|
 |
|
|
Devlet Tiyatrosu'nda neler oluyor?
Yaşam Güzeldir / Banu Şen
Aslında tüm sorun "Devletin tiyatrosu olur mu?" sorusunun cevabıyla çözülebilir. Adı üstünde "Devlet Tiyatrosu"... Devlet, tiyatrosunun nereye kadar yanında olmalıdır? Yanında mı, önünde mi olmalıdır? Bu sancı hep vardı. Ancak hep sadece bir sancıydı!
Sanat, hükümet politikalarına alet edilemez. Bu ülkedeki demokrasinin, özgürlüğün simgesi sanat kurumları da siyasete alet edilemez. Hep bir sancı vardı demiştim ya az önce... Bu sancı son günlerde şiddetli bir krize döndü. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'i görevden almasıyla başlayan kriz, gittikçe büyümeye başladı. Bilgin'in yerine dramaturg Mine Acar'ın atanmasına tepki gösteren 12 bölge müdürü, genel müdür yardımcıları, başdramaturg, yönetim ve disiplin kurulu ile Edebi Kurul Sanatçı Temsilcileri topluca istifa etti. Böylece istifa sayısı 20'yi geçti.
Perde arkası
Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği (DETİS), Acar'ın görevi taşıyabilecek "yetkinlikte" olmadığını açıklıyor. DETİS Başkanı Mehmet Ege, "Kişisel bir sorunumuz yok. Ancak Mine Acar, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü için yetkin bir isim değildir. Lemi Bilgin'in görevden alınma süreci ortadadır" diyor. DETİS açıklamasında, "Doç. Dr. Lemi Bilgin'in görevden alınışı sırasında yalanlanmayan gerekçeler bize tekrar eski hastalıklı isteğin; 'devletin değil hükümetin tiyatrosu olmamızın' gündeme getirildiğini düşündürüyor" ifadesini kullanıyor. Bakan Atilla Koç'un repertuvara müdahalesine, bürokrasiye karışmasına da dikkat çekilen açıklamada, "Genel müdür değişiminin sanatsal kaygılardan çok, tamamen siyasi bir tercih meselesi olduğu görünümü pekişmiştir" sözleri yer alıyor.
Aslında öncesine gidersek gerekçe olarak Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un, 'Ölümden Kaçış Yok' oyunundaki bazı sözlerin çıkarılmasını istemesine DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'in karşı çıktığı söyleniyor.
Bilgin bakanın, oyundaki bazı sözlerin argo olduğu gerekçesiyle çıkarılması isteğinde bulunduğunu, kendisinin de buna karşı 'oyunun edebi kuruldan geçtiğini, bir şey yapamayacakları' cevabını verdiğini belirtiyor. Bir başka gerekçe de Bakan Koç'un 2003 seçimlerinde MHP'den milletvekili adayı olan, Devlet Tiyatrosu rejisörü Ensar Kılıç'ın başrejisörlüğe atanmasını istemesi gösteriliyor.
Hülya Savaş'ın istifası
Gerekçeler böyle... Osmanlı Dönemi'nde saraydan tiyatroya yapılan dayatmaları anımsatıyor. Güdümlü bir tiyatro anlayışı çağdaş Türkiye'ye yakışmıyor. Bence burada en onurlu davranışı Devlet Tiyatrosu sanatçıları yaptı. İstifa edenler arasında bulunan İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Hülya Savaş telefonla yaptığımız görüşmede, "Demokratik hakkını kullandığını" ifade ederek, "Bu kişiler üzerinde tartışılan bir konu değil. Kurumumuz adına yaptığımız bir hareket. Bizim yaptığımız bir ekip işi. Biz de bu ekiple inançlarımız doğrultusunda birşeyler yapıyorduk. Genel müdürümüzün görevden alınmasını doğru bulmadığım için demokratik hakkımı kullandım ve istifa ettim. Bizim işimiz siyaset değil" dedi. Hülya Savaş Devlet Tiyatrosu sanatçı kadrosunda bulunduğu için bundan sonraki görevine oyuncu olarak devam edecek. Onun yerine ise Yaşar Ürük atandı. Yaşar Ürük'ün böylesine tartışmalı bir ortamda bu görevi kabul edip etmeyeceğini de merak ediyorum doğrusu. Bana kalırsa herkesin tiyatronun özgür ortamına kavuşması için ortak bir kararlılık göstermesi gerekiyor. Tıpkı Hülya Savaş'la birlikte İzmir Devlet Tiyatrosu'ndaki müdür yardımcılığı görevinden istifa eden Yusuf Köksal, Sanat Teknik Müdürü Kemal Gürgün, Oyuncu Temsilcisi Hakan Özgömeç ve rejisör Bülent Arın gibi...
bsen@milliyet.com.tr
|
|
|

|