|
 |
|
|
Çubukçu: Seçmen, kadın adaya oy vermiyor
"Belediyelerde erkek aday, ilkokul mezunu olsa da seçilir. Kadın adayın ise neredeyse diliyle kuş tutması, Çince falan bilmesi lazım!"
Önceki hafta pazar sabahı, birkaç köşe yazarı arkadaşımla birlikte İstanbul Ticaret Odası'nın Kandilli'deki tesislerinde Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ile sohbet ettik. Mehmet Altan, Balçiçek Pamir, Funda Özkan, İpek - Oral Çalışlar, Gülay Göktürk, Ömer Lütfi Mete... Soruların da, yanıtların da ufku ve yelpazesi alabildiğine genişti. Zaten benden önce yazanlar da oldu.
Bu pazar sabahı ise gazeteleri tararken, Radikal'in manşetinde Çubukçu ile yapılmış söyleşi ve tüm gazetelerde AKP'nin 4. yılı ile ilgili değerlendirmeler gözüme takıldı.
"Onlar" ve "bizler"
Çubukçu ile geçirdiğimiz yarım günden bende kalan en derin iz, "onların" yani (AKP'lilerin) ve "bizlerin" (yani siyasete dışardan bakan sol eğilimli kesimin) kadın kotası ve kadın adaylara bakış açılarıydı.
Bizler, Batı'da olduğu gibi Türkiye'de de kadın kotası konularak, fermuar sistemiyle TBMM'ye daha çok sayıda kadın milletvekili girmesini istiyorduk. Çubukçu da eskiden beri savunduğu gibi "Kadın kotası, partilerin tercihine bırakılmalı. İsteyen parti kendi tüzüğüne kadın kotası koysun ve oy verecek seçmene seçenek sunmuş olsun. Ancak Siyasi Partiler Yasası, birbirinden farklı siyasi partilerin oluşmasını engelliyor," diyordu.
Tek umut AKP'ydi
Özellikle İpek ve ben, kadın kotası diye ısrar etmeye devam edince Çubukçu, "Biz muhafazakâr bir partiyiz. Batı'da kadın kotasını başlatanlar sosyal demokrat partiler," diyerek bir hatırlatma yaptı. Bu hatırlatmada "CHP dururken, neden bize yükleniyorsunuz?" yollu bir sitem de gizliydi galiba.
Benim açımdan ise CHP ve DSP gibi "sol" denen partiler, son derecede statükocu ve en ufak değişime bile tümüyle kapalı oldukları için, kadın kotası için bile tek umut AKP'ydi. Sanırım çoğumuz için de bu böyleydi. Zaten AKP de, baştan beri kendini "Yoksulun ve toplumdaki dezavantajlı grupların partisi" olarak nitelemiyor muydu?
Erkekse seçilir
Devlet Bakanı Çubukçu ile sohbetimizin ilerleyen dakikalarında, bir muhafazakar partinin kadın kotası koymasının zorluklarını daha iyi anladım. Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan'a yakınlığıyla bilinen Çubukçu'ya göre gerek kadın aday belirlemenin, gerekse belirlenen kadın adayı seçtirmenin önündeki engelleri 2 noktada toplayabiliriz:
"1) Biri Kemer Country'nin de bulunduğu Göktürk Beldesi Belediyesi olmak üzere, İstanbul'da 2 beldede kadın belediye başkanı adaylarımızdan çok umutluyduk. Emine Erdoğan da bu 2 kadın aday için bizlerle birlikte çok çalıştı. Kemer Country'de oturanlar malum. Bizim adayımızın gerek eğitim, gerek donanım açısından mükemmel bir özgeçmişi vardı. Ama seçimi, ilkokul mezunu ANAP'lı erkek aday kazandı. Göktürk Beldesi seçmeni, Büyükşehir için tercihini AKP adayı için kullandığı halde, kendi beldesinde -genel seçimlerde barajı bile geçememiş- ANAP'ın adayını erkek diye tercih etti!
AKP'li kadınlar istemez
2) Kadın adayları, AKP içindeki kadınlara bile kabul ettirmekte zorlanıyoruz. Eğer kadın aday parti teşkilatı içinden gelmişse, daha kolay kabul görüyor. Ancak parti dışından bir kadın aday belirlemeye kalktığımızda, adayımızın neredeyse diliyle kuş tutması, Çince falan bilmesi gerekiyor! Aksi halde AKP'li hanım üyelerimizden bile onay alamıyor."
Artık kadınlar arası rekabet mi dersiniz, erkek egemen bir toplumda yaşamaya koşullanmış kadınlarımızın hemcinsini yönetim kademesinde görmeye içgüdüsel itirazı mı dersiniz bilemem... Ama şu kesin ki, kadının siyasette daha fazla yer alabilmesi için pozitif ayrımcılık şart.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|
|

|