Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 28 Temmuz 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tanıma-ma meselesi


DÜNKÜ Erdoğan-Blair görüşmesinin en önemli sonuçlarından biri, İngiliz Başbakanı'nın, AB ek protokolünün imzalanmasının Güney Kıbrıs'ın "tanınması" anlamına gelmediğini ifade etmiş olmasıdır.
Böylece AB'nin dönem başkanı olarak İngiltere, bu tartışmalı konuda net bir tavır sergilemiş oldu.
Aslında bu, AB Komisyonu'nun hukuk birimlerinin de görüşüdür.
Bu bakımdan Türkiye'nin "ek protokolü" imzalarken, bunun Kıbrıs Rum kesimini, "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tanımadığını özenle seçilmiş sözcüklerle belirtecek olan "ekli deklarasyon"un fazla itiraz ile karşılaşmaması gerekir.
Başbakan Erdoğan'dan iki gün önce Londra'da Blair ile görüşen, fakat destekten çok nasihat alan Tassos Papadopulos'un, her şeye rağmen, son dakikaya kadar işi yokuşa sürmeye çalışması beklenebilir. Ama dün aldığımız duyumlar, özellikle dönem başkanı olarak İngiltere'nin de çabası ile, ek protokolün karşılıklı imza edileceği ve sözü geçen deklarasyonun da sadece not edileceği umudunu veriyor.
***
TÜRKİYE'nin AB'nin yeni 10 üyesini Gümrük Birliği'nin kapsamı içine alan ek protokolü imzalaması, üyelik müzakerelerinin zamanında (3 Ekim'de) başlaması için bir zorunluluk.
Dış görünüşte yeni üyelerden biri olan Kıbrıs'ın da buna dahil sayılması doğaldır. Ne var ki, sözü geçen, üye tüm adayı temsil eden bir Kıbrıs Cumhuriyeti değil, sadece Rum kesiminde egemen olan bir Güney Kıbrıs'tır. Papadopulos yönetimi istediği kadar tüm Kıbrıs cumhuriyetini temsil ettiğini öne sürsün, gerçek budur.
Türkiye, üyelik müzakerelerine oturmaya hazırlanırken, yükümlülüğü gereği, ek protokolü imzalamak durumundadır. Ancak Güney Kıbrıs'ı, tüm adayı temsil eden bir devlet olarak tanımak zorunda değildir. AB içinde böyle hukuki bir zorunluluğun olmadığı görüşünü paylaşanlar vardır.
Papadopulos, "AB üyesi olmak isteyen bir ülkenin mevcut üyelerden birini tanımaması diye bir şey olamaz" diyor. Eğer o yönetim bir ülkenin sadece bir kesimine egemen ise ve tüm ülkeyi temsil etmiyorsa, onu hukuken tanımaması kendi tercihidir. AB'nin bunun aksini empoze etmesi doğru olmaz. Bu anormalliği aşmanın tek yolu, adanın bölünmüşlüğüne yol açan sorunu çözmeye yardımcı olmaktır.
***
TÜRKİYE'nin ek protokolü imzaladıktan sonra, deklarasyonda ifade edeceği rezerve rağmen, Rum yönetiminin baskılarına maruz kalması ihtimali yok değil. Ankara "Seni tanımıyorum" dese de, Rumlar, fırsat buldukça örneğin gemilerini Türk limanlarına sevk etmek gibi zorlayıcı girişimlerde bulunabilir. Ancak üstesinden gelinmesi mümkün olan böyle olasılıkları şimdiden gözümüzde büyütmeye gerek yok. Türkiye ek protokol yüzünden AB ile müzakere sürecine başlatmaktan ve üyelik çabalarından vaz mı geçmeli?
Ek protokolün KKTC'nin Ankara tarafından "inkâr" anlamını taşıyacağı iddiasına gelince, bu da geçerli bir argüman değil. Bir kere, Türkiye deklarasyonla Güney Kıbrıs'ı hukuken tanımadığı mesajını açıkça veriyor. Fiilen müzakere sürecinde 25 üyeden biri olarak Rum yönetimi ile de aynı masada yer alması, onunla tartışması KKTC'nin varlığına gölge düşürmez. Türkiye KKTC'yi tanımaya ve onu desteklemeye devam edecektir. Çözüm bulunmadığı sürece, başka ülkeler de bir şekilde KKTC ile ilişki kuracak ve fiilen varlığını kabullenecektir. Nitekim bu yönde bazı gelişmeler de oluyor.
Ek protokolün imzalanması, sonuçta AB'nin KKTC'ye karşı izolasyon politikasına son vermesini de kolaylaştıracaktır.

skohen@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Anayasa yargısı ve siyaset
ANAYASA Mahkemesi'nin bazı kararlarında ve ka...
Çetin ALTAN
Okullara "para nasıl kazanılır" dersi konsa...
Napoléon'un, pek meraklı olduğu savaşları da,...
Melih AŞIK
Olumlu zaviyeden!
Padişah Vahdettin için "Nereden baksan haindi...
Fikret BİLA
'Tülay Hanım'a iki yıl başarılar'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkem...
Hasan CEMAL
Cihat fabrikası!
Amerika, Irak'ı radikal İslamın peşinde terör...
Yılmaz ÇETİNER
TV'ye çıkarken iki kitaba göz atsalar!
İşi uzatmak istemiyorum ancak, özellikle TV'd...
Güneri CIVAOĞLU
Eurabia
Yeni bir söylem: "Eurabia..."
Can DÜNDAR
AB-Türkiye: Bu nefretten aşk doğar mı?
2 çocuklu Ali Babacan'ın 2 koltuğu var.
Abbas GÜÇLÜ
Büyük kentlere takılıp kalmayın
Doğan HEPER
Başbakan bu konuda haklı
İSTATİSTİKLERE göre İstanbul'un nüfusu artıyo...
Semih İDİZ
"Risk" ile "bedel" arasında sıkışmak
AB'nin 17 Aralık zirvesi öncesinde Türkiye'ye...
Sami KOHEN
Tanıma-ma meselesi
DÜNKÜ Erdoğan-Blair görüşmesinin en önemli so...
Mehmet Y. YILMAZ
Turkuvaz türbanlı genç kız bize ne anlatmak istiyor?
Dün Milliyet'in internet sitesinde günün yeni...
Hasan PULUR
Devlet isterse ya da istemezse...
Devlet isterse...
Derya SAZAK
Öymen'in adaylığı
CHP'de pazar günü yapılacak kongrede İstanbul...
Meral TAMER
STK'lar oksijen gibidir. Hem nefes aldırır, hem yangın çıkarır
Sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili olarak geç...
Yaman TÖRÜNER
Kredi takası lazım
Bugün ekonomik sistemimizdeki en önemli darbo...
Güngör URAS
Kamudan sonra yerli sermaye de piyasadan çekiliyor
Milliyet Ekonomi'nin dünkü manşeti "Sanayide ...
Serpil YILMAZ
Baykal'a karşı 'ilan cephesi'
Cin'e yaptığım gezi nedeniyle gazetemizde çık...
M. Ali BİRAND
AB'de, Kıbrız pazarlığı sürüyor
Başbakan Erdoğan, Çarşamba sabahı kalkıp penc...

© 2005 Milliyet