|
 |
|
|
Enflasyon düşerken reel kur artıyor
Mart ayından itibaren artış eğilimine giren Tüketici Fiyatları Endeksi'yle (TÜFE ) hesaplanan 12 aylık enflasyonda temmuz ayında bir gerileme dikkati çekiyor. Buna karşılık Üretici Fiyatları Endeksi'ne (ÜFE) göre hesaplanan 12 aylık enflasyonda mart ayından bu yana süren düşüş ise bu ay durmuş.
Geçtiğimiz yıl sonuna göre gerçekleşen yedi aylık birikimli fiyat artışlarının ise oldukça düşük seviyelere gerilediği dikkati çekiyor. ÜFE'deki artış yüzde 1.1 seviyesine gerilerken TÜFE'deki artış yüzde 2 olmuş.
Ancak son yedi aydaki fiyat artışlarını hem dolar hem de euro kurundaki gelişmelerle karşılaştırırsak fiyatların kurlar karşısında oldukça katı olduğu dikkati çekiyor. Dolar ve euro kurları ilk yedi ayda nominal olarak sırasıyla yüzde 4.5 ve 14 gibi oldukça yüksek oranlarda gerilemiş. Bunu ÜFE ve TÜFE'deki artışlarla karşılaştırdığımızda fiyatlar ve kurlardaki değişmelerin arasındaki farkların hızla açıldığını görüyoruz.
Oysa Türk ekonomisinin dışa açıklığı yani dış ticaret hacminin toplam milli hasılaya oranı artıyor. Bu nedenle ithalat ve ihracat fiyatlarının TL cinsinden düşmesi anlamına gelen döviz kurlarındaki gelişmelerin fiyatlar üzerinde daha belirleyici olması beklenirdi.
Nitekim, TCMB tarafından yayımlanan ve yurtiçi fiyatlarla yurt dışı fiyatlar arasındaki farkı gösteren reel efektif kur endeksi, yerli malların yabancı mallara karşı fiyatının, Temmuz ayında hem TÜFE hem de ÜFE'de kaydedilen düşüşlere rağmen, hızla artmaya devam ettiğini gösteriyor.
Bir başka ifadeyle kurlardaki gerilemenin Türk ekonomisi üzerindeki yarattığı rekabet baskısının temmuz ayında da aylık fiyatlardaki düşmeye rağmen arttığını ortaya koyuyor.
TÜFE bazında hesaplanan reel efektif kur endeksi seviye olarak Ocak 1980'den bu yana görülen en yüksek değere ulaşmış. Türkiye, Temmuz ayında, 25 Ocak 1980'de sürdüremeyerek terk etmek zorunda kaldığı sabit kur rejimi çerçevesinde ulaştığı reel efektif kur seviyesine gelmiş.
TL 2003 yılından beri hızla değer kazanıyor. Bunun arkasında yabancı sermaye girişleri var. Yabancı sermayenin Türkiye'ye olan iştahı uluslararası risk algılamasının azalması kadar, Türkiye'deki faizlerin yüksekliğine de bağlı.
Kurlardaki gerileme enflasyon üzerinde etkili oluyor. Ancak iç fiyatlar kurlar kadar hızlı gerilemiyor. Bu uluslararası ticarete konu olmayan mal üreten sektörlerin fiyatlarındaki katılıktan kaynaklansa ve diğer sektörler verimlilik artışlarıyla fiyatlarını kur kadar düşürebilse reel efektif kurdaki değerlenmeyi sorun olarak görmeyebiliriz. Ancak ticarete konu olmayan malların bulunmadığı ÜFE bazında hesaplanan reel kur endeksindeki hızlı artış bunun böyle olmadığını gösteriyor.
Dünyada hiç bir ülkenin bu kadar hızlı ve uzun süren rekabet baskısını verimlilik artışlarıyla dengelemesi mümkün değildir. Kaldı ki bizde özellikle kamu kesimi böyle bir verimlilik artışını destekleyecek hızlı bir yeniden yapılanma içinde de görünmemektedir. Bu durum yerli üretimin tasfiyesine yol açarak üretimi yavaşlatmaya başlamıştır.
Ancak ekonomideki yavaşlamaya rağmen dış denge bozulmaya devam etmektedir.
Bu durum enflasyondaki düşmenin sürdürülebilirliği konusunda tereddüt yaratmaktadır. Ekonominin büyüme potansiyelini tahrip ederek ve dış dengeyi bozarak enflasyonda sağlanan düşmenin sürdürülebilir olmadığını hem enflasyon denklemlerine, hem de diğer ülke örneklerine bakarak görebiliriz.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|