|
 |
|
|
Tersine akan nehir
Bu yıl transfer etkinliklerinde dikkatinizi çekti mi, bilemem... Yıllardır alıştığımız Anadolu - İstanbul trafiği pek durgun geldi bana.
Özellikle Üç Büyükler, havuzun suyunu dalgalandırdıkları için mi nedir, Ötekiler 'in kapısını çalmadılar... Yıldızı parlayan oyunculara talip olmadılar, bırakın pazarlığı, pazara adım atmadılar...
Galatasaray'ın Altan'ı, Beşiktaş'ın Youla'yı alması, iç piyasada gürültü koparmaya yetmedi.
Geçmiş yıllara baktığımızda, bir tek futbolcunun transferi bile yıl boyu süren tartışmalar yaratır, herkesin gözü kamaşır, Üç Büyükler gözde futbolcuları kapmak için adeta yarışırdı. Artık geride kaldı o günler.
Hatırlayın, Beşiktaş'ın Gaziantepspor'dan 8,5 milyon dolar sayarak aldığı Ayhan Akman'ı...
Ya da Denizlispor'un Bülent Akın'ı Galatasaray'a , Yusuf Şimşek'i Fenerbahçe'ye, Ümit Bozkurt'u da Beşiktaş'a milyon dolarlarla satıp kasasını doldurduğunu...
Artık böyle transfer örnekleri görebiliyor musunuz ? Hayır!
Uzunca bir süre göremeyeceksiniz de...
* * *
O göz kamaştıran, yürek hoplatan transfer kahramanları, bekledikleri gibi bir kariyer zirvesini yakalayamadılar. Hayır, onları suçlamıyorum, yargılamıyorum. Belki de bizler, gönül mücevherlerimizle süslü taçlar yaptık onlara... Birkaç numara büyük geldi, taşıyamadılar.
Belki de yeni kulüplerinde antrenörleri tarafından kabul görmediler (Beşiktaş'ta Toshack - Ayhan uyuşmazlığını hatırlayın).
Kimileri de, İlhan Mansız gibi, gecikerek geldiği büyük formanın içinde umulmadık bir zıplamayla zirveyi yakaladı... Ama orada tutunamadı...
Özetle eski dönemlerin yıldızları birer birer anı oldu, yenileri parlayamadı.
* * *
Elbette başka nedenleri de var bu gelişmenin...
Öncelikle gereğinden fazla şişirilmiş fiyatlar, arz - talep dengesizliğinde ibreyi Avrupa'ya kaydırdı. Daha makul fiyatlarla daha istikrarlı oyuncular alındı... Parası olan kulüp, çıtayı yükseltti - Fenerbahçe gibi - yıldız oyuncuları kadroya dahil etti. Parası olmayan da - Galatasaray gibi - bulabildiğiyle yetindi.
* * *
Şimdi ortada iyi görmemiz gereken bir gerçek var :
Ötekiler, artık eskisi gibi yetenekli yıldız adaylarını yetiştiremiyor...
Yetişenler de Büyükler'e ulaşamıyor...
Çünkü Büyükler, daha ucuz ve daha gösterişli pazara - Avrupa'ya - bakıyor.
Havuz'un yeni paylaşım ilkeleriyle bu gerçekleri birleştirdiğimizde ortaya pırıl pırıl bir fırsat çıkıyor:
Kendi futbolcunu daha yüksek eğitim standartları ve çağdaş programlarla yetiştirmek... O futbolcuyu Büyükler'e satılacak mal olarak değil, ligde üst hedefler için yarışacak yıldız olarak sahiplenmek... Böylece yerel kahramanlar, yerel efsaneler yaratmak!
Bu fırsatı gören, değerlendiren ve cesaretle yola çıkan kulüpler, göreceksiniz futbolda çok büyük işler başaracak...
Nehirleri tersine akıtacak...
İşte o zaman da ligimiz, gerçek bir lig olacak!
Uçtu uçtu, THY uçtu!
Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu, geçen hafta yaptığı toplantıda hiç kimsenin görüşünü almadan - yaptım, oldu örneği - garip bir karar alarak Bayan Basketbol Takımı'nı ligden çekti...
Sevgili dostum Murat Yosmaoğlu'nun o pırıl pırıl takımı kısa sürede motive ederek, birinci lige çıkarıp nasıl mutlu olduğunu çok iyi biliyorum. İki ay önce Yiğiter Uluğ'a birlikte Murat'ı yemeğe götürüp kutlayalım, dedik... O kadar heyecanlı, mutlu ve doluydu ki, gece boyunca hiç durmadan konuştu. Yaptıklarını, yapacaklarını anlattı... Takımının gerçekten meleklerden kurulu olduğuna inanıyordu...
Şimdi Murat'ın ne kadar mutsuz olduğunu düşünebilir misiniz ?
Bayan basketbolu resmen öksüz kaldı...
THY, ülkemizin en değerli uluslar arası markalardan biri olarak imajına da, büyüklüğüne de yakışmayan bir iş yaptı.
Dilerim, bu yanlış karardan dönerler...
Anayasa Mahkemesi'nin kendine kadın başkan seçtiği bir dönemde THY'nin kadın sporcularını sahadan çekmesi hiç de hoş değil!
Türkiye 2012
İstanbul'u olimpiyatlara hazırlamak, dört seçimde de hayal kırıklığı yaratsa bile, sportif vizyonumuzu geliştirdi. Cesaretimizi pekiştirdi.
Basketbolda 2001 Avrupa Şampiyonası, 2010 Dünya Şampiyonası, Voleybol Bayanlar Avrupa Şampiyonası, 2005 Şampiyonlar Ligi finali derken, şimdi de futbolda yeni bir heyecan sürecine giriyoruz...
Türkiye 2012... Avrupa Futbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapmak için 5 rakiple yarışacak ülkemiz.
1990 Dünya Kupası'ndan bu yana önemli bir uluslararası organizasyon yapamamış İtalya, 2004 Olimpiyat Oyunları'nın ev sahibi Yunanistan, Rusya, Polonya - Ukrayna ve Macaristan - Hırvatistan..
Kasım ayına kadar adaylar arasında ilk 3'e girmemiz, Aralık 2006'da da finali kazanmamız gerekiyor...
Türkiye Futbol Federasyonu'nun adaylık projesi, Yunanistan'la ortak olduğumuz 2008'e göre daha ciddi, daha detaylı ve daha şanslı bir proje.
Türkiye'nin adaylığı, Ankara, Antalya ve Kayseri'ye - belediyelerin desteğiyle - yepyeni statlar kazandıracak. İzmir Atatürk Stadı yenilenecek ve olimpik yapıdan futbola dönüştürülecek. Organizasyondan 2 milyar Euro'luk bir gelir sağlayacağız. 50 bin kişiye istihdam yaratılacak...
Elbette bu rüyanın gerçekleşmesi kolay değil. Ulusça bir sinerji yaratmamız gerekiyor. Kendi adıma Türkiye, İtalya ve Yunanistan'ın finale kalacağını düşünüyorum... Yunanistan'ın olimpik deneyimi var... Ama geçen yıl hatalar da yaptılar...
Asıl rakibimiz İtalya...
En az milli takımları kadar güçlü olduklarını bilerek hazırlanmalı ve bu yarışı mutlaka kazanmalıyız!
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|