|
Okullara "para nasıl kazanılır" dersi konsa...
Napoléon'un, pek meraklı olduğu savaşları da, militarizmi de nasıl özetlediği ünlüdür:
- Para, para, para...
72 milyonu aşmakta olan Türkiye nüfusunun, en az 65 milyonuyla, günümüz gençliğinin de; gönlüyle beynini sıkıştırıp duran cendereyi gevşetme şifresi aynı:
- Para, para, para...
***
Liseye giriş sınavlarını kazananlarla kazanamayanlar; üniversite sınavlarında kazandıkları puanlara göre, istedikleri fakültelere girebilecek olanlarla, giremeyecek olanlar...
Çocukları henüz daha lise ve üniversite yaşında olan ailelerde, bir kaygı, bir telaş...
***
Diyelim ki gençler; liseleri de, fakülteleri de, ışıl ışıl diplomalarıyla bitirip noktaladılar...
Ceplerindeki diploma, kendilerine "iyi bir yaşam" sağlayacak asansörlerin kapılarını nasıl açacak ve öğrenim yıllarındaki donanımları, kendilerine ne kadar parasal bir getiriyi garantileyecek?
Yanıt:
- Bilemiyoruz...
***
Okullara "para nasıl kazanılır" diye bir ders konsa... Ve bu ders, "Dünyada para nasıl kazanılıyor, Türkiye'de nasıl kazanılıyor" gibi kıyaslamalı tabloları da yan yana getirse...
Örneğin son yüzyılda Türkiye'de "makam" sahibi olanların ne kazandıklarıyla, "meslek" sahibi olanların ne kazandıklarının bir dökümü yapılsa...
Bir de, "makam" sahibi olma olanağından yoksun azınlıklarla; bakkal, kebapçı, kuyumcu, tezgâhtar, bahçıvan gibi çıplak hayattan yetişme kesimin bir ömürlük kazançları saydamlaştırılsa...
Sonra da dünyadaki kazanç tablolarına geçilse...
***
Gençler, gerek Türkiye'de, gerek dünyada; nasıl bir meslek ve uğraş dalını benliklerinde bir "kimlik" olarak billurlaştırırlarsa; ne kazanıp, nasıl yaşayacaklarını bile bile bitirseler liseleri de, fakülteleri de; fena mı olur yani?
* * *
El ele, yan yana, sarmaş dolaş, öpüşe möpüşe yürüyen genç kızlarla delikanlılara takılıyor gözlerim bazen; yaşları 18-20-22 falan...
Besbelli ki, hemen evleniverme volkanları patlıyor içlerinde... Ama, aralarında pek de konuştuklarını sanmadığım, bir soru zıpkınlıyor ilk aşklarını:
- Nasıl geçinecekler?
***
İlk aşklar... Evleniverme arzularının, bayır aşağı yuvarlanıp giden tutku yumakları...
Ne şiddet eylemlerinin ekranlardan akan kanları, ne KKTC sorunu, ne politikacıların nutukları, ne Anayasa Mahkemesi'nin yeniden biçimlenmesi tartışmaları...
El ele, sarmaş dolaş, öpüşe möpüşe... Ah ah bir de evlenebilseler...
Ve kuşak kuşak ilk aşkları, keskin çarkları arasında lime lime eden bir kıyma makinesi:
- Evet ama, nasıl geçinecekler?
***
Bebekler doğduklarında, yaşamlarının rotası -bir oranda- güvenceye alınamaz mı?
Örneğin annelerle babalar, insanlığın ortak kubbesindeki değişik "meslek" ve "uğraş" galaksilerini ve onların yıldızlarını merak etseler...
Merak etseler görkemli gemilerin çizim mimarlarını ve o mimarların nasıl bir çocukluk geçirip, hangi akademilerden çıktıklarını...
Merak etseler teknoloji müzelerine, kimlerin hangi artıları getirdiğini ve onların yaşam öykülerini...
Merak etseler, yerelin "Hazine'den geçinmeliler takımı" dışındaki, imrenilesi başarı ve yaşam zembereklerinin nasıl kurgulandığını...
Ve görseler ki; "bedeli ödenmeden hiçbir yere varılamıyor".
***
Hedefler ve bedeller...
Hedef bir uzay astronotu olmaksa, ödenecek bedeller belli...
Hedef deniz altı madenlerini incelemek ve bunları insanlığın ortak yararlanacağı bir işletme içine almaksa; ödenecek bedeller yine belli...
Hedef Nobelli bilginlerin çocukluklarını karşılaştırmaksa; yine belli nasıl bir çabadan geçileceği...
Sorun, bedelleri zevk alarak ödemekte... Tıpkı bir piyanistin, piyano egzersizleri gibi...
***
Yüz yıllık yerel koşullanmaların, günümüz gençleriyle çocuklarına sunduğu buket; meslek, kazanç ve geçinme sorunlarında bir mutluluk yaratmaya yetmedi.
Vazgeçtik ekonomik bir saydamlığın gelişmesini; türban ve laiklik gerilimleri dahi aşılamadı...
Tanzimat döneminde tüketim formatlarına göre damgalanan "alafranga-alaturka" ayrımı; siyasal bir bilek güreşine dönüştü...
Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça, birtakım gizli hırslar da, fokur fokur kaynamakta...
***
Okullara "para nasıl kazanılır" dersleri konsa; fakülteler de eski mezunlarının, içeride ve dışarıda hangi alanlarda çalıştıklarıyla, ne kazandıklarının listelerini yayımlasa...
"Din elden gidiyor", "laiklik elden gidiyor", "vatan elden gidiyor", "devlet elden gidiyor" çığlıklarının politik curcunası içinde; asıl elden gidenin ilk aşkların o canım tadı olduğu ortaya çıksa ve ona bir panzehir yaratılsa...
Nerdeeee...
***
Enseyi karartmayın, biyografileri merak ettiğiniz ölçüde, boğayı boynuzlarından tutup yere çökertme gücünüz de artar, zevkiniz de...
Keşke anneler de, bir bilebilseydi bunu...
c.altan@prizma.net.tr
|
|