurarak Kadıköy'e taşınıyor.
Kaç derneğe üyesiniz?
Ben, 7 yıllık çabamın meyvesi olan bu derneğe, başlangıçta üye bile olmuyorum. Çünkü bana, "Gazeteci, her kesime belli bir mesafede durmalı" diye öğretilmiş!
1 - 2 yıl sonra TÜKODER'e üye oldum tabii. Hatta başka dernek ve vakıflara da: Alman Liseliler Derneği, Tarih Vakfı, Teknoloji Yönetimi Derneği, Bilim Merkezi Vakfı, Spor Yazarları Derneği, ENKA Spor...
Yıl 1993: Artık ben "Cüzdanınızda kaç derneğin üyelik kartı var?" diye, okurlarımı dernek üyeliğine teşvik edecek yazılar yazar olmuşum. 8 milyon nüfuslu İsveç'te 50 milyon civarında dernek üyelik kartı bulunduğuna işaret edip, "Her İsveçlinin cebinde 6 - 7 tane dernek kartı var" türünden hatırlatmalar yapıyorum. Amerika'da üye sayıları 4 - 5 milyonu bulan ve salt üye aidatlarıyla ayakta duran güçlü tüketici örgütleri sayesinde Amerikalı tüketicinin kral olduğunu yazıyorum.
Düş kırıklığım
Ve haziran 2005: Gazetemizin Baba Beni Okula Gönder kampanyasını, okumayan tek kızımız kalmayıncaya kadar sürecek uzun soluklu bir eğitim seferberliğine dönüştürmek amacıyla çok sayıda sivil toplum kuruluşuyla masaya oturmuşuz. Milliyet'in kampanyası, yeni bir model oluştursun istiyoruz. Ama o da ne? Önümüze çok kabarık faturalar konuyor. Kamuoyunda saygın bilinen bazı STK'ların, aslında gönüllülükle hiç alakalarının olmadığını ve tamamen bir şirket gibi çalıştıklarını da böylelikle öğrenmiş oluyorum. Eh, öğrenmenin yaşı yok! Hem Baba Beni Okula Gönder kampanyası sayesinde STK'lar üzerine de yıllar sonra yeniden kafa yormaya da başlamış oldum. Fena mı?
Ve Arundhati Roy...
Tam da o günlerde Irak Dünya Mahkemesi için İstanbul'a gelen ünlü Hintli yazar ve aktivist Arundhati Roy da kışkırttı beni aslında. TV, gazete ve radyo röportajlarında STK'lara nasıl da ver yansın ediyordu:
"Şu anda Keşmir'in bütün giriş - çıkışları askerlerce tutulmuş durumda. Bölgedeki sivil toplum örgütlerinin ise halk için yaptığı hiçbir şey yok. Satın alınmışlar. Hafta sonlarında Range Rover ciplerine atlayıp Delhi'ye içmeye gidiyorlar sadece. Dünyaya 'Biz Keşmir'deyiz' pozu veriyorlar. Yaşananları anlatsalar Hindistan'ın keyfi kaçacak, onlar da Range Rover'lerinden olacak! Bu bir tiyatro..." (26 haziran, Hürriyet Pazar) "STK'lar kolonyal dönemin misyonerleri gibi kullanılıyorlar artık. ABD nereye gidecekse, önceden STK'lar gidiyor. Ne kadar çok STK görürseniz o kadar emin olabilirsiniz ki, bir felaket yaklaşıyor. Çokuluslu şirketler gelmeden STK'lar gelip araziyi işgal ediyorlar." (27 haziran, Milliyet, Ece Temelkuran'ın röportajı)
Haydi gelin bu konuyu tartışalım. Üye aidatlarıyla ayakta duran STK'lara ne oldu? Küreselleşme ve neoliberal politikalar, STK'ları da mı tanınmaz hale getirdi? Görüşlerinizi bekliyorum.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|