Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 28 Temmuz 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

AB'de, Kıbrız pazarlığı sürüyor


LONDRA.

Başbakan Erdoğan, Çarşamba sabahı kalkıp pencereden dışarı bakınca, mutlaka içi kapanmıştır. O kadarını bilemesem dahi, benim içim karardı. Salı akşamı sıcaktan ter içinde kaldığımız bir Ankara'dan özel uçakla hareket ettik. Türkiye saatiyle 03.30' da Londra'ya indiğimizde yağmur çiselemeye başlamıştı, ancak durum dünkü (Çarşamba) kadar kötü değildi.
Çarşamba sabahı Erdoğan-Blair görüşmesi için birkaç saatlik uykudan sonra 06.45 civarında uyandım. Dışarıya baktığımda, içim daha fazla kapandı. Simsiyah bulutlarla örtülü bir gökyüzü ve ince ince yağan bir yağmur. Sonbahar gelmiş gibi hissettim.
Özel otobüsle görüşmenin yapılacağı yere giderken, Londra'daki son terör olaylarının psikolojik etkisi hemen hissediliyordu. Sert bakışlı güvenlik güçleri, ellerinde silahlarıyla hazır bekliyorlardı.
Bir süre yağmur altında bekledikten sonra, sırılsıklam olmak üzereyken, Başbakanlık ( 10 Downing Street) binasına alındık.Buralara kadar gelmemizin başlıca nedeni olan görüşme 50 dakika sürmüş ve bitmişti bile...
Peki ne oldu ?
Doğrusunu söylemek gerekirse, ne olup bittiğini yüzde yüz bilemiyorum. Başta Başbakan ve Dışişleri Bakanı olmak üzere herkese sordum. Hala işin içinden çıkabilmiş değilim. Onlarla konuştukça kafam daha çok karışıyor. Size sadece, ne kadar anladığımı aktarmakla yetineceğim.Bunu Başbakana ve Dışişleri Bakanına da sordum. İtiraz ettiler.İşin özünü tam anlamıyla algılayamadığımı (!) söylediler. Ancak, gerçekten ne olduğunu anlatmaya başladıklarında, dönüp dolaşıp aynı noktaya geri döndüler.Benim dediğime geldiler.
Anlayacağınız, aşağıdaki gelişmeleri kimseye resmen doğrulatamadım, ancak vardığım sonucun çok yanlış olduğuna da inanmıyorum.

KIBRIS İLE MÜZAKERE ÇERÇEVESİ PAZARLIĞI...
Ortada iki ayrı gelişme var.

1. Biri, Türkiye'nin Ankara protokolüne (Gümrük Birliğini Kıbrıs'a genişletilmesi) ekleyeceği Kıbrıs deklarasyonu.
Protokolün metni hazır. AB ile anlaşma oldu. Bu konuda bir sorun yok. Sorun, bu protokole eklenecek olan Türk deklarasyonundan çıkıyor. 3-4 paragraf veya cümlelik bu deklarasyon son derece gizli tutuluyor. Birkaç kişinin dışında kimse görmüş değil. Deklarasyonda Türkiye, Gümrük Birliğinin genişletilmesinin, resmi çözüm bulunmadıkça, Kıbrıs'ın resmen tanınması anlamına gelmeyeceğini açıklayacak. Aynı deklarasyonda, ilerde Türk tarafını güç duruma düşürecek veya Rumların Adalet Divanına başvurabileceği tüm hukuki yolları kapatacak bir dil kullanılacak. Hukuki yollar kapatılacak. 1995' deki Gümrük Birliği anlaşması sonrasında karşılaşılan olumsuzlukların tekrarlanmayacağı bir ortam hazırlanacak.
Rumlar ise, bu deklarasyonda açık kapıların kalması için çalışıyor. Erdoğan'dan bir gün önce buraya gelen Papadopulos, dönem Başkanı olarak Blair'den Türk tarafına baskı yapmasını istedi. Kıbrıs Rumları, Yunanistan ve tabii, Türkiye'ye kollarını açmak istemeyen diğer bazı üyeler de, bu deklarasyonu sulandırmaya çalışıyorlar.

2. Diğer gelişme ise, 3 Ekim'de başlayacak olan müzakerelerin nasıl yürütüleceğine dair, AB tarafından hazırlanmakta olan yönetmelik. Buna "müzakere çerçevesi" adı veriliyor. AB Komisyonu taslak bir müzakere çerçevesi metni hazırladı ve üye ülkelere yolladı. Aralarında Kıbrıs'ın da bulunduğu üye ülkelerden oluşan Konsey, bu metne son şekli veriyorlar.Tabii herkes bu yönetmeliği ağırlaştırmaya çabalıyor. Özellikle Kıbrıs ve Yunanistan ekler yapmaya uğraşıyorlar.

PAZARLIK İŞTE BU NOKTADA DÜĞÜMLENİYOR
İki gelişme birbirinden ayrıymış gibi görünmesine, resmi yetkililer tarafından da bu şekilde ortaya konmasına rağmen, aralarında önemli bir bağ var.
Türkiye, müzakere çerçevesinin daha da ağırlaştırılmadan ve 3 ekim öncesinde (son dakikaya kalmadan) onaylanmasını istiyor.Açıkça söylemese dahi, müzakere çerçevesi belgesi ağırlaştırıldığı taktirde, Kıbrıs deklarasyonunu sertleştireceği izlenimini veriyor.
Aynı bağı Kıbrıs'lılar da kullanıyorlar.
Onlar da, Türkiye'nin yapacağı deklarasyonun biran önce açıklanmasını, eğer beğenmedikleri gibi çıkarsa, müzakere çerçevesine ek koşullar sokabileceklerinin işaretlerini veriyorlar.
Her iki taraf birbirinden kaygılanıyor.Birbirine güvenmiyor.
Türkiye "önce müzakere çerçevesinin onaylanmasını" istiyor, Rumlar ise önce Kıbrıs deklarasyonunu gördükten sonra adım atmayı planlıyor.
İngiltere de arayı bulmaya çabalıyor.
Tekrar etmemde yarar var. Bu senaryonun çok daha ince noktaları var. Ancak ben bu kadarını çözebildim.Kuşkularımı arttıran, örneğin protokolün ve deklarasyonun hazır olduğu ve dün imzalanabilineceği söylenmişti.
Olmadı.
Türk tarafı ısrarla tekrarlıyor: Biz hazırız, AB bize yeşil ışık yaksın, yarın imzalarız
AB tarafı ise, 3 Ekime giden yolda bir kaza çıkmaması için taraflarla tekrar tekrar görüşüp işi sağlama bağlamaya çalışıyor.
Bizde bekliyoruz.
Biraz karışık ancak, bilmem anlatabildim mi ?
Bakalım yarın hava nasıl olacak ?
Yağmur yağmaya devam mı edecek, yoksa güneş kendini gösterecek mi ?

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Anayasa yargısı ve siyaset
ANAYASA Mahkemesi'nin bazı kararlarında ve ka...
Çetin ALTAN
Okullara "para nasıl kazanılır" dersi konsa...
Napoléon'un, pek meraklı olduğu savaşları da,...
Melih AŞIK
Olumlu zaviyeden!
Padişah Vahdettin için "Nereden baksan haindi...
Fikret BİLA
'Tülay Hanım'a iki yıl başarılar'
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkem...
Hasan CEMAL
Cihat fabrikası!
Amerika, Irak'ı radikal İslamın peşinde terör...
Yılmaz ÇETİNER
TV'ye çıkarken iki kitaba göz atsalar!
İşi uzatmak istemiyorum ancak, özellikle TV'd...
Güneri CIVAOĞLU
Eurabia
Yeni bir söylem: "Eurabia..."
Can DÜNDAR
AB-Türkiye: Bu nefretten aşk doğar mı?
2 çocuklu Ali Babacan'ın 2 koltuğu var.
Abbas GÜÇLÜ
Büyük kentlere takılıp kalmayın
Doğan HEPER
Başbakan bu konuda haklı
İSTATİSTİKLERE göre İstanbul'un nüfusu artıyo...
Semih İDİZ
"Risk" ile "bedel" arasında sıkışmak
AB'nin 17 Aralık zirvesi öncesinde Türkiye'ye...
Sami KOHEN
Tanıma-ma meselesi
DÜNKÜ Erdoğan-Blair görüşmesinin en önemli so...
Mehmet Y. YILMAZ
Turkuvaz türbanlı genç kız bize ne anlatmak istiyor?
Dün Milliyet'in internet sitesinde günün yeni...
Hasan PULUR
Devlet isterse ya da istemezse...
Devlet isterse...
Derya SAZAK
Öymen'in adaylığı
CHP'de pazar günü yapılacak kongrede İstanbul...
Meral TAMER
STK'lar oksijen gibidir. Hem nefes aldırır, hem yangın çıkarır
Sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili olarak geç...
Yaman TÖRÜNER
Kredi takası lazım
Bugün ekonomik sistemimizdeki en önemli darbo...
Güngör URAS
Kamudan sonra yerli sermaye de piyasadan çekiliyor
Milliyet Ekonomi'nin dünkü manşeti "Sanayide ...
Serpil YILMAZ
Baykal'a karşı 'ilan cephesi'
Cin'e yaptığım gezi nedeniyle gazetemizde çık...
M. Ali BİRAND
AB'de, Kıbrız pazarlığı sürüyor
Başbakan Erdoğan, Çarşamba sabahı kalkıp penc...

© 2005 Milliyet