Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 21 Ağustos 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bulmaca buldurmaca, dil üstünde kaydırmaca...


Eski medrese tartışmalarının, yaşamakta olduğumuz güncel tartışmalar üstündeki etkisini pek araştıran değil, hiç araştıran olmadı.
Örneğin tartışmalardan biri de şuydu:
- Çölde çırılçıplak kalmış bir Müslüman, eline avuç içi kadar bir çaput geçirirse; önce önünü mü kapamalı, yoksa arkasını mı?
Bütçenin yüzde 36'sının sadece borç faizlerinin ödenmesine ayrıldığı ve devletin korunması için yılda ortalama 12 milyar dolarlık silah alındığı ülkemizde; sık sık siyasal parti nutukçularına özenen emekli militerlerimizden bazılarının ortak görüşü şöyle:
- Önce ağzını kapamalı...
* * *
Beklenmedik aksi bir sürpriz olmazsa, 3 Ekim'de Avrupa Birliği üyeliği için, Türkiye ile de müzakerelerin başlaması karara bağlanacak.
Hepimiz biliyoruz ki, Başbakan Tayyip Bey, uça uça geliyor 3 Ekim'e...
Peki sonra ne olacak?
* * *
İki arkadaş güvercin, her zaman kentin meydanında birbirlerine randevu verirler ve tam saatinde de buluşur, atılan yemleri yerlermiş.
Günlerden bir gün, yine randevulaşmış güvercinler. Bir tanesi tam saatinde gelmiş kararlaştırılan yere; ne var ki, öteki güvercin bir türlü görünmemiş...
Zamanında gelen güvercin başlamış beklemeye...
1 saat bekle, 2 saat bekle, 1 gün bekle, 2 gün bekle...
Öteki güvercin yok ortalıkta...
Nihayet bir hafta sonra, ikinci güvercin de çıka gelmiş. Arkadaşı:
- Yahu, demiş, nerelerde kaldın; az daha gidiyordum...
İyice gecikmiş olan güvercin:
- Biliyorsun, demiş; her zaman uça uça gelirdim. Baktım hava güzel, bu sefer de, yürüye yürüye gideyim, dedim.
Sanırız Tayyip Bey de, 3 Ekim'e uça uça geldikten sonra, artık yürüye yürüye gitmeye başlayacak...
* * *
Bektaşi babasına sormuşlar:
- Baba erenler, Hazine'den geçinmeliler sektörünün üst kesimini oluşturan "seçilmişler" ile "atanmışlar" arasında; Hikmet Onat ile İbrahim Çallı'nın, Elif Naci ile Edip Hakkı'nın, Şevket Dağ ile Ömer Uluç'un tablolarını bir bakışta ayıracak nitelikte, çok sevdikleri vatanlarının ressamlarını da, aynı ölçüde sevip değerlendirebilecek kaç kişi vardır?
Baba erenler:
- Hemen hemen hiç yok gibidir, demiş.
- Peki, Haldun Taner'in bir öyküsünden üç cümleyle Sait Faik'in bir öyküsünden üç cümleyi, Memduh Şevket'in bir öyküsünden üç cümleyle Fahri Celal'in bir öyküsünden üç cümleyi okur okumaz ayırabilecek kaç kişi vardır?
Baba erenler yine:
- Hemen hemen hiç, demiş...
- Vatanı o kadar sevdikleri halde, kendi ülkelerinin ressamlarıyla, kendi anadillerinin yazarlarını, o ölçüde yüreklerinde duya duya sevmiyorlar mı?
Bektaşi babası gülümsemiş:
- Onlar, ressamları, yazarları sevmekle kazanmıyorlar ki hayatlarını, demiş; sadece vatanı sevmekle kazanıyorlar. O kadar sevgi de yetiyor onlara; daha ötesini ne yapsınlar...
* * *
İncili Çavuş:
- Ah ah diyormuş, şu büyük heykelci Rodin, bir de bizim beyinsellik düşmanlarından birini tanısaydı, ne güzel olurdu.
- Neden, diye sormuşlar?
- Neden olacak, ünlü heykeli "Düşünen Adam" yanında, bir de "Düşünmeyen Adam" heykeli yapardı o zaman...
* * *
40 yıl önceki siyasetçi nutuklarından, manşetlere çıkmış birkaç örnek:
"Alınacak önlemlerle dar gelirliler korunacaktır."
"Sıkıntı içinde olanlar unutulmayacaktır."
"Tabandakilerin geçim düzeyi yükseltilecektir."
Vaktiyle Bal Mahmut:
- Aynı sözler, demişti, Kutsal Kitap'ta da var, "Sıkıntı çeken adem refaha kavuşacaktır"...
Arkasından da eklemişti:
- Bunun ne zaman olacağını da saptar Kutsal Kitap, "öteki dünyada"...
* * *
Bekri Mustafa:
- "Dağdan kestim kereste, kuş besledim kafeste" türküsü, aşırı siyasal bir türkü; "Vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü" ilkesine ters düşüyor adeta, diyormuş.
- Yapma Bekri, neresi siyasal o güzelim türkünün, demişler...
- Neresi siyasal var mı; seçimlerde seçilen bir yığın kerestenin, hemen bülbül gibi şakımaya başladığını ima ediyor...
* * *
Karacaoğlan'dan bir koşmayla bitirelim yazıyı:
Nuh'un gemisine yalan diyenler
Yelken açıp yel kadrini ne bilir
O Süleyman kuş dilini bilirdi
Her Süleyman dil kadrini ne bilir

Arap atlarına olur fırkalar
Kimi sarhoş yürür kimi ırgalar
Gübreliğe inip konan kargalar
Has bahçede gül kadrini ne bilir

Karacaoğlan der ki belim büküldü
Ağzımın içinde dişim döküldü
Nuh Nebi'nin haddesinden çekildi
Saz çalmayan tel kadrini ne bilir

c.altan@prizma.net.tr








Çetin ALTAN
Bulmaca buldurmaca, dil üstünde kaydırmaca...
Eski medrese tartışmalarının, yaşamakta olduğ...
Melih AŞIK
Kuşkularımız!
İnsan bir kez kuşkucu olmaya görsün... Her şe...
Fikret BİLA
Türkiye'nin sınırları
Türkiye, ayrılıkçı terörün dorukta olduğu 199...
Güneri CIVAOĞLU
Çayırdan piste...
Suphi Bey, 1927 yılında gıcır gıcır Buick'iyl...
Can DÜNDAR
Hilton'un sırrı
Bu yıl İstanbul Hilton'un 50. kuruluş yıldönü...
Abbas GÜÇLÜ
Ne olacak bu lise birincilerinin hali?
ÖSS sonuçları açıklandı. Sevinenden çok sevin...
Hasan PULUR
Hükm-ü Karakuşi...
ZAMAN zaman bazılarının tepesi atar:
Derya SAZAK
Gürültü haritası
Boğaz'ın Anadolu yakası sakinleri, Ortaköy ve...
Tamer HEPER
Muhasebe defteri tutulmaz
Bir emekli vatandaşımız apartmana yönetici ol...
Güngör URAS
Eski kuşak bir girişimci öldü
Milliyet Ekonomi Bölümü tarafından hazırlanan...
Serpil YILMAZ
'Diyarbakır başlangıç'
Uzun bir aradan sonra Yeniköy'deki yalının ka...

© 2005 Milliyet