|
 |
|
|
Çözüm
Turgut Özal ile bir söyleşimizde, "ULUS DEVLET olamadık. Bu bir hakikat. Bu coğrafyada yaşayanları bir arada bütün halinde tutabilmek için DİN hâlâ en tesirli faktör" demişti. "Kürt sorunu" tartışmalarında Özal'ın -diğer çözüm arayışlarını da sürdürmekle beraber- eşitler arasında birinciliği DİN'e verdiği anlaşılıyordu.
Bu -laisizmden sapmak- gibi algılanmasın.
Özal, laisizmde sakardı ama bu makas değiştirmeye -takiyeli- uzanış değildi.
"ULUS DEVLET"in boşluklarında dolgu gibi görüyordu "DİN"i.
Kendine özgü pragmatizmin yansımalarından biriydi.
Bölücülük ateşlerinin yansımasını DİN birleştiricisi ile önlemek istiyordu.
Irak örneği de gösteriyor ki, artık DİN, aynı coğrafyada yaşayanları bir arada tutamıyor... Irak'ı geçiniz bir kalem... Abdülhamit, bu kartı halife olarak oynamıştı. İslam coğrafyasında kopmaları önleyebildi mi?
Milliyetçilik alevleri
Gerçekten ekonomik gelişme, sınıflar arası farklılıklardan doğan çatışma, risk oranını aşağılara çekmekte... Tolere edilebilir çizgiye indirmekte.
Ama...
Milliyetçilik kökenli ayrılıkçı ateşler ekonomi rüzgârıyla sönmüyor.
Ekonomide kalkınmanın yan unsuru olan kültürel gelişme ve demokratik bilinçle, o alevlerin yaygınlaşma olasılığı da artıyor.
Yani, "DİN" birleştiricisi yetersiz...
Ekonomik gelişme ve Avrupa standardında demokrasi elbette hedeftir, fakat tek başına çözüm sanılmamalı.
Yeni koşullar
Türkiye'nin yanı başında artık bir Kürt devleti ve Kürt yönetimi var.
Tarihte İran'ın bir bölümünde kurulan ve sonra haritadan silinen Sovyetler Birliği destekli MAHABAT CUMHURİYETİ'nden sonra ilk kez bir Kürt devleti bu. Sadece adı "Federe..."
Değil Bağdat tarafından yönetilmek, Bağdat bile Kürt lideri Talabani tarafından yönetilmekte.
Yetmiyor...
Gündemde "KÜRT KONFEDERASYONU" var.
İran, Irak, Suriye, Türkiye Kürtlerini kapsayan bir konfederasyon konuşuluyor.
Diyarbakır'da "Federasyon" için toplanan imzaların mesajı, sadece sınırların içine değil, sınırın ötesine de...
Üstelik bu kez o oluşum ABD'nin koruyuculuğu altında... Rusya ise karşısında görünmüyor.
2'li denge
O halde Türkiye -bütünlüğünü- nasıl koruyacak?
Türkiye insanı TC üst kimliği ötesinde "Avrupalı" şemsiyesi altında da toplanmalıdır.
Türkiye -haklı kuşkular duysa bile- gene de AB ile bütünleşerek karşı ağırlık oluşturabilir.
Ayrılıkçıların önüne konacak "çekim alanı" seçeneği, "Avrupa Yurttaşı" olabilmektir.
Şoven milliyetçi küçük bir çevrenin dışında, Kürt yurttaşlar Ortadoğu'nun yeni oluşan bir macera devletinde vatandaşlığı, AB pasaportuna tercih etmez.
Özellikle genç nüfus...
Ve çocuklarını, torunlarını düşünen çoğunluk...
Zaten evliliklerle, göçlerle, çocuklarla, torunlarla bu topraklarda Türk ve Kürt milyonlar birlikte harmanlanmışlar.
Ancak, her şeye rağmen, bir işaret...
Şoven milliyetçi eski KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın torununun bile AB pasaportu alışı, sosyopsikolojik laboratuvar deneyi gibidir. Türkiye coğrafyası içindeki olası eğilimi de belirler.
Öte yandan AB'ye tam üyelik hedefine yürüyüş, beraberinde ekonomik kalkınma, demokrasi standartları, kültür ve yaşam kalitesi getirecektir.
Ve bütün bunlar için önümüzde takvim yığınları yok. Sadece 7.5 yıl kaldı. Çünkü -süreç aksamazsa- tam üyelik kabul prosesi 2013'te başlar. 2014 ise, üyeliğin resmiyet kazanması için törenler vs. gibi ritüeldir.
7.5 yıl, sabır, bilgelik, yurttaşlık bilinci, kararlılık, cesaret, hoşgörü ve demokrasi gerektiriyor.
Fert başına milli gelir çıtasını 10 bin dolara dayamak da bu oyunun kuralı.
......................
Elbette Türkiye, kendi topraklarını, hukukunu, kutsal yaşam hakkını güvenlik güçleriyle koruyacaktır ama bu arada ayağı kan batağına kaymamalı.
"AB'ye zaten giremeyiz" söylemi ve tavrı, bilmeyerek bölücülerin ekmeğine yağ sürüyor galiba...
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|