|
 |
|
|
Para, inanç ve seks
"Dört başı mamur" Fenerbahçe'nin lige "geri geri dalmasına" bir anlam veremediğim için; daha doğrusu Daum'u eleştirmekten bıktığım için, ilk iki haftadaki puan kayıplarını "At Büyüsü"ne bağlayan bir yazı yazmıştım.
Tamamen fantezi bir yazı... Ne büyüden anlardım, ne de attan.
Fenerbahçe'yi de anlamak mümkün olmadığına göre, "cuk" oturmuş olmalıydı. Maksat Fenerbahçe'deki sorunların "anlamsızlığını", ancak doğa üstü güçlerle ifade edebilen bir yorumcunun çaresizliğini sergilemekti.
Kaş yapayım derken göz çıkardım; kedinin aklına ciğeri taktım.
Futbolcu gazeteci olur mu ?
Ben çaresizdim, medyamız benden çaresizdi. Haber kapıları bir bir kapatılan, itilip kakılan spor medyası, "habere kurşun atmaktaydı" epeydir. Sayın Ahmet Çakar'ın çiftlik hikayeleri de bu yüzdendi, Sayın Erman Toroğlu'nun "geline gol kaldı mı?" türünden edepsiz soruları da.
Üstelik her kulüp taraftarı, başkanlarından başlayan bu despotik tavrı onaylamaktaydı:
"Haberin kötüsü olacağına hiç olmamalıydı".
O kadar basit miydi?.. Bu işin yalanı vardı, tahmini vardı, magazini vardı...
Komik bir durum yaşanmaktaydı ülkemizde. Eleştirilecek hataları ortaya çıkmasın diye haber musluklarını kapatan yönetimler, kendi yarattıkları canavardan yakınmaktaydı sürekli.
Her fırsatta yalan haberden şikayet etmekteydi; haber varmış da medya yalan olanı tercih etmiş gibi.
Peki, "yasaklar"ın muhatapları?
Israrla gazeteci olduğunu savunan eski şöhretli futbolcular, konu kendi kulüplerinin haber yasağına gelince "doğrudur" diyebilmekteydi.
İsim de vereyim. Çok sevdiğim Ziya abi (Şengül) , pazar gecesi yayınlanan Telegol'de "Fenerbahçeli futbolcuların internet açıklamalarına keşke çok önceden yasak getirilseydi" dedi.
Haberin son kaynağını da kurutmak isteyen bir "gazeteci" olur muydu?
Ya da farklı bir soru; "şöhretli futbolcular gazeteci olur muydu"?
İmamın galibiyet duası
Böyle bir kaos ortamında bilmeden bir ipucu vermiştim medyaya... Büyü, inanç gibi kitleleri gıdıklayan bir temayı gündeme getirmiştim bu yoklukta.
Derhal değerlendirildi. Hatta bir adım ileri gidildi ve olay resmi görevlilerle süslenerek yarı ciddi, yarı dini bir "parodi" haline getirildi:
Malatyalı imamın galibiyet duasına, Şenlikköy cami imamının Galatasaray duası ile karşılık verildi ekranlardan.
Büyü ile dalgasını geçen yazının müellifi olarak, aynı makarayı Diyanet'in imamlarıyla yapmaya kalkışan kıymetli meslektaşlarımı kınıyorum.
Esprinin de bir sınırı var değil mi?
Şimdi yeni ipucu veriyorum futbolcuların internet sitelerinden haber çıkarmaya çalışan cefakar meslektaşlarıma:
"En yakışıklı futbolcular acaba hangi büyükte"?
Bu çok önemli...
Çünkü İstanbul'un cinsel hayatında arz-talep dengesi değişti. Cici kızlarımızı minibüs muavini gibi ıkış tıkış doldurup arabayla götüren Mike Tyson tipinde iştahlı konuklar gitti.
Formula 1 organizasyonuyla sınıf atlayan eskort kızlarımız, İstanbul boşalınca emekli olacak değil ya... Mecburen üç büyüklerin şöhretlerinde deneyecekler şanslarını. Hangi kulüpte yakışıklı çoksa, o takımın grafiği düşer yakında.
İşte size seksüel soslu bir futbol araştırma konusu!
Habere yasak koyuldukça, para, inanç ve seks üçlemesine sarılacaktır medyamız. Kimse alınmasın.
Oyundan Ailton çıkarmak
Haftanın mıncıklanmaya en müsait konusu Ailton'un kendisini sahadan alan Rıza Çalımbay'a tavır koyması...
Rıza haklı...
Hayır; çok büyük hata yaptı!
Seç birini ve yazmaya başla. Her iki şıkkın da "eli kuvvetli" hani.
Ve her iki şıkkın da demagojiye açık boşlukları mevcut...
Çalımbay oyundan adam çıkarmadı, kuyudan adam çıkardı sanki.
Yazalım, neşemizi bulalım.
On saat laf satsan, bir gram faydası olmayacak bir geveleme işte.
Olmuş bitmiş... Karanlıkta körebe oynamaktan nasıl zevk alınır ki?
Peki iyi mi, kötü mü?
Allah bilir... Kullar ise bir aya kalmaz öğrenir.
Ya ciddi bir otorite sahibi olacak Rıza Çalımbay, ya da nurtopu gibi bir sorunu olacak.
Kim karışır. Kendi tercihi.
Peki bugün itibarıyla?
Haklı... Tartışmaya luzum yok, tabelaya bakmak yeterli.
En büyük şike bu
Akçaabat meselesi Türk Futbol Tarihi'ndeki en önemli "operasyon" haline geldi ve apaçık, bariz, aleni bir şike olayını sulandırmak için ne gerekiyorsa yapıldı.
Ortadaki çuvalla parayı "kim verdi" diye sorulmuyor da, şikeyi ortaya çıkaran Akçaabat Sebatspor'un futbolcuları, teknik direktörü, hatta namusu kurşunla madalyalandırılan başkanı zanlı oluyor.
Yetkisiz Şike Tahkik Kurulu, rapor hazırlarken sinirli davranan Güvenç Kurtar'ı bile alıverdi listeye. Saygıda kusur eden suçsuz adamı kodese atan mahalle bekçisi gibi.
Şu anda hastanede yatan eski başkan Veli Sezgin, olayın aydınlanması için "gerekli özeni" göstermemişse; acaba kim gösterdi?
Tahkik Kurulu mu, Federasyon mu, medya mı?
En başta yazdığım gibi; kaleci Hakan alacaktı parayı, yapacaktı şikeyi...
Hiç olmazsa "belgeli bir şike" olduğunda, bu ülke müsamaha göstermez diye aptalca inancımız devam ederdi.
Şike girişimi ardından ihbar edenin hastaneye, suçsuzların disipline gitmesi kadar büyük bir şike var mı dünyada?
Gerets Ay-Yıldız'a çalışıyor
Galatasaray kombinelerinin küflü peynir gibi raflarda beklediği günlerde Gerets, "Merak etmeyin tribüne koşarak gelecekler" demişti Galatasaray seyircisi için.
Bu lafları çok duymuştuk ve aldırmadık.
Ama ortaya çıktı ki, boş konuşmamış "can" Eric!
(Lüks araba ile süper villada gözü olmayan, transfer için yönetimi en alt düzeyde zorlayan, elindeki paslı yıldızları yeniden parlatmak için bilgi ve becerisini ortaya koyan, tribünlere şaşırsa bile şaşkınlığını belli etmeyen Gerets'e daha gelişinin haftasında taktığım bu lakap yerine oturduğu için çok memnunum).
Ne zamandır söylediğini yapan hocaya hasrettik.
İşin duygusal tarafını geçelim. Somut gerçeklere gelelim.
Gerets başarılı olur, olamaz bilemem. Ama bildiğim bir şey var ki, onun kolaycılığa sapmayan özgüveni ile Milli Takımımız güçlenecek.
Sadece Hasan Şaş bile, az buz şey mi?
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|