Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 26 Temmuz 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Daum ne yapıyor?

O Ümit Milli Takım'ı hatırlayın: Volkan, Servet, İbrahim Toraman, Suat Usta, Serkan, Kemal, Selçuk, Uğur İnceman, Tuncay, Okan Koç, Hüseyin ideal 11'i, İngiltere, Portekiz ve İtalya'yla birlikte en parlak ekipler arasında gösteriliyordu.
Portekiz ve İngiltere maçlarında yabancı gazetecilerin onlar hakkında nasıl saygıyla konuştuklarını unutmuyorum. Gelecek hakkında ne ümitlenmiştik. Konfederasyon Kupası'nda nasıl da parlamışlardı! Büyük çoğunluğu büyükler tarafından kapışıldı.
Volkan, Servet, Serkan, Kemal, Selçuk ve Tuncay'la aslan payı da Fenerbahçe'ye gitti. Kimsenin itiraz edemeyeceği bir geleceğe yatırımdı bu. Raşit Çetiner'in 3-4-3/3-5-1 kombinasyonun temeli Sarı- Lacivertliydi.
Bu gençler Daum'a teslim edildi. Böyle bir takım teslim alıyorsanız, göreviniz sadece üst yapı işi değildir. Bunu bilirsiniz. 2 şampiyonlukla övülmesi gereken Daum'un bugün geldiği nokta, 8 milyon Euro'ya çapa transfer etmek. Tam 8 milyon Euro... Juventus bu satışla Vieira'nın mali yükünü yarı yarıya azaltmış oldu beyler! Bu transfer Avrupa'da sezonun en büyük transferlerinden biri. Kuşkusuz çok önemli bir oyuncu söz konusu olan. Fenerbahçe'ye katkısı olabilecek bir değer. Ama tam 8 milyon Euro! Bu para Fenerbahçe'nin en iyi ihtimalle yarım sezonluk tribün gelirine eşit. Bir tek çapaya verilen bonservise bakar mısınız? Hem de 2 yıl öncesinin gelecek vaat eden yıldız adayları öyle dururken.

Daum başarıya mahkum
Futbolda başarıya ipotek konmaz. En çok itiraz edilmesi gereken felsefedir bu. Tabii bu azgınlığa felsefe denirse. "Kazanacaksın yoksa başarısızsın" denmez. "Şampiyonlar Ligi'nde yürümeli, gruptan çıkamalısın, yoksa olmaz" denemez. Futbolun ruhu bunu kaldırmaz.
Ama eğer Daum elde bu oyuncular varken ve onları geliştiremezken hâlâ oraya adam alıyorsa durum farklı. Hem de tam 8 milyon Euro'ya.
Daum hâlâ takviye istiyor, Anelka'yı bırakmama pahasına. Şu yeryüzündeki çalışan en pahalı Alman teknik direktörken hem de. Başarıya ipotek konulmaz. Ama bu isteklerle Daum kendisi koyuyor. Bu transfer çılgınlığına rağmen, Daum hâlâ "en azından 6 maçlık tecrübe kazanırız" diyememeli. Appiah transferini alkışlarken, bunları sormak araştırmak ve altında yatanları, vaat ettiklerini soruşturmak gerekir. Bu benim hayatımda gördüğüm en acayip transfer. Ve orada o çocuklar dururken bu transferi alkışlamadan önce bir değil, bin kez düşünmek gerekir. Tanrı Daum'un yardımcısı olsun. Artık işi çok zor.

Terim ve Appiah

İki yıl önce Galatasaray'la Juventus maçı için Torino'ya gittiğimizde İtalyan gazetecilerin sorduğu tek bir soru vardı. Maçtan daha çok bununla ilgileniyorlardı: "Fatih Terim nasıl oldu da Appiah'tan, Galatasaray'da yararlanmadı". Ganalı o sırada Seri A'da yıldızlaşıyordu. Bu olayda Terim'i yerecek bir yorum aranıyordu ve bu en kolay çıkarımdı. Halbuki futbolda bu vardır. Ve bu Terim'i yerme kolaylığına yol açacak basitlikten daha önemli mesajlar taşır.
Çünkü belki de:
1- Belki o dönem Appiah'ın üzerine gidilse Emre, Emre olamayacaktı
2- Bir oyuncunun değerini lig belirler. Appiah'ın 8 milyon euroluk bir değer dönüşmesinin mesajı onu nasıl kaçırdık olamamalı. Biz niye oyuncularımızı bu değere çıkaramıyoruz sorusu daha doğru. Nihat 4.5 milyon Euro'ya gitmişti hatırlayın.
3- Appiah gerçekten bu kadar para eder mi? Bunu şimdi değil Fener'den giderken göreceğiz.
4- Oyuncular ligi büyütmez. Lig oyuncuları büyütür.
5- Saidou'yu bir sezon Juve'ye verin. Bakın ne kadar ediyor. Örnek Antep'ten üç kuruşa giden ve bu yıl yeniden Roma'ya dönen Lima'dır.

Bunun adı aşk mı?

Biz TRT jenerasyonu çocukları bir şey biliriz: Gerçek takım taraftarlığı da bir nevi aşktır aslında. Tutkusu, kavgası, gürültüsü, yaz kış peşinde koşmasıyla, taraftarlık hali aşka benzer. Aynı tutkunun ritmi vardır ikisinde de.
Kaybedince insan içine çıkmaktan kaçınmak, kapanmak da bir aşk halidir, bilirsiniz. Ya da kişiliğinize göre, yiğitçe tam da kaybettiğinizde çıkarsınız ortalığa. Aşkınızı tam da o zaman koyarsınız meydana. Açarsınız bağrınızı alaycı rüzgârlara. Kaybetmek de bir aşk halidir. Çünkü bilirsiniz ki aşkta kaybetmek de vardır. Ya da belki tam da kaybetmektir aşk dediğin. Ya da öyleydi diyelim!
Futbol taraftarının, fanatiğinin, holiganının hali, aşkı nasıl yaşadığıyla da bağlantılıdır. Ve neye nasıl tepki verdiğiniz de sizin neye, nesine ve nasıl aşık olduğunuzu söyler...
Böyle düşünüldüğünde Galatasaray tribünlerinin neden dolmadığını anlamak daha kolay olur. Eğer sizi UEFA Şampiyonluğu etkilemişse, sevgiliniz fakirleştiğinde normaldir onunla buluşmamak. Hagi'ye vurulduysanız, Conceiçao tatmin etmez. Emre Belözoğlu'ysa gözünüzü kamaştıran Sabri yıkımdır sizin için... Taffarel'in serin duruşunun yerine koyamazsınız hiçbir şeyi. Gözleri İliç doyurmaz, Pires gerekir. Fatih Terim'in hep kazanan yırtıcılığını kim verebilir ki sizin hayran gönlünüze ? Yoksa Ayran mı demeli?
Peki taraftarlık aşksa, bu durum aşkın yalanlığını mı gösterir? Yoksa aşkınız öyle büyüktür ki sevgilinizi böyle görmeyi gönlünüz mü kaldıramamaktadır? Bana kalırsa hayır, ikisi de değil!

Gerisi yalan
Galatasaray'ın 100. yılında şu ana kadar sadece 2 bin kombine satmış olmasını nasıl yorumlamalı ? Eğer bu büyük bir aşksa nasıl yapacağız bu işi?
Ya da Fenerbahçe'nin 18 bin kombine satışına bir çırpıda gelişini (Sami Yen'in kapasitesi kadar). Ve bu rakamın lige kadar 25 bine geleceğinin beklenmesini.
Aynı evden çıkıyor Fenerbahçeli ile Galatasaraylı. Aralarında hiçbir sosyal, kültürel, sınıfsal, dinsel, mezhepsel fark yok. Peki nasıl oluyor bu ilgi farkı ? Sebep ne ?
Sebep açıktır: Bugün tek bir olgu var artık futbolda. Belki takımın başarısından da önemli olan tek bir şey.
O stadı hafta sonu gidilecek en iyi yer haline getirmek. Çoluk çocuk, sevgili, arkadaş, ailece gidilecek en iyi yer olmalı insanları çağırdığınız yer. Gerisi yalan.
Biz TRT jenerasyonu çocuklarına, babaları bir şey söylerdi: Fenerbahçe ile Galatasaray ping pong maçı yapsa 100 bin kişi toplanır. Bu da yalan artık. Türkiye Kupası finalini 18 bin kişi izledi 2 ay evvel, unutmayın!
Oyuncularda forma aşkı bitti de taraftar için farklı mı sanki?
Değişti her şey. Taraftarlık hâlâ aşk tabii. Modern zaman aşkları kadar, aşk! Budur fark. Hâlâ inşa edilen Kadıköy'deki stattır en önemli fark. Ve orada seyredilecek ithal yıldızlar. Hepi topu bu!

mdemirkol@milliyet.com.tr




SPOR
Kırmızı alarm!
Pancu yine kalede!
Anelka lige kaldı
Mondi kalıcı gibi!
Güneş'in korkusu yok
Temel fıkrası gibi!
Gençlerin hesabı şaştı: 1-3
O artık efsane
Fener tozunu attı
Para, para, para...
Röveşata yakışmaz bize...
Kim bu ünlü başkan!
Fişek gibi Konya
Beşer, şaşar mı ?
'Erciyes'i bekleyin'
Süper Lig Avrupa'da tek!
Gurur abidesi
Kahramanlar yarışa hazır!
Alıştırmalar
Haber turu...
Daum ne yapıyor?
Terör'ün 'ikinci' bayramı
At yarışları
Canınız sağolsun: 78-61
Vlade Divac veda etti





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Daum ne yapıyor?
O Ümit Milli Takım'ı hatırlayın: Volkan, Serv...
Ercan GÜVEN
Terör'ün 'ikinci' bayramı
Global terör son bombalarını Londra'ya bırakı...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet