Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 26 Ağustos 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Bağcıyı mı dövmek, üzüm mü yemek...


3 Ekim'de Türkiye ile Avrupa Birliği arasında tam üyelik müzakereleri başlayacak mı, yoksa engellenecek mi?
31 Ağustos Çarşamba Brüksel'de 25 üye ülkenin daimi delegeleri yaz tatili sonrası ilk defa bir araya geliyorlar. Türkiye dosyası açılacak ve resmi görüşler ortaya dökülecek.
Engelleme hazırlığında olanlar var.
Hiç değilse, dışa verdikleri izlenim böyle.
Ön planda Fransa görünüyor. Onun ardından, renkleri tam olarak anlaşılmasa dahi, Kıbrıs'lı Rumlar ile Yunanistan geliyor. Aslında son derece güç bir durumla karşı karşıyalar.
Bizde bir söz vardır: Üzüm mü yemek, yoksa bağcıyı mı dövmek istersin, deriz.
Bu sözü, Türkiye-Kıbrıs-Yunanistan üçlüsüne uygulayınca, şöyle bir tanımlama ile karşı karşıya kalıyoruz.
Bağcı : Türkiye
Üzüm: Türkiye'den koparılmak istenen küçüklü büyüklü ödünler.
Bağ : Avrupa Birliği tarlaları
Kıbrıslılar ile Yunanistan'ın temel çıkarları ve politikaları, Türkiye (yani, bağcı) ile 3 Ekim günü katılma müzakerelerinin başlamasından yana.
Nedeni de açık...
Bağcı (yani, Türkiye) müzakere sürecine girerse, 10-15 yıl boyunca Rumlar, istedikleri anda kavga çıkarma, engelleme veya erteleme yapma olanağına kavuşacaklar. Örneğin, isterlerse müzakereleri başlatmayacak veya kapatmayacak. Pazarlıklar sürecinin her aşamasını zorlaştırabilecek. Buna karşılıkta ufak tefek isteklerle ortaya çıkacaklar. Kabul ettirebildiklerini cebine koyacak ve yenilerini çıkaracak veya baktı ki kabul ettiremiyor, geri çekip yenisini ortaya atacak.
Bu operasyona sokak dilinde "üzüm yemek" denir. Bağcı bu üzümü yedirtmeyebilir tabii, ancak ne olursa olsun, böyle bir olasılık doğar.

BAĞCIYI DÖVMEK NE GETİRİR?
Diğer bi seçenek ise, bağcıyı dövmektir.
Yani, Türkiye'nin 3 Ekim günü müzakere masasına oturmasını engellemek. Bu Yunan desteğiyle bizzat Kıbrıs tarafından yapılabildiği gibi, yan mahallelerden bir başka kabadayının (Fransa gibi) arkasına saklanarakta gerçekleştirilebilir.
Bağcı dövülmüş olur da, üzüm yenemez.
Kıbrıs Rumları ile Yunanistan bunu bildikleri için, yan mahalle kabadayısının durmadan naralar atıp bağcıyı tehdit ederken fazla ileri gitmesinden artık rahatsız oluyorlar. Zira bu kabadayıların hiç sağı solu yoktur. Bazen kendi mahallesine gösteriş yapayım derken, işi öylesine abartırlar ki, tam üzüm yemeğe oturulurken, bir de bakmışsınız kavga çıkmış. Her yer darmadağın olmuş ve Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan oluvermişsiniz.
İşte sıkıntıların temelinde bunlar yatıyor.
Kıbrıs'lı Rumlar ile Yunanlıların beklentileri, Fransa'nın 3 Ekim müzakerelerini Kıbrıs'ın Türkiye tarafından resmen tanınması koşuluna bağlamak olmasa dahi, Türkiye'ye bu yönde yeni bir adım attırabilmeyi sağlamak. Örneğin, hiç değilse, müzakerelerin başlamasıyla birlikte Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Kıbrıs bandıralı taşıtlara açmasını istemek.
Böylesine ince hesaplar yapılıyor.
Ancak, yaz tatili nedeniyle olsa gerek, henüz Atina ile Paris arasında tam bir uyum sağlanabilmiş değil. Kimse kimsenin ne yapacağını bilemiyor.
31 Ağustos Çarşamba günü, 25 üye ülke temsilcisi bir araya gelecekler ve ilk defa, toplu şekilde fikir alış verişinde bulunacaklar. Kim ne istiyor, kim ne diyor ortaya çıkacak.
AB ülkelerinin iç pazarlıkları Cuma gününden itibaren başlayacak.
Kıbrıs'lı Rumlarla Yunanlılar da kendi durumlarını anlayabilecekler.
Eğer bağcı'yı dövmek değil de, üzüm yeme umudunu sürdürmek istiyorlarsa, Fransa'yı frenlemeleri gerekecek.
Aksi durumda ortalık öylesine karışacak tüyler öylesine uçuşacak ki, sonunda sadece Türkiye değil, Türkiye ile birlikte Atina ile Lefkoşe'de kaybedenler listesine girecekler.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Kimlik ve terör
CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz, MGK bildiri...
Çetin ALTAN
Kuyumcular ve manavlar...
Kuyumcuların ışıklı vitrinlerindeki; kalın ve...
Melih AŞIK
Tiyatronun direnişi
Kültür Bakanı Atilla Koç'un tiyatroya saygısı...
Fikret BİLA
Baykal: Bülent Ersoy'un anlattıkları senaryo
CHP Lideri Deniz Baykal, sanatçı Bülent Ersoy...
Hasan CEMAL
Kürt sorunu (4)
Diyarbakır, 1991 yılı Aralık ayının ilk hafta...
Güneri CIVAOĞLU
Sivil ve asker
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, bir "tab...
Abbas GÜÇLÜ
Önkayıt ile öğrenci alan fakülteler
Önkayıt ve yetenek sınavı ile öğrenci alan fa...
Hurşit GÜNEŞ
Vatandaş Nuri
Vatandaş Nuri, hep haklarından bahseder: Ülke...
Sami KOHEN
Irak farkı...
IRAK yeni bir İran olabilir mi? Yani komşu ül...
Faik ÖZTRAK
Kamu borçlanmasında yeni eğilimler
Temmuz sonunda konsolide bütçenin toplam borç...
Hasan PULUR
Haliç Konferansı, Boğaziçi Konferansı...
ERTELENEN Ermeni soykırımı konusunun tartışıl...
Derya SAZAK
Postmodern uyarı
CHP yönetimi, Başbakan Erdoğan'ın 'Kürt sorun...
Ece TEMELKURAN
Penguenler ve devrim
Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, önceki gün b...
Güngör URAS
Eylül iyi geçecek (Sonrası 'Allah Kerim')
Eylül ayında "kriz çıkar" diye korkanlar, rah...
M. Ali BİRAND
Bağcıyı mı dövmek, üzüm mü yemek...
3 Ekim'de Türkiye ile Avrupa Birliği arasında...

© 2005 Milliyet