|
 |
|
|
Felek, kimine kavun yedirir, kimine kelek...
Adamın birinin sakalı tutuşmuş ve elinde sigarasıyla biri yaklaşmış yanına:
- Affedersiniz, demiş, sigaramı yakabilir miyim?
Derken biri daha yaklaşmış:
- Ben de yakabilir miyim, demiş.
Derken biri daha:
- Ben de yakabilir miyim?..
Derken biri daha:
- Ben de yakabilir miyim?..
Derken biri daha:
- Ben de yakabilir miyim?..
Tutuşmuş bir sakal ve uzanmış bir yığın sigara...
* * *
Özellikle Başbakan Tayyip Bey'e doğru şakacı bir ima, asla yoktur yukarıdaki fıkrada...
Yoktur, çünkü bir kez Tayyip Bey'in tutuşacak bir sakalı yoktur.
Diyeceksiniz ki:
- Sakalsız iktidar liderlerinin hiçbir yeri tutuşmaz mı?
- Tutuşmasına tutuşur da, neresinin tutuştuğunu kimse bilemez; bilenler de söyleyemez; çaktırmadan yakmaya çalışsalar bile sigaralarını...
* * *
Çırağan Sarayı'ndaki düğünlerde, Şark'a özgü garip bir servet gösterişçiliği, gazetelerin de yazdığı gibi, gitgide Binbir Gece Masalları'na dönüşmekte...
Güneydoğu ağalarının düzenledikleri düğün şenliklerinde, belde tabancalarla çekilen halaylar ve peş peşe havaya doğru fırlatıldıktan sonra yere yağmur gibi yağan binlerce dolar...
Derken petrol bakanlığı da yapmış Suudi zenginlerinin, 3 gün 3 gece süren düğünlerinde harcanan milyonlarca dolar...
* * *
Oysa Ankara'da, şiddet eylemlerini kışkırtmaya dönük her türlü tavrın suç sayılması istenmekte...
Çırağan Sarayı'ndaki servet gösterişçiliği de, bilemiyoruz "kışkırtıcılık kapsamı"na alınacak mı sonunda...
Malum ya, ünlü bir atasözümüz şöyle diyor:
- Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar...
* * *
Yiyenler yiye dursun; bakanlar suçlu sayılsın; diye de bir yasa yapmak, ters düşebilir Kopenhag kriterlerine...
Gerçi, ekonomik dengesizlikleri teselli eden bir başka atasözümüz daha var:
- Komşuda pişer, bize de düşer, diye ama...
Biliyorsunuz nüfusumuz çok genç ve hemen her maçta hır çıkaracak kadar da gerilimli... Aralarından öfkeli biri çıkıp, şöyle de diyebilir:
- Bok düşer...
* * *
Erkeklerin pisuvarlara ayakta işemelerinin, İslami kurallara uygun olup olmadığı tartışmaları sürüyor...
Bu arada cennetmekân görünümlü bazı muhterem kişilere de, en çok şu soru soruluyormuş:
- Mastürbasyona besmeleyle mi başlamalı, yoksa besmelesiz mi?
* * *
IMF'ye en borçlu ülkelerin başında geliyormuş Türkiye. Daha doğrusu, gırtlağına kadar borçlu ülkeler arasında Brezilya birinci, Türkiye ikinciymiş...
Nasreddin Hoca'ya da sormuşlar bu borçların nasıl ödeneceğini.
Hoca:
- Hiç enseyi karartmayın, demiş; vaktiyle benim de alacaklılara nasıl güven verdiğimi hatırlarsınız:
"- Yol kıyılarına çalı diktim, hiç merak etmeyin, demiştim...
Ve anlatmıştım neden hiç merak etmemeleri gerektiğini:
"- Çalılar er geç büyüyecek... Çalılar büyüdükten sonra, oralardan geçecek koyunların tüyleri takılacak çalılara; o tüyleri bir güzel toplayıp, pazarda sattıktan sonra; ilk iş size borçlarımı ödemek olacak...
Alacaklılar gülmeye başlamışlardı.
"- Tabii, demiştim, gülersiniz; gördünüz peşin parayı...
* * *
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan:
- Ah ah, diyormuş; Şu H. G. Wells'in sözünü ettiği "zaman makinesi" bende olacaktı ki...
Sormuşlar kendisine:
- Sayın Bakan, o "zaman makinesi" elinizde olsaydı ne yapacaktınız?
- Ne mi yapacaktım; hemen 80 yıl gerisine gidecektim ve o zamandan bu yana resmi makam arabalarının alımıyla bakımı için harcanmış milyarlarca doların hiç değilse yarısını, geri kalmış bölgelerin kalkınmasına ayıracaktım. Sonra yine, o zamandan bu yana, kamu görevlilerinin iç ve dış geziler için almış oldukları milyarlarca dolarlık harcırahın da yarısını, sağlık hizmetlerine yönlendirecektim...
- Asayiş sorunları daha mı kolay çözümlenirdi o vakit? Geçmişteki siyasetçiler, çok mu basiretsiz davrandılar da, en sonunda İsmet Paşa bile, "namusluların da namussuzlar kadar cesur olması gerek" demek zorunda kaldı?
Kemal Unakıtan:
- Yok, demiş; kimseyi suçlamamak gerekir; politikanın biraz da cilvesi bu, "namus kısmetten çıkınca, uçkur dokuz yerden kopuyor" siyasetçiler ne yapsın...
* * *
Jean Cocteau'ya sormuşlar:
- Evinizde yangın çıksa, önce neyi taşırdınız dışarı?
Cocteau:
- Ateşi, demiş...
* * *
Bülent Ecevit'in "Bir Şeyler Olacak Yarın" adlı şiir kitabından bir şiirle bitirelim yazıyı:
Yarın
bir şeyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazışından köstebeklerin toprağı
karıncaların telaşından belli
bir şeyler olacak yarın
belki bir tomurcuk
belki bir ağacın düşen yaprağı
belki de bir çocuk
pek o kadar göremesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
bir şeyler olacak yarın
öbürgünden önemsiz
bugünden önemli
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|