|
İktidarlar gerçeği görmek, duymak istemez... Ancak soytarı söylerse!
"Sultan II. Mahmut'un çevresinde bulunan yüksek rütbeli görevlilerden hiçbiri, bir zamanlar Türk imparatorluğunun başkenti olan Edirne'nin artık Rus askerlerinin eline geçmiş olduğunu Padişah'a açıklamaya cesaret edemez.
Bu çaresizliğe son verme görevini Sultan'ın soytarısı üstlenir. Soytarı, Sultan'ın bulunduğu odaya gülmekten kıvranarak öyle bir şekilde girer ki, güya efendisinin ayaklarının dibine düşmek zorunda kalır. Sultan merakla ona bu neşesinin nedenini sorar.
- Dünyada akıllarına ne gelirse söylemeye cesaret eden bu kadar akıllı insan varken, gülmekten çatlamadan durmanın imkânı var mı der... Kahkahadan bölüm bölüm, kesik kesik cümlelerle:
- Sana ne gibi bir şey söylemeye cesaret ettiler ki diye de sorar Sultan, rahatsız olmuş bir şekilde.
- Düşünün, biri Rusların Adrianapoli'ye (Edirne) doğru ilerlediğini iddia ediyor. Fakat daha da komiği, bir başka akılsızın onların şehre yaklaştıklarını söylemesidir.
- Ne diyorsun sen diye Sultan soytarının sözünü keser.
Daha da deli olan bir başkası ise, neredeyse şehre girmeye hazır olduklarını iddia ediyor.
- Doğru konuş.
- Fakat en sonuncusu kesin zincire vurulacak bir deliydi. Çünkü zaten şehre girmiş olduklarını onaylama küstahlığını göstermesi başka şekilde izah edilemez.
Soytarı, yerde halıların üzerinde yuvarlanmaya başlar. Sultan, 'deli'sinin sözlerine ne anlam vereceğini bilemeden açıklama talep eder ve gerçek her ne kadar acı da olsa bu olayın bedelini kimse başıyla ödemez."
İktidarlar tozpembe rüya görür
Yakın Osmanlı tarihinin ünlü kişilerinden Zarifi'lerin "Hatıralarım" kitabından aldım bu hikâyeyi...
Padişah da olsa, kral da olsa, başkan da; ülkeleri yönetenlerin acı gerçekleri görmek, duymak istemediklerini bir daha anımsadım. Etrafı tozpembe görmek istiyor, fazla da üzerine gitmiyorlar!
Soytarılar ise aynı soytarılar, değişen bir şey yok!
Abdülhamit'i zengin eden banker
Sultan Abdülhamit ticaretten anlar, parasını işletmeyi severmiş ama... Yanlış hesapları yüzünden az kalmış tüm servetini kaybedecekmiş şehzadeliği sırasında. Zarifi ile tanışmış, her hafta onunla buluşmuş.
Ve sonra parasının yönetimini ona bırakmış. Zarifi de o sıralar uluslararası banker-borsacı. Genç şehzadenin servetini iyi değerlendirmiş Zarifi. Eksiden artıya geçirmiş. En zengin hükümdarlar arasına sokmuş Abdülhamit'i.
Şehzadenin padişah olabileceği Zarifi'nin hiç aklına gelmemiş. Ama Sultan Aziz intihar edip Sultan Murat hastalanınca, tahta çıkma sırası süratle Abdülhamit'e gelmiş.
Zarifi de padişahın en yakını. Düyun-u Umumiye'yi Zarifi kurmuş. Balıklı Rum Hastanesi'ni ve birtakım okulları yaptırmış.
Osmanlı Devleti'ne borç vermiş, borç almasında aracı olmuş.
Osmanlı'dan iyi para kazanmış.
Sonra nedense padişahın çevresindekilerin husumetini çekmiş Zarifi, padişah ile arası açılmış. Siyasette de hep böyle değil midir?..
Baykal bu kadarına şükretsin!
Deniz Baykal'ı beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Tutarsınız, tutmazsınız. Hepsi bir tarafa Baykal hiç şüphesiz ciddi, lekesiz bir siyasetçidir. Bu sütunda çok da eleştirmişizdir.
Şu son atılmak istenen çamur ise tamamen reklama dayalı! Reytinge aynı zamanda... Gündemden düşmüş birilerinin gündeme çıkma hevesidir. Ama çok yazık bürokrasimizin, devlet çarkının bin bir dalına rüşvet yakıştırmaları da usulen araya sıkıştırılmıştır.
Herhalde bunu kanıtlayamamanın bir cezası olmalıdır.
Baykal bu kadarına şükretsin! Dilin kemiği yok! TV'lerde demokrasi, istediğini yeme özgürlüğü var ya. Ehh başka iftiralar da atılabilirdi!
Bu işin arkasında yalnız reklam değil, parti içi siyaset rekabeti de var gibime geliyor.
|
|