Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 08 Ağustos 2005 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'İkinci İran' tehlikesi


Haber peşinde öldürülen bir gazeteciyi anmanın belki de en iyi yolu, uğruna canını verdiği üründen geçiyor. Son yazdıklarını okurken, meslektaşınızın hayatına da son bir kez dokunabiliyorsunuz sanki.
Amerikalı gazeteci Steven Vincent geçen salı Basra'da kaçırıldı; birkaç saat sonra da, göğsüne üç kurşun saplanmış halde cesedi bulundu.
Ölümünden iki gün önce yayımlanan yazısında bakın neler diyordu:
"Basra'nın siyaseti (ve günlük hayatı) giderek artan biçimde, dindar Şii gruplarının denetimine giriyor... Polis kadroları camiye ve devlete karşı ikili bir sadakat içinde... Iraklı bir gazeteci bana 'Kimse polise güvenmiyor. Yeni ayetullahlarımız parmaklarını şıkırdatsa, binlerce polis ayağa fırlar' dedi... Kentin üniversitesinde, kendi kendini bu işle görevlendirmiş müfettişler kampusu gezip kadınların kıyafetinin ve makyajının İslami usule uygunluğunu sağlıyor... Basra'da her ay meydana gelen ve daha ziyade eski Baas Partisi üyelerine yönelik olan suikastların birçoğunun birkaç polis memurunca gerçekleştirildiği yönünde yaygın söylentiler var..." (New York Times, 31.07.05)
Vincent'ın bu son gözlemleri, güneyimizdeki gidişatı görmemize de yardımcı. Irak'taki gelişmeleri yakından izleyen ABD'nin eski Zagreb büyükelçisi Peter Galbraith'ten kopya çekersek, bu gidişatın adını "Bush'un İslami Cumhuriyeti" ya da "İran'ın Irak'ı ele geçirmesi" diye koyabiliriz.

Şeriat'a doğru
Irak'ın teokrasi yolunda ilerlediğini, radikal İslamcı anlayışın yeni anayasaya hakim olacağını düşündürten bir dizi gelişme yaşandı son dönemde.
Iraklı kadınların sosyal ve ailevi ilişkilerini İslami kurallara bağlayan, kadın-erkek eşitliğini yok eden hükümleri anayasada görmek isteyenler var. En azından Şii kadınların medeni haklarının sınırlandırılması, dolayısıyla çok hukukluluk tartışılıyor. Gayrimüslimlere yönelik kısıtlamalar, semavi dinlere mensup olmayanların ibadet özgürlüğünün ise tümden engellenmesi talep ediliyor. Güney kentlerinde, İslami kıyafet şartı ve içki yasağı fiilen uygulanıyor. Irak Ulaştırma Bakanı da geçen hafta, Bağdat Havaalanı'nda içki satışını yasaklayıverdi.
Bu gelişmeleri uzun süre "demokrasinin cilvesi" sayan ve İslamcı Şii partilerinin, laiklik yanlılarının baskısıyla anayasaya dönük radikal taleplerinden cayacağını uman ABD, sonunda sessizliğini bozdu. Yeni Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad, haftasonunda, Iraklı dini liderlerle yaptığı görüşmede, "yeni anayasanın ırk, etnisite, din, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın eşit haklar getirmesi gerektiği" ve "bundan asla taviz verilemeyeceği" uyarısında bulunmuş.
Irak'taki bu gelişmeleri, salt Şii halkın talepleri ile açıklamak yetersiz; birçok adımda doğrudan İran'ın etkisi var.
Galbraith'e, "İran, Irak'ı ele geçiriyor" dedirten gözlemler şunlar:
"İran, casusları, gizlice sızdırdığı adamlar ve sempatizanları aracılığıyla, Irak güvenlik güçleri ve ordusunda varlığını hissettiriyor. İran'ın, Irak'ın elindeki her türlü istihbarata ulaşabildiğine kesin gözüyle bakılıyor. İran hem Irak devlet aygıtının içine adamlarını yerleştirme fırsatına sahip, hem de işini gördürebileceği çok sayıda Iraklı müttefiki var. Önemli istihbarat sorumlulukları olan bir Iraklıya, dışarıdan sızmalarla ilgili soru yönelttiğimde, (Bush yönetiminin dikkatinin odağındaki) Suriye'den geçişleri önemsemedi ve asıl sorunun İran olduğunu söyledi. Bu sızmanın nasıl gerçekleştiğini sorduğumda, 'İran zaten Bağdat'ta' demekle yetindi." (New York Review of Books, 11.08.05)
Ayrıca, Irak'ın İran'a savaş tazminatı ödemesi ya da Basra ile Abadan arasında petrol boru hattı döşenmesi gibi Tahran'ın çıkarına uygun bir dizi adım da, bizzat Iraklı Şii politikacılar tarafından ortaya atılıyor.

Konfederasyon mu?
Irak'ta İranvari bir rejim, başta ABD olmak üzere Batı açısından da, bölgemizdeki dengeler açısından da, etnik kökeni ve mezhebi ne olursa olsun "laik, hoşgörülü ve azınlıklara saygılı" bir ülkede yaşama arzusundaki bütün Iraklılar açısından da "istenmeyen sonuç" olur.
İslami rejim, demokratik çoğunluğun tercihi bile olsa, azınlığın haklarını koruyacak önlemler, yeni Irak'ın hem uluslararası rolü hem de ulusal bütünlüğü açısından elzem.
Bu tablo ABD'de, Galbraith gibi, Irak için en gerçekçi formülün "konfederasyon" olduğunu, bölgesel özerkliğin güçlendirilmesi yoluyla, örneğin K. Irak'ın "laik," güneydeki Şii bölgelerinin "teokratik," ama ikisinin de aynı gevşek çatı altında kalabileceğini savunanları artırıyor.
Bakalım, bir yanda güneyimizde İran benzeri ikinci bir rejim, diğer yanda hemen sınırımızda Kürt ağırlıklı, laik bir konfedere yapı olasılığı, Ankara'yı bölgesinde yeni açılımlara yöneltecek mi?

ycongar@erols.com








Taha AKYOL
Çırağan'da muhteşem düğün
PETROL milyarderi Zeki Yamani'nin kızı Sarah ...
Çetin ALTAN
İlk karikatürler
Tılsımlı bir sanattır karikatür. Bir iri buru...
Fikret BİLA
Bahçeli'nin 'kanla' mücadelesi
MHP'nin Tekir Yaylası'nda 16'ncısını gerçekle...
Yasemin CONGAR
'İkinci İran' tehlikesi
Haber peşinde öldürülen bir gazeteciyi anmanı...
Abbas GÜÇLÜ
100 soruda yeni ÖSS sistemi
Üniversiteye giriş sisteminin gelecek yıl tüm...
Semih İDİZ
Murat Karayalçın'ın açıklaması
1 Ağustos tarihi ve "Muhalefet bazı şeyleri n...
Faik ÖZTRAK
Enflasyon düşerken reel kur artıyor
Mart ayından itibaren artış eğilimine giren ...
Hasan PULUR
Acılara yenilmeyen gülümseme
DENİZ Gezmiş ve arkadaşlarının idam hükmünün ...
Yaman TÖRÜNER
Konut finansmanı neredeyse vergisiz olacak
Konut Finansmanı(Mortgage) yasasının getirece...
Güngör URAS
Dövizde 'al gülüm, ver gülüm' hesabı
Bankaların gecelik, haftalık vade ile Merkez ...

© 2005 Milliyet