|
 |
|
|
Dünya'nın en üzgün adamı
Maçtan bir gün önce sayın Atay Aktuğ'un demecini dinleyince "Eyvah" demiştim. "Eyvah, Kıbrıs Yükü"nün altından kalkamayacak Trabzonspor"!
Belli ki başkanın yapacağı başka şey kalmamıştı. Tansiyonu birazcık düşürebilmek uğruna "saçmalamayı" göze almıştı:
"Ha bir Avrupa takımına elenmişiz, ha Güney Kıbrıs takımına" diyordu.
Siyasi ve milli endişelerin takımı yiyip bitirdiğini görmese, böyle bir lafı başına silah dayasanız ettiremezdiniz sayın Aktuğ'a...
Durum o kadar vahimdi demek...
Maçtan bir gün önce, kanatlanmış uçuyordu tur...
Çünkü, "ya turu geçemezsek" korkusuydu Trabzonspor'un kâbusu. Ve bu korkuya kapılan bir takımın istediğini alabilmesi son derece zordu.
Maçtan önce de... Sahada da...
Uçuruma doğru
Karşılaşmanın özeti şuydu:
Endişelerine odaklanan futbolcular golü ıskalıyordu.
Bir futbolcunun bir sezonda başına gelebilecek talihsizlik doksan dakikaya sığıyordu sanki. Her kaçan gol, olası gollere dokunacak ayaklardan kimbilir kaç sinir hücresi öldürüyordu. Maçın sonuna doğru ayaklar beyinsiz kalmıştı. Beyinler ayakları bırakmış "ya turu geçemezsek" korkusunu sektiriyordu.
Uçurumun kenarında dehşete kapılan adamın, dertlerine son vermek için uçuruma atlaması gibi bir çözüm kalmıştı geriye.
Şu maç bitse ve ne olacaksa olsa...
Ya sahanın dışındakiler?..
Ekrandan izlediğim ve izlerken sehpaya çarpıp sakatlandığım maçın en hüzünlü saniyeleri, Atay Aktuğ'un yakın çekimleriydi inanın.
Yönetici olmanın ve tribünde çaresiz kalmanın dayanılmaz ağırlığı vardı başkanın buğulu gözlerinde. Kendini tutmasa ağlayacaktı.
Varsa iyi durmayın
Herkes kendine göre haklıydı ama ortada "hak hukuk" bırakmıyordu kaybedilenlerin heybeti. Ülke puanları, para, şan, şöhret ve moral... Futbolda ne varsa hepsini birden kaybetmişti Trabzonspor. Kime kaybettiğinin ezikliği de de cabası.
Faturası, daha maç biterken yönetime kesildi bile. İstifa etmesi istendi yönetimin...
Trabzonlu'nun varsa elinizde daha iyisi; durduğunuz kabahat.
Şayet yoksa ve maksadı üzerek "intikam" almaksa... Boşuna çabalamasın.
O maçta Dünya'nın en üzgün adamını gördüm zaten.
Daum kapış kapış
Fenerbahçe başkanı sayın Aziz Yıldırım; "Daum'u bıraksak Almanya kapar" demiş. Doğrudur... Kapar.
Bu da Daum'u, Şükrü Saraçoğlu Stadı'ndan sonra sayın Aziz Yıldırım'ın en büyük eseri yapar...
Fenerbahçe'ye geldiğinde Almanya'ya sadece mahkeme celseleri için giden Daum, kendisine yapılan yatırımlar, eline verilen yıldız oyuncular, ayağının altına serilen sınırsız destekle Dünya'nın en kıymetli hocaları arasına girdi. Bir tek orta saha bilmecesini çözememişti; onu da Fenerbahçe yönetimi dikte etti ve Fenerbahçe makinası kusursuz hale geldi.
Almanya Daum'u hemen kapar... Lakin sayın Yıldırımla birlikte gitmesi lazım.
Tam siper!
Futbolda hava kurşun gibi ağır... İstediğin kadar bağır... Toplumsal cinnetin futbol kurşunları, hem kör hem sağır.
Bu sefer de bilet tartışmasına şehit verdik Trabzon'da!.. Taraftar Derneği Başkanı, bilet isteyen hemşehrisini kurşunladı.
Buradan da anlaşıldı ki, futbol bahane... Şiddet kafamızın içinde. Nereye gitsek onu yanımızda taşıyoruz. En çok futbolda kalabalıklaştığımız için, en çok futbolu kana boyuyoruz.
Beşiktaş'ın küfürlü tanıtımı
Mesela, İnönü Stadı'ndaki forma tanıtımı gecesinde yaşanan gerginlikleri nasıl futbolun içine sokabilirsiniz?
Statta olduğu için mi? Küfürlerin bir bölümü Fenerbahçe Başkanı sayın Aziz Yıldırım'ı hedef aldığından mı?
Peki şarkıcı Yalın ile sunucu Demet Tuncer'e yollanan çakmak ve küfürleri futbolun hangi fanatiklik boyutunda değerlendireceğiz?
Tribünde, kendine yatak arayan sel gibi büyük ve yıkıcı bir şiddet var. Artık "ayıp", "günah" kalmamış; kimi bulursa ona tosluyor.
Aynı stadda arabesk müzik konseri yapılsa, şiddet orada da filizleniveriyor. Yani toplumsal kimyamız, futbol-müzik gibi medeni lükslere izin vermeyecek kadar bozulmuş aslında.
Bizler de futbola fazla yükleniyoruz galiba.
Hıncal Uluç yaparsa!..
Dün Faik Çetiner ile konuştum ve bir kere daha anladım televizyon dünyasının ne kadar acımasız olduğunu...
Tırnaklarıyla yarattığı "Bizim Stadyum"la birlikte TRT'ye geçen Çetiner, ne bir skandala imza atmıştı, ne de "izlenmeyen" programlar yapmıştı... Ama ligin başladığı şu günlerde boştaydı.
Eh... TV denilen hayal kutusunun tek gıdası taze insan etiydi... Ağına düşeni yer bitirir, yenilerine yönelirdi. Çetiner'in böyle bir riski vardı ve hiçbir hata yapmadan, reytingi tabana vurmadan boşta kalmıştı.
Peki Hıncal Usta'nın kan davasına ne demeli?
Hem de bir meslektaşı fiilen işsizken...
İzlemesi bile zor
Müstafi TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz'ü eleştirmek için bir ömrü gazeteciliğe vermiş meslektaşını aşağılaması... Dost şakalaşmalarında kullanılan lakabıyla yazması... TRT'yi soyup soğana çevirmiş adam yerine koyması...
Hıncal Uluç gibi bir usta, elbette bilirdi raconu.
Bahsettiği 17 milyar program başı paranın, Çetiner ile sekiz arkadaşına bölüştürüldüğünü. Çetiner'in programından 15 milyon dolar reklam girdisini duymuş olmalıydı.
Lakin televizyon başka bir alemdi ve Hıncal Uluç bile eğip bükebiliyordu gerçekleri. Hem de "kanlısı" olsa da Çetiner'e arka çıkması gereken günlerde... Bir zamanlar kendisini yere göğe koymayan insana şehvetle vuruyordu...
Neydi Faik Çetiner?.. Hırsız mı, uğursuz mu, terörist mi? Kendisine teklif edilen işi elinden geldiğince yapmaktan başka ne suç işlemişti?..
İnsanları yok etmek, bu keyfi miydi?
Bana niye ekrana çıkmadığımı soruyorlar. Ben izlerken bile dehşete kapılıyorum yahu.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|