|
 |
|
|
Bugün -eğer bir aksilik olmazsa- bebek geliyor
Siz bu satırları okurken (hep yazmak istediğim kalıp cümle), biz hastanede olacağız. İşler yolunda giderse bu köşenin adı son kez "Baba Adayı" olacak
igursoy@milliyet.com.tr
Evet, haydi çıkıyor muyuz? Her şey alındı mı, çantalar mantalar? Doğum randevusuna geç kalınmaz. Taksi geldi mi? Kimse bizi götürmesin, kendimiz gidelim sakin sakin. İnsan en gergin gününde bir de "Şunu yaptın mı? Kaç gün yatacaksın? Heyecanlı mısın?" gibi sorulara yanıt vermek istemiyor. Zaten aklımda yeterince soru var benim. Mesela, sağlıklı doğacak mı? Sonrasında biz onu sağlıklı tutabilecek miyiz? Annesi de sağlıklı olacak mı? Ya bebeği kucağıma alırken düşürürsem? Ya öperken benden mikrop kaparsa? Ya sakalım yüzünü tahriş ederse? Ya eve getirirken üşütürse? (1 Ağustos bile olsa) Ya evde "cereyanda kalırsa"... Ya karım doğum sonrası depresyona girerse? Ya bebeğin gözkapaklarını silerken gözüne mikrop kaçırırsak? (Bakın neler de biliyorum) Ya ilk banyosunda elimden kayarsa? Ya ikinci banyosunda elimden kayarsa? ALLAHIM, YA BU ÇOCUK BANYODA ELİMDEN KAYARSA!
Oğlanın tulumunu giydirirken kolunu çıkarmayayım da
Falan filan... Dikkat edin, bunlar daha ilk birkaç günün soruları. Daha kafada kurulan neler var neler. En büyüğü şu: Bu çocuk beni sevecek mi? Belli mi olur? Babalık meselesini kıvırabileceğimizin garantisi yok. Daha dün gece izledim... "Friends" dizisinin tuhaf karakteri Phoebe'nin babası, ikiz kız kardeşini ve annesini terk edip izini kaybettirdikten yıllar sonra ortaya çıkıyor. Phoebe neden gittiğini soruyor, adam "Kötü bir babaydım" diye yanıtlıyor: "Bezlerinizi ters bağlıyordum, ağladığınızda sizi uyutmak için söylediğim şarkı daha çok ağlamanıza sebep oluyordu."
Al işte: Hayatta görüp görebileceğiniz, beyin-el koordinasyonu en düşük insanlardan biriyim. Basit anlatımıyla, korkunç beceriksizim. Demem o ki, benim de bezi asla doğru bağlayamama ihtimalim var. Ya da mesela tulumunu giydirmeye çalışırken oğlumun kolunu çıkarabilirim, inanın bana.
Gözüm ziyaretçilerin üstünde olacak, tepkileri ölçeceğim
Neyse, bunlar bugün düşünülecek şeyler değil. Çocuğun kolunu vakti gelince çıkarırız! Şimdi doğum heyecanının tadını çıkarmak gerek. Hassas ve düşünceli babalar gibi doğuma girecek gücüm var mı acaba? Gerçi bu da normal doğum gibi bir serüven değil ki... Karımı bayıltacaklar, karnından çocuğu çıkaracaklar. Neyse, belli ki o an karar vereceğiz. Sonra, artık nihayet oğlanın kime benzediği de ortaya çıkacak. En azından şu kadarını biliyorum, doğunca biraz çirkin oluyorlar. Pembe, buruş buruş bir top. Hayallerimin yıkılmaması konusunda uyardılar beni, hazırlıklıyım. Ama bana nasıl olsa yakışıklı bir adammış gibi gelir. Yine de ziyaretçiler bebeği gördüklerinde yüz ifadelerine bakacağım, anlık tepkilerinden bir sonuca varacağım.
O gün olabilecekler konusunda sorun yok da, önümüzdeki yıllar boyunca ne yapmam gerektiği konusunda hiç fikir sahibi değilim.
Biz işe gittiğimizde kim bakacak bu çocuğa? Peki hangi okula gidecek? Arkadaşlarını kontrol altında tutmalı mıyız? Ehliyet yaşından önce arabayı kullanmak isterse ne yapacağız? (Oo, İlke bey, o günlerde bir arabanız mı olacak? Hayırlı olsun. Hangi parayla aldınız canım onu?) Galatasaray'ı tutarsa ne yaparım? Günde kaç saat televizyon izleyecek? Sahtekar, yalancı, düzenbaz bir adam olmaz di mi? Ne demiş büyük şarkıcı İsmail YK: "Sorular, sorular, aklımdaki sorular..."
Heyecanlıyım, karnım ağrıyor... Sağlıklı olsun yeter. Kervan yolda düzülürmüş.
Yükselen burcu da biz belirleriz!
İyi oluyor böyle sezaryen. Aslında biliyorsunuz, normal doğum yanlıları doktorlara kızıyorlar. "Gerekmediği halde sezaryen yapıyorlar, böylece gecenin bir yarısı gelen telefonla sıçramak yerine cumartesi sabahı 10'da, kahvaltılarını ettikten sonra rahatça hastaneye gidip çocuğu alıyorlar. Üstelik anne hastanede bir gece değil iki gece kaldığı için hastaneye daha fazla para ödemesini sağlıyorlar." Haklı olabilirler. Ama benim karım ilk günden beri sezaryende kararlıydı. Fena da olmadı yani. İşleri kontrol altında tutabildik. Evet,
"Cumartesi sabah 10.00 kuşağı"na bir
fert daha katacağız. "Çocuğun yükselen burcunu etkiliyorsunuz" diyenleri bile dinlemeden üstelik!
|
|
|

|