Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 25 Ağustos 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İktidarlar gerçeği görmek, duymak istemez... Ancak soytarı söylerse!


"Sultan II. Mahmut'un çevresinde bulunan yüksek rütbeli görevlilerden hiçbiri, bir zamanlar Türk imparatorluğunun başkenti olan Edirne'nin artık Rus askerlerinin eline geçmiş olduğunu Padişah'a açıklamaya cesaret edemez.
Bu çaresizliğe son verme görevini Sultan'ın soytarısı üstlenir. Soytarı, Sultan'ın bulunduğu odaya gülmekten kıvranarak öyle bir şekilde girer ki, güya efendisinin ayaklarının dibine düşmek zorunda kalır. Sultan merakla ona bu neşesinin nedenini sorar.
- Dünyada akıllarına ne gelirse söylemeye cesaret eden bu kadar akıllı insan varken, gülmekten çatlamadan durmanın imkânı var mı der... Kahkahadan bölüm bölüm, kesik kesik cümlelerle:
- Sana ne gibi bir şey söylemeye cesaret ettiler ki diye de sorar Sultan, rahatsız olmuş bir şekilde.
- Düşünün, biri Rusların Adrianapoli'ye (Edirne) doğru ilerlediğini iddia ediyor. Fakat daha da komiği, bir başka akılsızın onların şehre yaklaştıklarını söylemesidir.
- Ne diyorsun sen diye Sultan soytarının sözünü keser.
Daha da deli olan bir başkası ise, neredeyse şehre girmeye hazır olduklarını iddia ediyor.
- Doğru konuş.
- Fakat en sonuncusu kesin zincire vurulacak bir deliydi. Çünkü zaten şehre girmiş olduklarını onaylama küstahlığını göstermesi başka şekilde izah edilemez.
Soytarı, yerde halıların üzerinde yuvarlanmaya başlar. Sultan, 'deli'sinin sözlerine ne anlam vereceğini bilemeden açıklama talep eder ve gerçek her ne kadar acı da olsa bu olayın bedelini kimse başıyla ödemez."

İktidarlar tozpembe rüya görür
Yakın Osmanlı tarihinin ünlü kişilerinden Zarifi'lerin "Hatıralarım" kitabından aldım bu hikâyeyi...
Padişah da olsa, kral da olsa, başkan da; ülkeleri yönetenlerin acı gerçekleri görmek, duymak istemediklerini bir daha anımsadım. Etrafı tozpembe görmek istiyor, fazla da üzerine gitmiyorlar!
Soytarılar ise aynı soytarılar, değişen bir şey yok!

Abdülhamit'i zengin eden banker
Sultan Abdülhamit ticaretten anlar, parasını işletmeyi severmiş ama... Yanlış hesapları yüzünden az kalmış tüm servetini kaybedecekmiş şehzadeliği sırasında. Zarifi ile tanışmış, her hafta onunla buluşmuş.
Ve sonra parasının yönetimini ona bırakmış. Zarifi de o sıralar uluslararası banker-borsacı. Genç şehzadenin servetini iyi değerlendirmiş Zarifi. Eksiden artıya geçirmiş. En zengin hükümdarlar arasına sokmuş Abdülhamit'i.
Şehzadenin padişah olabileceği Zarifi'nin hiç aklına gelmemiş. Ama Sultan Aziz intihar edip Sultan Murat hastalanınca, tahta çıkma sırası süratle Abdülhamit'e gelmiş.
Zarifi de padişahın en yakını. Düyun-u Umumiye'yi Zarifi kurmuş. Balıklı Rum Hastanesi'ni ve birtakım okulları yaptırmış.
Osmanlı Devleti'ne borç vermiş, borç almasında aracı olmuş.
Osmanlı'dan iyi para kazanmış.
Sonra nedense padişahın çevresindekilerin husumetini çekmiş Zarifi, padişah ile arası açılmış. Siyasette de hep böyle değil midir?..

Baykal bu kadarına şükretsin!
Deniz Baykal'ı beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Tutarsınız, tutmazsınız. Hepsi bir tarafa Baykal hiç şüphesiz ciddi, lekesiz bir siyasetçidir. Bu sütunda çok da eleştirmişizdir.
Şu son atılmak istenen çamur ise tamamen reklama dayalı! Reytinge aynı zamanda... Gündemden düşmüş birilerinin gündeme çıkma hevesidir. Ama çok yazık bürokrasimizin, devlet çarkının bin bir dalına rüşvet yakıştırmaları da usulen araya sıkıştırılmıştır.
Herhalde bunu kanıtlayamamanın bir cezası olmalıdır.
Baykal bu kadarına şükretsin! Dilin kemiği yok! TV'lerde demokrasi, istediğini yeme özgürlüğü var ya. Ehh başka iftiralar da atılabilirdi!
Bu işin arkasında yalnız reklam değil, parti içi siyaset rekabeti de var gibime geliyor.








Taha AKYOL
Irak'ta dinamitler
YENİ Irak Anayasası çoktan hazırlanmış ve 15 ...
Çetin ALTAN
Her şey ne güzel çatırdaya çatırdaya sallanıyor...
Bir Emniyet müdür yardımcısının 2 Rus kadınıy...
Melih AŞIK
Federal Irak
Irak yeni anayasayla birlikte federal bir sis...
Fikret BİLA
'MGK'da sanık sandalyesinde oturmuyoruz'
Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) bildirisinde;...
Hasan CEMAL
Kürt sorunu (3)
Diyelim ki, ağzımıza biber sürüldü, tövbe ett...
Yılmaz ÇETİNER
İktidarlar gerçeği görmek, duymak istemez... Ancak soytarı söylerse!
"Sultan II. Mahmut'un çevresinde bulunan yüks...
Güneri CIVAOĞLU
Palet ve tuval
Palet üzerinde bazı renkler çiğ ve iticidir....
Can DÜNDAR
İki heves, bir kalas
Devlet Tiyatrosu (DT) sanatçılarını alınların...
Abbas GÜÇLÜ
Boş kontenjanlar ne anlama geliyor?
Anadolu liselerinde kesin kayıtlar önceki gün...
Hurşit GÜNEŞ
Ne zaman giderler?
Üç yıldır yüklü miktarda portföy yatırımı ülk...
Doğan HEPER
Odalar Birliği kimden yana?
ERDEMİR'in özelleştirilmesi Türkiye'nin bölün...
Semih İDİZ
Iraklı Kürtlerle yeni bir ilişki gerekiyor
David Lean'in 'Arabistanlı Lawrence' filmini ...
Sami KOHEN
Bu anayasa çatışmanın "anası" olur mu?
SORUN, Irak anayasasının 3 gün daha uzatılan ...
Hasan PULUR
Bülent Ersoy'u kim kurtardı?
HAYIR, bu elbise Deniz Baykal'a uymaz...
Derya SAZAK
Bülent Ersoy Meselesi
Ne düşündüğümü baştan yazayım: Sayın Baykal'a...
Yaman TÖRÜNER
Satmak kolay mı?
J. Gitomer'in Satışın Küçük Kırmızı Kitabı (L...
Güngör URAS
'Ortak Girişim' özlenen bir gelişme
Anadolu'da "Bir elin nesi var, iki elin sesi ...
Serpil YILMAZ
Eğitimde yap, işlet, devret modeli
Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin'de Anne Çocuk...
M. Ali BİRAND
Uyarı mı görüş birliği mi?
MGK toplantısından sonra açıklanan bildiri me...

© 2005 Milliyet