Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 25 Ağustos 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Palet ve tuval


Palet üzerinde bazı renkler çiğ ve iticidir.
Ama... Tuvalde başka renklerle birlikte resim oluştuğunda, hiç de öyle değil...
2005 yazı Türkiye'sinde bazı itici renkler, oluşabilecek AB resmi üzerinde varsayılarak yorumlanmalı.
Başbakan Erdoğan'ın duyarlı konularda ayrı ayrı söylemleri, tıpkı palet üzerinde rahatsızlık veren renkler gibi yorumlandığında, kuşkular ve kaygılar gündeme taşınıyor.
Ancak...
Söylemlerin tümü bir bütün halinde yorumlanırsa, AB tuvalinde "Türkiye'nin yazgısını değiştirebilecek" desenlerin çizildiği sezilebilir.
Elbette fırçayı tutan ellerin ustalığını ve ortaya çıkacak deseni ayrıca tartışacağız.
....................
Örneğin...
En bilineni ile başlayayım: "AB ile Kıbrıs'ı da kapsayan Gümrük Birliği Protokolü'nün imzalanması..."
İmza atılmadan, 3 Ekim'de müzakerelerin başlayabileceğini ummak "hayal" olurdu.
Bu haliyle bile yetersiz.
Avrupa Pazarlık Divanı'nın "limanların da Gümrük Birliği kapsamına girdiği" yolunda karar var.
Güney Kıbrıs gemilerinin Türkiye limanlarına girmesi, bu yargı kararına rağmen nasıl Gümrük Birliği Protokolü'nün istisnası olarak kalabilir?
Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır gezisi, "Kürt sorunu" ve "çözümün daha çok demokrasi olduğu" yolundaki söylemleri, Türk ve Kürt aydın grupları ile diyaloğu da, 3 Ekim öncesi Türkiye'nin vitrinine koyması gereken görüntülerdi.
Belki üslupta ince ayarlar yapılabilirdi ama Brüksel'den yansıyan yorumlar gene de iyi bir etkinin oluştuğu yolunda.
Ayrıca... Hadise, sadece "vitrin süslemesi" ya da "3 Ekim öncesi teftiş cilası" sanılmamalı.
Türkiye, güvenlik güçleriyle, silahlı terörün üzerine giderken demokrasi çıtasını da Avrupa standartlarına yükseltecektir.
Öte yandan...
Başbakan Erdoğan, daha önce Hükümet Sözcüsü Çiçek'in bile -neredeyse- "vatan hainliği" ile suçladığı Ermeni dosyası için konferans toplansın işareti verdi. Bu da gene 3 Ekim öncesinin arazi düzenlemesidir.
AB'ye tam üyelik sürecinde Ermeni sorununun geride bırakılması -görünmez mürekkeple yazılmış olsa da- bir zorunluluk.
O amaçla Azerbaycan ve Karadağ için "derin görüşmeler" sürerken, öte yandan da Boğaziçi Üniversitesi Konferansı gibi dikkat çekici etkinlikler önemli.
....................
Bunlar ateşteki kestanelerdir. Uzanan elleri yakar ama onları ateşten almayan yönetimlerle de AB kapıları açılmaz.
Cesaret ve risk yönetimi gerekli.
Bunun son ve başarılı örneği, KKTC'de BM önerisi için yapılan referandumdur.
Referandum sonuçlarıyla, Helsinki'de Denktaş'ın, inanılmaz tutuculuğu yüzünden ıskalanan tarihi şansı, -belki de- yeniden yakalayabilme olasılığına uzanmıştır.
.....................
Bu son adımlarla da, bir rüzgâr yakalanmış olabilir.
3 Ekim'de -herhalde- Türkiye ile tam üyelik görüşmelerinin başlaması için yeşil ışık yanacak ama Türkiye'yi, rahat yürünecek dikensiz bir gül bahçesi bekliyor sanılmasın.
3 Ekim çerçeve belgesinde çok ağır koşulların yer alacağı söylenebilir.
Kıbrıs, Ermeni, Kürt dosyaları için şimdi tepki gösterilen adımları ve söylemleri çok aşan istekler dayatılacaktır.
Türkiye'nin sinir sistemi zorlu bir test geçirecektir.
Ayrıca... Bütün bunlara karşın "görüşmelerin ucunun açık olacağı, tam üyelikle sonuçlanmayabileceği, imtiyazlı ortaklık gibi alternatif statü" kayıtlarının da çerçeve belgede yer alma olasılığı büyük.
AB karşıtlarının tam da istedikleri satırlardır bunlar...
Ama... Nehirler denize akar...
Bu kural, Türkiye için de geçerlidir. Engelleyemezler.
Öte yandan AB özgürlük ortamını, kendilerinin at oynatacakları alan sananlar da yanılıyorlar.
3 Ekim'den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Ve en önemlisi...
İrtica, ayrılıkçı odaklar, en fazla umut bağladıkları bu süreçten en çok zararlı çıkacak olanlardır.
Göreceğiz...

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Irak'ta dinamitler
YENİ Irak Anayasası çoktan hazırlanmış ve 15 ...
Çetin ALTAN
Her şey ne güzel çatırdaya çatırdaya sallanıyor...
Bir Emniyet müdür yardımcısının 2 Rus kadınıy...
Melih AŞIK
Federal Irak
Irak yeni anayasayla birlikte federal bir sis...
Fikret BİLA
'MGK'da sanık sandalyesinde oturmuyoruz'
Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) bildirisinde;...
Hasan CEMAL
Kürt sorunu (3)
Diyelim ki, ağzımıza biber sürüldü, tövbe ett...
Yılmaz ÇETİNER
İktidarlar gerçeği görmek, duymak istemez... Ancak soytarı söylerse!
"Sultan II. Mahmut'un çevresinde bulunan yüks...
Güneri CIVAOĞLU
Palet ve tuval
Palet üzerinde bazı renkler çiğ ve iticidir....
Can DÜNDAR
İki heves, bir kalas
Devlet Tiyatrosu (DT) sanatçılarını alınların...
Abbas GÜÇLÜ
Boş kontenjanlar ne anlama geliyor?
Anadolu liselerinde kesin kayıtlar önceki gün...
Hurşit GÜNEŞ
Ne zaman giderler?
Üç yıldır yüklü miktarda portföy yatırımı ülk...
Doğan HEPER
Odalar Birliği kimden yana?
ERDEMİR'in özelleştirilmesi Türkiye'nin bölün...
Semih İDİZ
Iraklı Kürtlerle yeni bir ilişki gerekiyor
David Lean'in 'Arabistanlı Lawrence' filmini ...
Sami KOHEN
Bu anayasa çatışmanın "anası" olur mu?
SORUN, Irak anayasasının 3 gün daha uzatılan ...
Hasan PULUR
Bülent Ersoy'u kim kurtardı?
HAYIR, bu elbise Deniz Baykal'a uymaz...
Derya SAZAK
Bülent Ersoy Meselesi
Ne düşündüğümü baştan yazayım: Sayın Baykal'a...
Yaman TÖRÜNER
Satmak kolay mı?
J. Gitomer'in Satışın Küçük Kırmızı Kitabı (L...
Güngör URAS
'Ortak Girişim' özlenen bir gelişme
Anadolu'da "Bir elin nesi var, iki elin sesi ...
Serpil YILMAZ
Eğitimde yap, işlet, devret modeli
Diyarbakır, Şanlıurfa ve Mardin'de Anne Çocuk...
M. Ali BİRAND
Uyarı mı görüş birliği mi?
MGK toplantısından sonra açıklanan bildiri me...

© 2005 Milliyet