|
Kel başa şimşir tarak, palavracı ustaya yalancı çırak...
İncili Çavuş'a sormuşlar:
- Emekli bir militer, ticarete atılsa da, piyasada müşterileri tavlamak için, hamasi bir reklam yapmaya kalksa; sen kendisine ne önerirdin?
- Satacağı malın paketleri üstüne bir ülke haritası koymasını ve örneğin şöyle yazmasını, "Vatanını seven bu tişörtleri de sever"...
- Ya peki, emekli bir imam ticarete atılsa da, müşterileri tavlamak için uhrevi bir reklam yapmaya kalksa, ona ne önerirdin?
- Satacağı malın paketleri üstüne bir cami resmi koymasını ve örneğin şöyle yazmasını; "Sadece Tanrı'yı sevenler alsın bu tişörtleri"...
- Evet ama, bu tür reklamlar; gerek ulusçuluğu, gerek dini, ticarete alet etmeye girmez mi?
- Girmez; vatanını milletini seven müşterilerle, geleneklerine göreneklerine bağlı müşteriler yetiştirmeye girer...
- Tıpkı demokrasimizdeki söylemlerde olduğu gibi mi?
- Gayet tabii; yoksa ne siyasetçilerin, ne hamasetçilerin, ne de cennetmekân olmayı benimsemişlerin cebine bir şey girer.
- Doğrusu Çavuş, harika açıkladın güncel durumumuzun ne olduğunu; son bir soru:
- Bu arada garibanın neresine ne girer?
- Lütfen, rica ederim... Vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğünü rencide edecek sorular sormayalım...
* * *
Bundan yıllarca önce, "Yolcu 1 ve Yolcu 2" adında 2 füze gönderilmişti uzaya...
Bunlar güneş sistemimizin de dışına çıkacaklar ve özel olarak donatıldıkları aygıtlarla bir milyar yıl boyu, durmadan demeçler yayımlayarak dolaşıp duracaklardı evrende; şayet uzayda da başka canlılar varsa, "yer" küresinde yaşayanların kimler olduğunu anlamaları için...
Yayımlayacakları mesajlar da şöyleydi:
- Biz dostluktan, kardeşlikten yana olan iyi niyetli insanoğullarıyız...
Şimdi daha iyi anlaşılıyor o füzelerin neden uzay boşluğuna gönderildiği; artık o tür demeçlere kendi dünyamızda inanan kimsenin kalmayacağı öngörülmüş olduğundan ötürü...
* * *
ABD Başkanı Bush'a sormuşlar:
- Kime iyi bir politikacı derler, diye.
Başkan Bush da:
- Sandalı kendisi sallayıp da, denizde korkunç bir fırtına olduğuna ve ancak kendisinin durumu kurtaracağına herkesi inandıran kişiye derler, demiş.
Şayet aynı soruyu Başbakan Tayyip Bey'e sorsalar, herhalde o da şöyle diyecekti:
- Tayfun patlamış, dalgalar kabarmış, sandal alabora olmak üzereyken; dümene kurulup, gülümseyen bir yüzle:
"- Hava enfes, denizde kırışık yok, pupa yelken gidiyoruz, diyen kişiye, derler...
* * *
Patla!
Patladın mı!
Patlamadın ya!
Patlatırım ha!
Yok nüfus patlaması, yok trafik patlaması; yok oy patlaması...
Kafa patlatma, balon patlatma, çömlek patlatma...
Patlama üstüne böylesine geniş bir çeşitlemeye sonunda canlı bombalar, uzaktan kumandalı bombalar, evde yapılmış bombalar, askeri bombalar da eklenmeye başladı; C-3'ler, C-4'ler falan, filan...
Patlama zinciri bu kadar uzayıp da, kıtaları sarmalamaya başladığında; sıra, tarihin sık sık sözünü ettiği kabağa geliyor sonunda...
Ve kimin başına nerede, ne zaman, nasıl patlayacağı hiç belli olmuyor o kabağın...
Bazen Iraklıların başına patlıyor kabak; bazen de İngiltere Başbakanı Tony Blair'in başına...
* * *
Bir müzede tanrısal bir liderin portresiyle, eski bir imparatorun portresi uzaktan uzağa dertleşiyorlardı birbirleriyle:
- Yahu, diyorlardı, arkamız yine çok kirlendi; şu resmi tarihçiler gelseler de, biraz daha yalayıp temizleseler şu arkamızı...
* * *
Kimya Nobel Ödülü'nün ülkelere göre ilk 10 yıllık listesi:
1901 Hollanda
1902 Almanya
1903 İsveç
1904 İngiltere
1905 Almanya
1906 Fransa
1907 Almanya
1908 İngiltere
1909 Almanya
1910 Almanya
* * *
Acaba o yıllarda bizler ne yapıyorduk?
Uzun direkler arıyorduk bayrağımızı daha yükseklere asmak için ve manzumeler yazıyorduk gücümüzü göstermek için:
Ben bir Türküm dinim cinsim uludur,
Tuttuğum yol vatan millet yoludur.
Nobel Kimya ödüllerini boş verin; iktidarın yolunu bulmak için, nasıl bir yol tutmak gerektiği önemli; tıpkı Enver Paşa'lar, Talat Paşa'lar gibi...
* * *
Daha ortaokuldayken teneffüslerde küçücük bir tenis topuyla futbol oynamaya başlayarak, tüm yaşamını hem stadyumlarda, hem de yazı ve konuşmalarıyla medyada futbola adamış olan Doğan Koloğlu'na sordular:
- Futbolcu ile politikacı arasında ne fark vardır?
Koloğlu:
- Futbolcu dedi, ayaklarıyla oynadığı topu gole çevirdiği zaman coşup taşar. Politikacı da, çeşitli ayak oyunlarıyla dolaşır ortalıkta ve yediği golleri dahi, attığı gollermiş gibi göstererek coşup taşar; tıpkı I. Dünya Savaşı yenilgisinden sonra da olduğu gibi...
* * *
Bedri Rahmi'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Yaşamak
Kimi eskidiği için yaşar
Kimi yaşadıkça eskir
Ne tohumda keramet
Ne toprakta
Ne başakta
Marifet yaşamakta
c.altan@prizma.net.tr
|
|