|
 |
|
|
"Randevu aldık, gelecek hafta cumhurbaşkanına çıkıyoruz"
Yeni bir dizinin çekimlerine başlayan oyuncu Pelin Batu, gelecek hafta Çankaya'ya çıkacak ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e Sorgun Ormanı'nın katledilişine karşı toplanan 200 bin imzayı sunacak
YAPRAK ARAS
Ufacık tefecik, minyon bir kız Pelin Batu. Aynı yaşta olduğumuza inanasım gelmiyor. Ama konuştukça büyüyor, kocaman oluyor. Anlatacak o kadar şeyi var ki. Ne yazık ki zamanımız kısıtlı. Batu'nun "Sessiz Gece" adlı yeni dizisinin setindeyiz. Bir gün içinde tam 15 sahnenin tamamlanması gerekiyor. "Sabahlayacağız büyük ihtimalle diyor" Batu. İlk arada fotoğrafları çekiyoruz, yemek arasında da apar topar sohbet ediyoruz.
Büyükelçi İnal Batu'nun kızı, yazar, şair ve sinema oyuncusu olarak tanıdığımız Batu'nun bir de "aktivist" yönü çıkmış ortaya. Batu, Antalya Sorgun'da otel ve golf sahası yapma uğruna kesilen ağaçlar için mücadele veriyor. Ve ses getiriyor. Buluştuğumuz gün müjdeyi verdi: Batu ile Mor ve Ötesi'nin solisti Harun Tekin'in Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den randevu talebi kabul edilmiş. Tekin ve Batu gelecek hafta Çankaya'da Sezer'le bir araya gelecek ve Sorgun'u konuşacak...
Nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz dizide?
Karakterin ismi Çiçek. Yetiştirme yurdunda büyümüş ve çok zor bir hayat yaşamış. Aslında bu kadın ağırlıklı bir hikaye. İki kadının, Reyhan (Yelda Reynaud) ve Çiçek'in hayata karşı birlikte mücadelesini anlatıyor. Ve her zaman bir şekilde kötü bir şey çıkıyor. Bu iki kadının hayatlarında başka kimseleri yok.
Kendinizi canlandırdığınız karakterlere benzetiyorsunuz genelde. Çiçek'te ne kadar Pelin Batu var?
Çiçek'le benzeşmiyoruz. Tabii ki ararsanız mutlaka bir şeyler bulursunuz. Bu karakterler, kaybedenler. Tabii ki benim de kaybettiğim çok şey olmuştur ama bu kadar değil. Ben mesela daha güçlü duruyorumdur belki de. Benim başıma böyle kötü olaylar gelmedi ama burada Reyhan olmasaydı, bu kız da bu kadar dik duramazdı.
Sizin hayatınızda da Reyhan gibi biri, öyle bir dostunuz var mı?
Yok. Çünkü ben çok fazla yer değiştirdim. Bağlanıyorsunuz, sonra pat diye kopuyorsunuz. Uzun süredir İstanbul'dayım ama geldiğimde herkes üniversiteyi bitirmişti. O sağlam ilişkiler önceden kuruluyor. Ben sanırım geç girdim bazı şeylere. Belki biraz da benden kaynaklanıyor. Belki de bağlanma korkusu yaşıyorum. Hep birisine bağlandım ve ondan kopmak zorunda kaldım. Çünkü ister istemez her iki-üç senede bir başka bir okula, başka bir ülkeye, başka bir yere taşınmak durumunda kaldım.
Sizi daha çok, başarılı filmlerde izledik. Şimdi niçin dizilerde görüyoruz?
Bu ikinci dizim. Seçici olmaya çalışıyorum çünkü dizi çok hızlı tüketilen bir şey. Kendimi sürekli televizyonda görmek istemiyorum çünkü ben bile sıkılırım. O yüzden senede bir proje olursa ve doğru olduğuna inanırsam kabul ederim.
"Film tanıtımı için galaya gidiyoruz, dizi içinse program sunuyoruz"
Geçtiğimiz günlerde sizden hiç beklenmeyecek bir şey yapıp bir magazin programı sundunuz. Çok da eleştirildiniz...
Ben hayatta öyle bir program seyretmedim. Bu üstten baktığım, küçümsediğim anlamına gelmiyor. Ama zaten televizyon seyreden bir insan değilim ve hiç bana göre bir şey de değildi. Ama kanaldan gelen talimat gibi bir şeydi bu. Bu işi yapınca bunlara uymak zorundasın. Mesela sinema filmi yapınca turnelere çıkıyoruz, galalara gidiyoruz. Nasıl ki o filmin tanıtımını öyle yapıyorsan, dizi için de bunlar gerekiyor. Bir yandan Boğaziçi'nde hocalarım var, doktoraya hazırlanıyorum, diğer yandan magazin programı sunuyorum! O yüzden programı sunarken olabildiğince nötr olmaya ve dengelemeye çalıştım. Çok fazla ödün verdiğimi de düşünmüyorum.
Programda Sorgun'daki ağaç katliamına getirdiniz konuyu. Bir imza kampanyası başlatmıştınız, Ahmet Necdet Sezer'e sunmak için. Yeni bir gelişme var mı?
Bugün haber aldım. Cumhurbaşkanı izin verdi ve haftaya Harun'la (Tekin) ikimiz Çankaya'ya gidiyoruz. Detaylı bir şekilde anlatıp kendisine imzaları sunacağız. Şu anda imzalar 200 bine ulaştı. "Karar çıksın, durdurulsun" dense de bir sürü bürokratik saçmalık oluyor. Burada ekstrem bir şey yapmak gerekiyordu. Belki cumhurbaşkanına çıkmak gerekmiyordu ama benim burada hiçbir şeye güvenim yok. O yüzden çıkıp orada ağaç rakamından kuş türlerine kadar bütün bilgileri sunacağız. Projeyi anlatıp bir şekilde veto etmesini isteyeceğiz.
Birlikte çalıştığınız başka kuruluşlar da var mı?
Son birkaç aydır Toplum Gönüllüleri Vakfı'nda çalışıyorum. Hatta onlarla yeni açılacak bir okul için Van'a gideceğim.
Sizin yaşıtlarınıza göre farklı olan duruşunuzun ve çevrenize, dünyaya duyarlılığınızın sebebi eğitiminiz mi?
Bilmiyorum ama ben de çoğu yaşıtım gibi uzun süre apolitiktim. Evet duyarlılıklarım vardı ama hep uzak duruyordum. Ama bir-iki senedir susmanın da aynı hatayı yapmaya eşit olduğunu düşünmeye başladım.
"Yeni filmimdeki rolüme hazırlanmak için uyuşturucu kullanmayı bile düşündüm"
Dizi dışında neler yapıyorsunuz? Yeni bir film projeniz var mı?
Bu ay sonunda bir sinema filmine başlıyorum. Ulaş Ak çekecek. O da çok ağır bir hikaye. Uyuşturucu bağımlısı bir kızı canlandıracağım. Bir-iki aydır ona hazırlanıyorum.
Nasıl hazırlanıyorsunuz?
Filmler seyrederek, terapistlerle konuşarak. Acaba kullansam mı diye bile düşündüm. Çünkü üç tane çok "hard-core" uyuşturucu sahnesi var. Ama şunu biliyorum ki, insan o anda kullanıp test edemez. Ayrıca bulaşmak da istemiyorum, çok korkunç bir şey.
Bu filmde de zaten o kadar mide bulandırıcı bir şekilde gösterilecek ki, bence kullananları da soğutacak. Ama kafanız iyiyken objektif bakamazsınız. Zaten konuştuğum terapistler de "Sakın yapma" dediler. İyi gözlemlemek de yeterince iyi bir metot.
"Gece dışarı çıktığımda kimseyi umursamadan dans etmek isterim"
Haftada bir-iki gün Taksim, Kadıköy ve Üsküdar'daki sahafları ziyaret ederim.
Adaları çok severim. Hayatımın ilk beş yılı Kıbrıs'ta geçtiği için herhalde, hep bir adada yaşamak istedim.
Yürümeyi çok seviyorum ama İstanbul yürüyüş için çok elverişli değil.
Daha çok ev insanıyım ama meyhanelere sık giderim. Nevizade'ye bilhassa.
Gece dışarı çıktığımda dağıtmak isterim, yani kimseyi umursamadan dans etmek. Ama insanlar burada dans etmeden dikilip birbirlerine bakıyorlar. Bu bana çok garip geliyor. O yüzden de çok çıkmıyorum.
Evde zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Piyano çalıyorum, kitap okuyorum, resim yapıyorum ve çok fazla film seyrediyorum.
Her şeye el atmak bana antipatik geliyor. Tamam bunları yapıyorum ama zevk aldığım için. "Cam/Glass" adlı kitabım öyleydi. "Yeni bir bilmem ne doğdu" gibi bir iddiam olmadı hiç.
Kıyafetlerim genelde ikinci eldir. Ama ikinci elin esprisi ucuz olmasıdır. Moda olunca esprisi kalmıyor. Her elbisenin, şapkanın bir ruhu vardır ve bence kıyafeti değil, onları satın alıyorsunuz. Ben mesela hiç iğrenmem, o anlamda hiç steril değilimdir. Ama çok alışveriş yapmayı seven bir insan değilim. Sıkılıyorum.
"Artık Türkçe şiir yazıyorum ve Türkçe düşünüyorum"
Şu sıralar ne okuyorsunuz?
Son bir aydır Nabokov okuyorum. Şu aralar da "Ada ya da Arzu"sunu bitirmeye çalışıyorum. Yeni çıkan kitapları takip edemiyorum çünkü onlara gelene kadar okumak istediğim bir sürü klasik var.
Edebiyat çalışmalarınız nasıl gidiyor?
Yazmaya devam ediyorum ama bu sefer Türkçe olacak. Çünkü çeviri ne kadar iyi olursa olsun, sonuçta çeviri. Yeni bir şiir yazılmış oluyor. Türkiye'de yaşıyorum, Türkçeyi seviyorum.
Daha önceden Türkçeye çok hakim olmadığınızı söylüyordunuz ama...
Hâlâ öyleyim. O yüzden de aceleye etmiyorum. Ama artık Türkçe düşünmeye başladım.
Başlarda aksanınız da çok eleştirilmişti...
Aslında hâlâ eleştiriler alıyorum. Bu düzelmiş hali. Hâlâ İngilizce sözcükler kullanıyorum ama Türkçem eskisine göre daha iyi.
|
|
|

|