Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 28 Temmuz 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Törkiş rakiii, cuppa Boğaz

tubakyol@yahoo.com
Günlerden pazar. Kıyı çok kalabalık. İleride bir aile mangal yakıyor; dumanla birlikte et kokusu üzerime geliyor. Bizimkiler tavla oynuyor. Neredeyim ben? Kabus mu bu? Rakı içip içip, Boğaz'ın pis sularına mı atlayacağız biraz sonra?


İnsan yaban ellerde çok tuhaf hareketler yapabiliyor gerçekten. Mesela "Bir daha ne zaman Ren'de yüzme fırsatı yakalarım ki, gireyim anasını satayım" diye, kendini Ren'in bulanık sularına atabiliyor.
Şuraya iki adım mesafede annemlerin yazlığı var. Sırf Marmara Denizi kirli diye oraya gitmiyorum.
Ama neymiş? Ren'e cuppp!
Bu suyun içinde bok vardır, püsür vardır; gemiler geçiyor vızır vızır, petrol atıkları vardır... Almanlar da girdiğine göre, pislik öyle insanı hasta edecek miktarda değildir herhalde ama bir de bunun babalar gibi akıntısı var. Almanya'dan girip İsviçre'de kıyıya vurabilir yani insan. Ne cesaret!

İyi vakit geçiriyorum.
Çok saçma!
"İstanbul'a yakın kumsal var mı?" diye soruyor Almanlar. "Çok" diyorum. Artık İstanbul'da, Caddebostan sahilinde bile kumsal var. Peki, ben niye yanık değilim?
Çünkü biz öyle yaygıları alıp, mangalı kapıp kumsallara gitmeyiz; hele de Marmara'nın pis sularında katiyen yüzmeyiz!
Demiyorum.
Biz pazar günleri, çok kalabalık oluyor diye, kendi yazlığımızın önünden bile denize girmeyiz!
Demiyorum.
Zira günlerden pazar. Ren kıyısı çok kalabalık. Türklerden mi öğrendiler bu usülü? -ileride bir Alman aile mangal yakıyor; dumanla birlikte et kokusu üzerime geliyor. Frank ve Ralf tavla oynuyor.
Neredeyim ben?
Türkiye'de olsam, katiyen olmayacağım bir yerdeyim. Üstelik iyi vakit geçirdiğim bile söylenebilir. Çok saçma!

Ne yiyeceğimi biliyorum.
Ne saadet!
Nihayet memlekete döndüm. Kendimi İstiklal'e attım hemen. Belki yıllar var, İstiklal'de sırf keyfine yürümemişimdir. Bu kez sadece yürüdüm.
Cihangir'e dönüp kahve içtim. Sonra Boğaz'a gittik. Ki aslında Cihangir'den pek seyrek çıkarız. Bu kez gittik. Ortaköy'de püfür püfür oturduk. Baltalimanı'nda, Boğaz'ın dibinde, sular böyle hışır hışır, azıcık dalga olsa yüzünüze patlayacak bir yerde atıştırdık.
Akşam yemeğinde Kuruçeşme'de, yine Boğaz'a nazır otururken masaya gelen çeşit çeşit mezeyi tek tek tanımanın, az sonra yiyeceğim şeyi ne yiyeceğimi gayet iyi bilerek ısmarlayacak olmanın mutluğunu tarif edemem.
Hayır bira değil, kırmızı şarap içtim. Bir daha "hiç" değilse bile, uzun bir süre bira içebileceğimi sanmıyorum.
Ama eğer yarı-resmi bir yemekte olmasaydık, Almanya'da geçirdiğim günlerin gazıyla ihtimal Törkiş rakiiii içip sonra da kendimi Boğaz'ın sularına bırakıverecektim.
Değil mi ki Ren'in sidikli sularında yüzdüm, eh artık Boğaz'a da girebilirim.
Ve karar verildi. Haftaya Yıldız Parkı mı olur artık, yoksa Kuruçeşme'deki o yeşillik mi, belki Boğaziçi Üniversitesi'ne gideriz... Yaygıları kaptığımız gibi çimenlerdeyiz!
* * *

"İstanbul, Köln'den daha güzel; Türkiye cennet, Almanya da ne ki" demiyorum.
Anafikir şö'le bi'şi: İster çölde yaşa, ister kutuplarda; bulunduğun yerin kıymeti, senin ona biçtiğin kadar.
Yarın da Sultanahmet'i mi gezsem, ne yapsam...


manik depresif köşe
Nasıl enerjik döndüm Türkiye'ye. Almanya seyahati esnasında şu andaki enerjimin onda birine sahip olsaydım, Simin benimle gurur duyardı herhalde! Demek ki bende sadece mani ve depresyon değil; zaman-mekan-ruh durumu uyuşmazlığı da var.


Sümüklüböcek / Tencereye düşecek / İnsanlar onu / Maşayla yiyecek / Yiyecek / Yiyecek / En sonunda sevecek
Sümüklüböcek yedim. Ya da salyangoz. İspanyol lokantasında. Maşa gibi bir şeyle kabuğu tutuyor, sonra kürdanla içinden yenilesi (yenilesi mi?) şeyi çıkarıyorsunuz. Zira bizim sümüklüböcekler (ya da salyangozlar), bu fotoğraftaki kadar iri değillerdi. Ancak kürdanla içindeki şey çıkarılabiliyordu. Neyse işte yedim. İki tane!
"Iyyy" diye yedim ama bir şey söyleyeyim mi; tadı güzel esasında.
Dedim ya insan yaban ellerde tuhaf şeylerden acayip keyifler alabiliyor.
Tekerlemenin aslı şöyle galiba:
Sümüklüböcek / Duvarda gezecek / Annesi onu / Maşayla dövecek / Dövecek / Dövecek / En sonunda sevecek...





CUMARTESİ
'Annem bana kızardı ama şampiyon olunca affetti'
"500 yıllık Sefarad şarkılarıyla rock'çılara bile göbek attırdık"
Bir hafta içinde forma girin
"Kameramla Kampüste" iki gence TV yolunu açtı
"Eczane terliklerinin" önlenemez yükselişi
"Dünyanın bir ucundan kalkıp geliyorlar"
Hasankeyf'e sadakat treni





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL

© 2005 Milliyet