|
Sözlü sorulara yazılı cevap...
BUGÜN, okurlarımızın sözlü sorularını yazılı cevaplayacağız. Kimi telefon ediyor, kimi yolda çeviriyor, kimi eş dost aracılığıyla haber yolluyor.
Bazı okuyucular, "dış politika"ya meraklı, soruyorlar:
"Hem Rumların Kıbrıs'ını tanıyacaksın, hem de, siz imzaya bakmayın, biz Rumları tanımıyoruz, diyeceksin... Bu nasıl iş?"
Aslında, bizim, Kıbrıs işine değinmek niyetimiz yok, çünkü Kıbrıslılar Rauf Denktaş'a Mehmet Ali Talat'ı tercih ettiklerinden bu yana, Kıbrıs'ın bizim için bittiğine inananlardanız, kaç kere de yazdık... Yazdıklarımız keşke doğru çıkmasa... Avrupa oyununu yine iyi oynadı.
Zaten KKTC Başkanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara'da karşılanışı da Kıbrıs'ın gözden çıktığını gösteriyor.
Ne karşılaması!
Adamı bir dövmedikleri kaldı...
* * *
GELELİM soruya:
"Bu nasıl iş? Hem imzayı atıyoruz, hem biz Rum devletini tanımıyoruz, diyoruz..."
Bu mu sorun?
Cevabı var...
* * *
TEMEL, Dursun'dan alacaklıymış, mahkemeye gitmişler. Hâkim, Dursun'a sormuş:
"Senin bu adama borcun var mı?"
"Yok!"
Hâkim Temel'e dönmüş:
"Bak, borcum yok diyor."
Temel'in tepesi atmış:
"Madem öyle, madem beni tanımayormuş, ha onu da pen hiç tanımayrum!"
* * *
BİR soru da Erdemir ve İsdemir'in haraç mezat özelleştirilerek satılmasına karşı çıkan genel müdürlerin istifasına...
Bu konuda ne düşünüyormuşuz?
Bizde böyle insanlar vardır, onlar "Viran olası hanede evlad ü ayal var" demeden, inandıklarını yapar.
* * *
MİLLİ Mücadele başlamak üzere, Erzurum Kongresi toplanıyor, İstanbul'daki Saray'dan Erzurum'a telgraf üstüne telgraf yağıyor:
"Bu adamları tutukla, İstanbul'a gönder!"
Vali Vekili Kadı Hurşit Efendi cevap yazar:
"Emrinizi adı geçenlere söyledim, dinlemiyorlar. Gelsin, gelip onlar yakalasın diyorlar. Ben de böyle düşünüyorum."
Bu adamların nesli tükenmez. Devletin, milletin malını, kökünü kuruttuk, tarihe gömdük diyenlerin yanında, böylelerin sayısı azalsa bile, nesli tükenmez.
Çünkü onlar Nef'i'nin ağzından derler ki:
"Ne dünyadan sefa bulduk, ne ehlinden ricamız var,
Ne dergâhı Hüda'dan meada bir ilticamız var.
Lafın kısası, onlar, "Allah'tan başka sığınacak yerimiz yok!" diyenlerdir.
* * *
ZAMAN zaman gazetelerde "kerametleri kendilerinden menkul" bazı kişilerin "Aydınlar Bildirisi" yayımlanır. Sanki bu memlekette onlardan başka aydın yoktur, Osmanlı'nın "münevveri"nin yerini Cumhuriyet'in "aydınları" almıştır.
Çoğu "tek yönlü" aydınlardır, "mecburi istikamet"te giderler.
Peki "aydın" kime denir?..
Örnek istiyorsanız, kurucusu olduğu İnsan Hakları Derneği'nden istifa eden Adalet Ağaoğlu'na denir.
Gerekçesi çok açık:
"İHD, Cumartesi Anneleri'ne gösterdiği yakınlığı, şehit annelerine göstermedi."
Adalet Ağaoğlu "Damla Damla" günlüğünde şöyle yazar:
"Yazar, ideolojik kural ve kurumların içinde boğulmamalı."
Bu yargı hem yazar, hem de aydın için geçerli olmalıdır.
Örnek işte, Adalet Ağaoğlu...
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|