|
Senin anlayacağın...
Nereden yayıldı bu alışkanlık anlayamıyorum. Biriyle konuşuyorsunuz, ister sohbet olsun, ister iş görüşmesi. Karşındaki sana bir şeyler anlatıyor ve sonunda sözünü bitirmek için giriş yapıyor, "Senin anlayacağın..."
Hoppalaa, ne yani şu ana kadar anlatılanları anlamadık mı? Suratımızda eblek bir hal mi var? Yani sen müthiş birisin, her şeyi anlıyor ve mükemmel kavrıyorsun da biz salağız, sonuçta bizim anlayacağımız biçimde, eh işte geri zekâlıların anlayacağı biçimde anlatacaksın, öyle mi?
Karşımdaki ne kadar sevdiğim, saydığım biri olursa olsun, cümlesinin sonunda "Senin anlayacağın" sözünü getirdi mi her şey bitti.
Bunun daha beteri var. Bir başka tip daha var, her cümlenin sonunda koluyla dürtüp, "Anladın mı?" diye sorar. İyi mi?
Yahu beni bu kadarını dahi anlamayan biri olarak görüyorsan karşına niye alıyorsun? Ne yani, kolumdan dürtünce anlama mekanizması harekete falan mı geçecek? Düşünün böyle biriyle sohbet ettiğinizi, her cümlenin sonunda o sizin kolunuza dürter, siz bir adım geri kaçarsınız, o bir adım üstünüze gelir. Sohbet mi, kaçıp kovalamaca mı belli değil...
Birdenbire bu konu nereden aklıma geldi biliyor musunuz?
Bir köşe yazarımız makalesini yazmış, son paragrafa gelmiş, paragrafın başında şöyle bir ibare var: "Sizin anlayacağınız". Vay vay vay! Buraya kadar derdini anlatamadığını kabul ettiğine göre niye yazdın bu kadar şeyi yahu? Mademki bizim anlayacağımız topu topu üç satırlık son paragrafa sığıyor, bir zahmet bu üç satırı yazıp bıraksaydın. Belli ki çok yukarılardan bizim seviyemize kadar inebiliyorsun, bizim seviyemizde üç satır yaz bırak. Bari "Siz bu kadar anlarsınız" diye de bizleri aşağılama. Ne büyük adam olduğunu kendin biliyorsun, yeter.
Ne olur, karşınızdaki belli etmiyorsa bile, en az kendimiz kadar zekâ seviyesine sahip olduğunu kabul edelim ve aşağılar gibi konuşma âdetinden vazgeçelim.
tamerheper@host.com
|
|