|
 |
|
|
Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi Öğretim Üyesi Prof. Füsun Üstel:
Terör, dışlanan insanı devşiriyor
Batı'da genç göçmenlerde işsizliğin yükseldiğine dikkat çeken Prof. Üstel'e göre, terör, mağduriyetten 'devşirdiği' gençleri bombacı yapıyor. 'Tepkinin üst başlığı' ise, ABD işgali
SOHBET ODASI DERYA SAZAK
DERYA SAZAK: İngiltere'nin 11 Eylül'ü 7/7 saldırılarının ardından El Kaide bağlantılı eylemi yapanların Pakistan kökenli İngiliz yurttaşı çıkması, Batı'da tartışılmaya başlanan 'tek neden Irak değil. Küresel cihat yolunda intihar terörizmini seçenler, toplumdan dışlandıklarını düşünen kayıp kuşaklar' yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Asırlardır 'Makbul Vatandaşın Peşinde' koşan ülke yönetimleri, bu şiddet olgusunu nasıl etkiliyor?
FÜSUN ÜSTEL: Küresel şiddet derken aslında çok boyutlu bir olgudan söz ediyoruz. Londra'daki terör saldırısına baktığımızda Batı'nın anlam veremediği 'Bunlar bizim çocuklar, bizi niçin arkadan vuruyorlar?' tartışmasının, Hollanda'da sinema yönetmeni Van Gogh'un radikal İslamcı bir Hollanda yurttaşı tarafından öldürülmesi sürecinde de gündeme geldiğini gördük.
Bu nefret nereden?
Üçüncü kuşak göçmenler, vatandaşı oldukları ülkelerde eğitim gördükten, Batı toplumlarına şu ya da bu ölçüde entegre olduktan sonra bu nefreti nasıl kazanıyorlar? Avrupa buna tepki veriyor. Hollanda gibi çokkültürlülüğün cenneti olan bir ülkede AB referandumundaki 'hayır' oylarına yansıyan karşıtlık, Batı'daki değişimin çarpıcı bir örneği. Hollanda çok radikal bir geri dönüşe yöneldi. Fransızvari bir 'asimilasyon' modeline doğru gitmeye başladı.
Batı'nın entegrasyon modeli tıkandı mı? 'Makbul vatandaş' inşası ne oldu?
- 19. yüzyıl boyunca ve 1950'lere kadar ulus-devletler, ilköğretim aracılığıyla vatandaşlarını belli değerler etrafında bütünleştiriyorlardı. Hedef, homojen toplumdu.
Bugün bazı sosyal bilimciler, bu modelin tıkandığından söz ediyorlar. Modernitenin yurttaşlık modeli de sorgulanıyor. Evrensel değerler etrafında bütünleşmiş vatandaş topluluğu yaratılmak isteniyordu. Oysa bu eşitlik anlayışının arkasında bir dizi eşitsizliği barındıran bir maske olduğu açık. 1960'lardan itibaren Batılı ülkeler göç almaya başladıklarında çok farklı entegrasyon politikaları izlediler.
Bu politikalara baktığınızda Londra'da patlayan bombaların ardından ifade edilen 'arkadan vuran çocuklar' söylemi çok indirgemeci de olsa bir dizi sosyal problemin tartışılmasını da gündeme getirdi.
Avrupa'nın 'öteki'si
Van Gogh cinayetine tek neden İslami kökten dincilik mi?
- Hollanda toplumunda sınırlı da olsa bazı çevreler kendilerini sorgulama ihtiyacı hissettiler. Art arda gelen olaylar Batılı toplumların kendilerine tuttukları bir ayna oldu.
'Öteki' denilen azınlıklarla, dini ve etnik gruplarla ilişkilerde sorun mu var?
- Kesinlikle. Ama 'öteki'nin nasıl tanımlandığı da çok önemli. Avrupa'nın en eski 'öteki'si İslamdır. Çokkültürcülüğe en açık ülkelerin başında gelen Hollanda, göçle birlikte çokkültürcülüğe yöneldi. 1970'lerin sonundan itibaren göç kalıcılaşmaya başladı. Avrupa'ya İslam faktörü önce eklendi, sonra kalıcılaştı.
Fransa ve Hollanda'da anayasaya 'hayır' oyları pişmanlık işareti mi? Batı'yı, evinde patlayan bombalar ürkütüyor. AB ile müzakere süreci olumsuz etkilenebilir mi?
- Avrupa Birliği'nde bütünleşme ve çözülme aynı anda gidiyor... 10-15 yıldır Batı'da bu tartışma var. Başlangıçta tartışma 'İslam' adı altında değildi. 'Risk mahalleleri' gibi kavramlarla entegrasyon modellerinin başarısı tartışılıyordu. Gençlerde işsizlik oranı yüksek, dışlanmışlık duygusu var. Sorunlar, bugün 'İslam' adıyla, bir başka gün başka adla kendini belli edecektir.
Hollanda'da Van Gogh cinayeti İslami karşıtlığı tetikledi. İsveç'te Başbakan Olof Palme'yi öldürdüler. Yabancılara tepki o zaman bu kadar tırmanmamıştı. 11 Eylül saldırıları, Usame bin Ladin ve El Kaide faktörü yeni bir milat oluşturdu.
- Palme'nin öldürüldüğü dönemle bugünkü koşullar çok farklı. Dünya, 1980'lerin sonundan itibaren postmodernite denilen, bir yandan küreselleşmenin bir yandan yerelleşmenin ortaya çıktığı, etnik ve dinsel kimliklerin talep edildiği döneme girdi. Bugün Müslüman gençler, Avrupa'daki intihar saldırıları derken sorunu tek noktadan alıyoruz. 'Avro İslam' denilen, kendilerini yurttaşlık temelinde tanımlayan bir İslami kesim de var.
Irak direnişiyle birlikte intihar eylemlerinin arttığı olgusuna ne diyorsunuz?
- Amerikan işgali var olan, biriken bir tepkinin üst başlığıdır. Bütün intihar eylemlerinin arkasında bir 'Beni duyun' çağrısı vardır.
Kendileri de yok oluyor, yüzlerce masum insana kıyarak. Dinen de affedilmesi olanaksız bir şey değil mi bu tür saldırılar?
- Bu eylemlerin içinde Müslümanların olması bir rastlantıdır demek mümkün değil elbette. Radikal İslamcılar arasında şiddete yönelenler var.
Sürekli 'düşman' diyerek barış kültürü çıkamaz
Cumhuriyet dönemi boyunca Türkiye 'makbul vatandaşı'nı yaratabildi mi?
- Her zaman bir 'makbul vatandaş' yaratılmak isteniyor. Ama 'makbul vatandaş' iyi vatandaş demek değildir. 1980 sonrasında Türkiye'de bir militan vatandaşlık, sadece devlete sadakati esas alan, sivilliği kuşkulu bir vatandaşlık anlayışı gelişti. Bu tanımda devletle mesafesini koymuş bir yurttaş yok, tehdit ve tehlike temelli bir Türkiye anlatımı var. Sürekli iç ve dış düşmanlardan söz edilen bir ülkeden 'barış kültürü' çıkamaz.
Bugünkü gazetede üzülerek okudum. Vatandaşlık ve insan hakları dersleri de kaldırılıyor. Oysa hak ve özgürlükler bilincinin zorunlu ilköğretimde verilmesi gerekir.
Cumhuriyet 80 yıldır Kürt ve İslam meselesine neden siyasi çözüm bulamadı? Terör, kaynağını yine bu sorunlardan alıyor.
- 'Makbul vatandaş' inşası Cumhuriyet tarihi boyunca homojen bir ulus fikrine dayandırıldı. Postmoderniteyle birlikte 1980 sonrası dini ve etnik kimlik taleplerinin yükselmesi karşısında Türkiye, farklılıkları dikkate almayarak herkesin 'Türk kimliği' altında birleştirilmesi politikasını sürdürdü. Oysa devlet ile vatandaş arasında yeni sözleşmeye ihtiyaç vardı. Bu önemsenmedi.
Siyaset indirgemeci
12 Eylül askeri rejimin 'makbul vatandaş' profili Türk-İslam sentezine dayanmıyor muydu?
- 1980'lerde sadece Türklük değil İslamiyetle de pekiştirilmiş kimlik var. Bugün ise yükselen bir kimlik siyasetinden hem dinsel, hem etnik anlamda söz etmek mümkün. Ama kimlik siyasetlerinin stratejilerini ayrıştırmak lazım. Sözgelimi Kürt milliyetçiliği var ama demokratik çözüm arayan Kürtler de var. Siyasetin çözemediği şey, sorunlara bütüncül, dolayısıyla indirgemeci bakmak, farklılıklara göre politika üretememek. 'İslam ve Kürt' diye iki kimlik koyduğumuzda görüntüde homojen, içi heterojen kimlikler.
Yeni kısıtlama savunulamaz
11 Eylül'ün ardından El Kaide İstanbul'u da vurdu, oysa TBMM ABD askerlerinin Kuzey Irak'a geçişine izin vermemişti. Son günlerde PKK terörü tırmanmaya başladı. AB ile üyelik müzakerelerine başlayacak Türkiye'de güvenlik sorunlarının hak ve özgürlükleri gölgelemesi sorun yaratmaz mı?
- Türkiye'nin çok önemli insan hakları, demokrasi sorunu var, reddetmek olanaksız. Üstelik iktidarlar, insan hakları konusundaki eleştirileri bir "dış mihrak" meselesi olarak gördüler. Terörü öne sürerek yeni kısıtlamalara gitmek savunulamaz. Bunu AB sürecinden bağımsız olarak söylüyorum.
Yukarıdan inşa edilen tutmuyor
Hangi yurttaş kimliği bizi geleceğe dönük ideallerde buluşturur?
- Kimlikleri kutsamadan, şeytanileştirmeden bir vatandaşlık kültürü oluşturulabilir. Makbul vatandaş yaratma düşüncesi bana ters. Yukarıdan inşa edilen hiçbir şey tutmuyor, aşağıdan gelen bir deprem var. Farklı bir siyasal kültürden beslenecek yeni vatandaşlık anlayışına ihtiyaç var. İtaat kültürüne dayalı vatandaş-devlet ilişkisi ahlaki olarak savunulamaz, "sürdürülebilir" de değil.
Batı'da da kayıp kuşaklar var
Sosyal bilimci Oliver Roy, kökten dinciliği Batı toplumundan dışlanmış 'kayıp kuşaklar'a bağlıyor.
- Avrupa'da yaşayan Müslümanlar değil sadece 'kayıp kuşak', Batı, kendi kayıp kuşağına da bakmak zorunda. Gençlik eksenli bir okuma da yapmak lazım. Öte yandan radikal sağ partiler Batı'da müthiş bir yükselme içinde. Bunu da dikkate almak lazım.
'Birçok şey sonrası' dönem
Modern çağın 'makbul vatandaşını' yaratmaya çalışırken, 'yeni Ortaçağ'a mı giriyoruz?
- Belirsizlik döneminden geçiyoruz. Bir sosyal bilimci, bu dönemi 'post everything', 'her şey sonrası' dönem olarak niteliyor. Sanayi, modernite ve daha birçok şey sonrası dönemdeyiz. Bu dönem mutlaka olumsuzluk dönemi olarak ele alınmamalı.
Muktedir ile mağdur gerilimi
Samuel Huntington'un öngördüğü 'medeniyetler savaşı' mı başladı? Haçlılara karşı radikal İslamcılar.
- Huntington'un tezi aslında Pentagon'un yaklaşımıydı. Ayrıca medeniyetlerin tanımlayıcı unsuru yalnızca din değil. İslam-Hıristiyanlık çatışması, gerilimi olarak görülen şeyi mağdur ve muktedir çatışması olarak görmek de mümkün. Nereden baktığınıza bağlı. ABD'nin Afganistan ve Irak işgalleri ardından bölgede uzun dönemli kalma politikası da şiddeti tetikledi.
Terörün 'insan kaynakları'
Hem Müslüman hem Batılı olabilmek mümkün mü? Demokrasi, çoğulculuk, İslami ilkelere aykırı olmasa gerek. Londra'da, Mısır'da katliam yapanlar hangi şartlarda 'devşirilip', intihar terörüne girişiyorlar?
- Terör insan kaynağını çok farklı yerlerden, mağduriyetten, işgalden devşiriyor. Dışlanmadan, kimlik politikalarının radikalleşmesinden devşiriyor. İşsizlikten devşiriyor. Şiddet odaklarının genç insanları intihar bombacısı haline getirirken kullandıkları bir dizi strateji olmalı.
Avrupa'da İslam homojen değil
Dinci terörü, İslamiyetten ayırmak, şiddeti reddedenleri dışlamamak gerekiyor. Avrupa'da yaşayan 6 milyon Müslüman var.
- Onlar şiddetin dışındalar ve içinde yaşadıkları toplumun bir parçası olmak, kimliklerini koruyarak entegre olmak istiyorlar. Yurttaşlık temelinde var olma mücadelesi veren çok kalabalık bir Müslüman nüfusu da Avrupa'nın içinde yaşıyor, bunu görmezden gelemezsiniz. Avrupa'daki
İslam ya da Müslümanlar homojen değil.
Kimdir?
Prof. Füsun Üstel, yüksek öğretimini AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde tamamladı. 2000'de profesör oldu. MÜ Fransızca Kamu Yönetimi'nde Öğretim Üyesi olan Prof. Üstel'in eserlerinden bazıları, "Yurttaşlık ve Demokrasi" ve "Makbul Vatandaşın Peşinde: II. Meşrutiyet'ten Bugüne Vatandaşlık Eğitimi" adlarını taşıyor.
|
|
|

|