|
Kimlik ve terör
CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz, MGK bildirisini "postmodern uyarı" olarak niteliyor. Demek ki, Türkiye'de artık "postmodern darbe" bile yapılamıyor!
Türkiye'de darbelerin yapıldığı yıllarda hiçbir darbeci, "Yarın borsa nasıl etkilenir?" diye düşünmemişti! Çünkü o zaman "borsa" yoktu!
Her şey ona göre... Toplumlar geliştikçe yeni faaliyet alanları, yeni kurumlar, değişik duyarlıklar ortaya çıkıyor. Böylesine "çeşitlenen" bir toplumda darbe yapmak da, tek fikrin egemenliğini kurmak da mümkün olmuyor artık.
Evet, Türkiye'de modernleşmeye ordu öncülük etti. Yalın, durgun köylü toplumunda ordu, eğitimli ve kurumlaşmış tek güçtü çünkü.
Bu sebeple, "merkeziyetçi, hiyerarşik, standart" bir Anayasa düzeni ve toplum anlayışı oluştu; kanunlarda, kitaplarda, yargı kararlarında yer aldı.
Modernleşmenin ilk evresinde başka toplumlarda da böyle oluyor.
***
1930'LU yıllarda "merkeziyetçi, hiyerarşik, standart" bir devlet ve toplum anlayışını Ali Topuz'un yol arkadaşı Recep Peker çok veciz ifadelerle anlattı:
"Disiplinli hürriyet... Şeflerine candan inkıyat eden millet... Liberalizm vatan hainliğidir... Türkiye'de sınıf yoktur, zümre yoktur..."
Laiklik bu anlayışla tarif edildi; din sadece mabedde olabilirdi, ne sünni, ne alevi, hiçbir dini kimlik toplumsal görünürlüğe sahip olamazdı...
Ankara'da devlet tarih kongreleri toplayıp "Türklerin brokisefal alpin ırk" olduğunu ilan ediyordu ama...
İktisat Vekili Celal Bayar 1936'da doğu gezisine çıkıyor ve Başvekil İsmet Paşa'ya bir "Şark Raporu" sunuyordu: "Kürtçe konuşan vatandaşlarımız"ın dışlandığını, kendilerine "yabancı bir unsur" gibi davranıldığını belirtiyor ve bunun ileride doğuracağı "aksülamel"e (tepki) dikkat çekiyordu. (Doç.Dr. Nurşen Mazıcı, Celal Bayar, sf. 160)
Halbuki Ankara, "Güneş Dil Teorisi" ile avunuyordu.
***
MODERNLEŞME okuldur, eğitim, yol, hastanedir, köydeki tarladan şehirdeki fabrikaya, işletmeye, büroya geçiştir. Dün bastırılmış kimliklerin çocukları bu süreçte okudular, yazdılar, şimdi kendilerini ifade ediyorlar.
İslami görünürlük de, Cemevleri de, Kürt kimliği de bu süreçte yeniden ortaya çıkıyor...
"Merkeziyetçi, hiyerarşik, standart" toplum tasavvurları artık Türkiye için "geçmiş"tir.
Ekonomik ve sosyal gelişme dinî kimlikleri yumuşatıyor, farklılıklar daha kolay bir arada yaşayabiliyor. Ama ekonomik gelişme her zaman etnik meseleyi çözmüyor!
Etnik gerilimin hangi ortamlarda tırmanıp, hangi ortamlarda yumuşayacağını iyi bilmemiz gerekir.
Meselenin adı "Kürt meselesi"dir. Terörle elbette amansız mücadele edilecektir. Ama terörle mücadele Kürt kimliğiyle mücadeleye dönüşürse, Bayar'ın belirttiği gibi, "aksülamel" daha da tırmanır, tabanı daha da genişler. Buna Cumhurbaşkanı da, MGK da çok dikkat etmelidir; "terörle mücadele"nin çok önemli bir faktörüdür bu.
1936'da Bayar'ın uyarısı, sonra Özal'ın ve şimdi Erdoğan'ın yaklaşımı prensipte doğrudur.
Zaten bölgede DEHAP'tan fazla oy alarak bir 'siyasi coğrafya' oluşmasını önleyen, bu yaklaşım çizgisidir.
Modernleşme bir yandan kimlikleri ortaya çıkararak çoğulculuk yaratıyor, öbür yandan nüfus harmanlaması yaratarak "üniter devlet"in sosyolojik tabanını güçlendiriyor.
Elbette "tek millet", ama çoğulculuğa sahip, demokratik bir anlayışla...
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|