|
Medyada öne çıkan STK'ları gruplayalım
Türkiye'de kaç sivil toplum kuruluşu olduğu tam olarak bilinmiyor, ama kabaca 100 bin civarında diyebiliriz. Kimisi medyada sesini duyuramasa da, kendi hedefi doğrultusunda tam bir gönüllülükle kendi mahallesinde, kendi ilçesinde, kendi çevresinde harikalar yaratıyor. Örneğin son dönemde özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da kurulan çok sayıda küçük STK'nın, günlük hayatın normalleşmesine önemli katkıları olduğu belirtiliyor.
Medyada öne çıkanlar itibarıyla bir sınıflama yapmak gerekirse... Bu sınıflamayı, Ankara'dan e - posta gönderen ve bu konu üzerinde epey düşündüğü anlaşılan okurum Hakan Bezirci'ye bırakıyorum. "Herkes künyesini ortaya koymalı ki, hangi kategoride konuşulduğu net olarak anlaşılsın," diyen Bezirci, çok geniş yelpazede kendini STK diye tanımlayanları 6 grupta topluyor:
"1) TÜSİAD, TOBB, TZOB gibi meslek odaları ya da iş dünyasının lobi örgütleri: Bunlar, STK tanımına en uzak olanlar. Ama kamuoyuna en çok ve "cilalı" şekilde sunulanlar bunlar. Kendi meslek gruplarının çıkarlarını korumanın yanı sıra siyaset de yapıyorlar. Siyasi iktidar da, ekonominin gücünü -ve kendi kaderini- elinde tutan bu örgütlerden başkasını sivil toplum olarak görmüyor. AKP'nin seçim bildirgesi ve programı, sivil toplum ve katılımcılık açısından tam bir aldatmaca. Nitekim hemen hiçbir AKP'li belediye, güya yerel, güya halka yakın ama planladıklarını, yapacaklarını ve yaptıklarını halkla paylaşmıyor, bilgi verme, görüş alma gibi katılımcılık mekanizmalarını çalıştırmıyor.
2) TESEV, Açık Toplum Enstitüsü, ARI Hareketi gibileri: Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkilendirilerek, tartışmalarda en çok adı geçen grup. Profesyonel, dışa ya da büyük sermayeye dayalılar. Avrupa'da devletten yardımla yaşayan, Ortadoğu'da vb cirit atan yabancı STK'ları (NGO) da bu gruba katabiliriz. Son zamanlarda çevre yerine kadın - çocuk - mahkum konusunda gerçekten gönüllü çalışanlar olduğu gibi, sadece fonları kapmak için kurulanlar da var. Ya da tam gönüllü olarak işe başlayanlar, bir süre sonra fonlara muhtaç olduklarına inandırılıyorlar. Birçok doğa - çevre örgütü de artık fon bağımlısı ve profesyonellerden oluşuyor. Gönüllüler çok azınlıkta ya da etkisiz. Yararlı çalışmalar da yapıyorlar, ama bağımsız değiller.
3) TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, TMMOB, ORKOOP, KESK gibi kitle örgütleri: Sivil toplumun emekçi kısmını temsil ediyor görünüyorlar, ama özellikle işçi sendikaları, gelir fazlasına sahip oldukları halde üye eğitimleri, üye tabanlarının yaygınlaşması, kamuda işyerinin olası satışına karşı alternatif çözümler, işletme yönetimi kurgusu vb üzerinde çalışmayıp mal - mülk idaresine yöneliyorlar. TMMOB; nispeten sivil - demokratik yapıda, ama üye tabanlarıyla etkileşimleri zayıf, dolayısıyla etkinliği giderek azalıyor.
4) Hemşeri örgütlenmeleri: Büyük kentte yaşadığı halde o kentli olmamakta direnen, ata memleketini kayırmaya (memleketlisini işe sokmak, yatırımı oraya yönlendirmek, sadece o yöreden öğrenciye burs bulmak vb) yönelik çalışan ya da sadece sosyal iletişim için kurulan dernekler. Bunlar da bence tam bir sivil örgütlenme sayılamaz.
5) Dinsel ve etnik tabanlı örgütler: Bunlar da kendi dar çıkarları için çalıştıklarından bence sivil örgütlenme değiller. Çoğunlukla, hem siyasi hem de dış manipülasyonlara en açık olanlar.
6) STK tanımına en çok uyanlar / gönüllü sivil örgütler: ÇYDD bence özgün bir yerde. Gerçekten küçük ama halka yayılı bağışlarla büyük işler başarıyorlar. Tavırları net. Zenginlere gidip yalvarmıyorlar, ama bağış gelirse de belli ilkelerle alıyorlar. Kamunun önemini biliyor ve onunla da birlikte çalışıyorlar. Mütevazı ama gerçekçiler. ÇYDD gerçek sivil örgütlenmeye en yakın olanı. Bazı kadın dernekleri de bu kategoride. Taşrada birçok gönüllü dernek de bu kapsamda. Kimileri tek kişilik ordular. TEMA; hem merkezi - otoriter -profesyonel yapıda, hem de yaygın gönüllüleriyle iki arada. O da kendine özgü sayılır."
mtamer@milliyet.com.tr
|
|