|
 |
|
|
"Düğünden önce istihbarat yaparız"
Yılmaz Beyaz ve Sonat Çerçioğlu aynı orkestrada yıllarca çalıştılar. Sonunda geçen yıl kendi işlerini kurmaya karar verdiler. Sahibi oldukları müzik organizasyon şirketine bağlı 300 müzisyen var. İsteyene bando, caz ya da pop orkestrası isteyene de mehter takımı gönderiyorlar
ÖZKAN GÜVEN
oguven@milliyet.com.tr
Bir balo mu olacak ya da bir sünnet töreni mi? Bir telefonla orkestranız artık kapıda. Çünkü SMS Istanbul Bigband Music Organisation şirketinin elinde hemen her türlü müziği yapacak gruplar bulunuyor. Bando, klasik, caz, Çigan, Latin orkestraları... İşin başında iki isim var: Yılmaz Beyaz ve Sonat Çerçioğlu. Beyaz 40 yıllık bir müzik adamı. Saksofon, akordeon ve piyano çalıyor.
30 yılını müziğe adamış Çerçioğlu ise trompet ve piyano ustası. "Bizim işimiz eğlendirmek. Elimizde o kadar kaliteli müzisyenler var ki, aynı günde üç orkestra bile kurabiliyoruz" diyor.
"Damat gelinin ayağına bastı, kıyamet koptu"
Sonat Çerçioğlu:
Bir düğünde ayağa basma esprisinden çok büyük kavga çıktı. Bir taraf Karadenizli, diğer taraf İç Anadolulu. Orkestranın önünde nikah yapılıyor. İmza anında çalmayı kestik, bekliyoruz. Sahneden de gelin ile damadın ayaklarını görebiliyoruz. Bir adam bir kız ayağını geri çekiyor. Kim basacak diye millet bekliyor, "Bas, bas" diye bağırıyor. Derken çocuk galip gelip bastı. Kıyamet koptu o anda. Kız kalktı ayağa, "Sana tembih etmiştim, basmayacaktın" falan demeye başladı. Yakınları devreye girdi, çocuk alttan almaya başladı. Kızı 45 dakika sonra sakinleştirebildiler. Biz bile keman yayı gibi gerildik.
"Düğüne 'Yangın var' şarkısıyla başladık"
Yılmaz Beyaz
Antalya'da bir otelin bahçesinde düğün vardı. Yerimizi aldık. Program gereği havai fişekler
atılacak, ardından tam biterken biz çalmaya başlayacağız. Hava sıcak ve sıcaklık giderek artıyor. Davulcu arkadaşımız feryat figan "Yanıyoruz" demeye başladı. Bir döndük arkamızı, bütün podyum tutuşmuş. Allah'tan metal konstrüksiyondu. Davetliler gülüyor, biz gülüyoruz. Ondan sonra "Yangın var" şarkısıyla açılışı yaptık.
"İnsanlar bir orkestranın 'Huysuz ve Tatlı Kadın'ı çalabildiğine hayret ediyor"
Bir otelde veya bir evde etkinlik var diyelim. Bu durumda ne tür bir hazırlık yapıyorsunuz?
Yılmaz Beyaz: Elimizin altında yaklaşık 300 müzisyen var. Aralarından 20-25'i sürekli çalıştığımız, kemikleşmiş bir grup. Bunlar bizim kadrolu elemanımız değil, yani isteyen istediği gibi çalışır. Mesela ayın 26'sında bir etkinlik var. Sonat ile bir araya geliyoruz. "Enteresan bir gece olsun, ne yapalım? Şu, şu adamları çağıralım" diyoruz. Çünkü o geceyi bu adamlar renklendirecektir. Bir telefonla altı kişiden tutun, 46 kişiye kadar bir orkestrayı hemen kuruyoruz çünkü zamanında provalarımızı yapmışız, büyük gün geldiğinde canavar gibi çıkıp çalıyoruz. Sadece otelde yapılan bir düğün, davet veya kutlamalara değil, evlere bile mehter takımı gönderiyoruz.
Mehter takımını çok isteyen var mı?
Yılmaz B.: Son dönemde epey talep edilen olay haline geldi. İnsanlar çocuklarının sünnetinde mehter takımı görmek istiyor. Biz de elbette olur diyor, en az 10 kişilik bir ekip buluyoruz.
Bu tür etkinliklerde zaten sizin kurduğunuz orkestralara benzer gruplar yer alıyor. Tek bir telefonla orkestra kurmanızın dışında onlardan farkınız ne?
Sonat Çerçioğlu: Balo salonlarında görürsünüz, dört-beş kişilik klasik orkestralar vardır. Biz böyle değiliz. Önce düğün sahibinin nereli olduğunu, ne tür parçalardan hoşlandığını öğreniyoruz. Gelin ve damat nereli, isimleri ne, hangi parçayla nikaha gelmek, hangi parçayla ilk danslarını yapmak isterler, pastayı hangi müzikle kesecekler? Lisede arkadaşlarıyla birlikte anısı bulunan bir parçası varsa, biz ne yapıp edip bunun istihbaratını alırız. Jest olsun diye onu çalarız.
Yılmaz B.: Sadece düğün sahiplerini değil, oradaki herkesi eğlendirmek görevimiz. Orkestra çalarken insanların sanki iyi müzik yapmıyormuşuz gibi oturup kalması bizi rahatsız ediyor. Eğlendirmek için sahnedeyiz ama genellikle bizde sahnede üç kişi dans ederken beş kişi köşede oturmaz. Çünkü herkesi havaya sokmayı beceririz.
İstediğiniz bir ortam yaratılamadı diyelim. "Haydi eller havaya" mı dersiniz?
Sonat Ç.: Avam bir şekilde değil, hoş bir şekilde ayarlıyoruz. Aramızda kurt müzisyenler var. Yılmaz abi gibi. O salondaki insanlara baktığında içerinin havasını hemen koklar. İnsanların ne isteyeceğini hemen anlar.
Nasıl anlıyorsunuz ki?
Yılmaz B.: Bir Kangal köpeği bir vadiyi tarar ve emin olduktan sonra sürüyü gönderir ya, benimki de ona benziyor. Sahneye çıktığımızda "Bu insanlar Türkçe şarkılardan hoşlanır, bunlar yabancılardan hoşlanır" diyorum. Biz mutlaka o gecenin hakkını veririz. Kimse "Bir şarkı istedik, onu bile çalamadılar" diyemez.
Bir orkestranın çalamayacağı şarkılar isteniyor mu?
Sonat Ç.: Repertuvarımızda yerli ve yabancı binin üzerinde eser var. İstenirse "Huysuz ve Tatlı Kadın"ı bile çalarız. Bunu yaptık, insanlar "Bir orkestra bu şarkıyı nasıl çalar!" diye şaşırdı.
Yılmaz B.: İlginç olaylar da yaşamıyor değiliz. Arkadaşlarımız tünelde bir yerde çalıyor. Biri mendile bir şarkı yazıp garsonla orkestraya gönderiyor. Bizimkiler bakıyor ve hemen caz parçası "Misty" adlı şarkıya başlıyorlar. Garson bir tepsinin içinde paralarla tekrar peçete getiriyor. Üst üste"Misty"i çalıyorlar. Adam masadan sinirli bir şekilde kalkıp bizimkilerin yanına geliyor ve "Dünyanın parasını gönderdik, bir misket çalmadınız" diye çıkışıyor.
|
|
|

|