|
Kürt sorunu (5)
Diyarbakır'ın önde gelen siyasi şahsiyetlerinden biriyle dün sabah telefonda sohbet ederken aynen şöyle dedi:
"Ben Kürt'üm. Ama bir Kürt olarak İstanbul'suz, İzmir'siz yaşayamam. Ve benim bir Kürt olarak öncelikli isteğim, adam yerine konmaktır. Bir vatandaş olarak devlet nezdinde adam yerine konmak... Bunu gerçekten başarabildiğimiz gün, inanın çok şey değişecek."
Adam yerine konmak!
Yılların isteği, özlemi...
Birkaç gündür telefon sohbetleriyle nabız tutmaya çalışıyorum.
Soruyor biri:
"Her yılın temmuz ayında yapılan Tunceli Kültür ve Sanat Festivali bu sefer niçin iptal edildi? Oysa, Olağanüstü Hal döneminin son iki yılında bile yapılmıştı bu festival..."
Anlatıyor:
"Yerel Gündem 21'leri bilir misiniz? Kent Danışma Meclisleri'dir bunlar. Yasayla kurulmuşlardır. Atanmışlarla seçilmişler buluşur bu meclislerde. Valisi, belediye başkanı, muhtarı, sağlık müdürü, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri... Belirli aralıklarla toplanır, ilin sorunlarını tartışır ve önerilerini bir rapor halinde valiye, belediye başkanına verirler. Bursa, Antalya gibi çok başarılı örnekleri vardır Yerel Gündem 21'lerin..."
Yakınarak devam ediyor:
"Ama örneğin Diyarbakır'da bu işlemiyor. Valilik katılmıyor. Birkaç kez vali muavini geldi, o kadar... Devletin temsilcileri niçin halkın seçtikleriyle bir araya gelemiyorlar? Sıkıntı var. Bu durumda sokaktaki adam ne düşünüyor? Bizim oy verdiğimiz, seçtiğimiz insanları devlet adam yerine koymuyor."
Bir başkasının eleştirisi:
"Devlet, DEHAP'lı belediyelere önyargılı davranmaya devam ediyor. Belediye kapısı 'yasak bölge' gibi algılanıyor. Bunun kırılması lazım. Bunun kırıldığını, seçilmişlerin devlet nezdinde kabul gördüğünü sokaktaki vatandaş hissetmeli, kendi gözüyle görmeli... Devlet katında kendisine devamlı 'potansiyel suçlu' olarak bakan nazarlardan kurtulmak istiyor. Devletçe dışlanmışlık olayının sona ermesini bekliyor."
Dertler hiç değişmiyor.
Biri, "devletin basiret körlüğü"nden şikâyet ediyor. Kürtçe radyoydu, televizyondu, yayındı, Kürtçe dil eğitimiydi gibi konularla ilgili olarak, uygulamada yaşanan zorluklar her seferinde belirtiliyor. Burada tıkanan kanalların açılması isteniyor.
Bir başka konu:
Dağdakileri indirmek!
Şöyle diyor:
"Adını ne koyarsanız koyun. Af demeyin, eve dönüş yasası deyin... Elbette Apo'yu, önde gelen yöneticileri dahil etmeyin. Ama bu konuda mutlaka bir şey yapın. Dağdaki gençleri indirin. Onları yenmekten, kırmaktan değil, bir kere de kazanmaktan söz edin. Onların da anaları ağlıyor. Onlar da oğullarını geri istiyorlar."
Bir başka ses:
"İmralı'nın tecrit koşullarının iyileştirilmesi, Öcalan'ın İmralı'dan bir başka yere nakledilmesi mümkün olamaz mı?.. Tecrit konusundaki bazı uygulamalar zaman zaman insani olmaktan çıkabiliyor. Uygulamada çıkarılan engellerle çok uzun süreli görüşme yasakları, sınırlamalar gibi..."
Bir başka istek:
"Anlıyoruz, Leyla Zana'ların 'İmralı gölgesi' nedeniyle inandırıcılıkları gitti. Bu nedenle 'muhatap' kabul edilmiyorlar. Ama yine Kürtlerden oluşan, PKK'ya, İmralı'ya mesafeli bir akil adamlar grubu neden kurulmasın, neden muhatap alınmasın?.."
Sohbetlerde dikkat ediyorum:
Başbakan Erdoğan'ın Kürt sorunu çıkışı olumlu bir hava yaratmış. Geleceğe dönük iyimser beklentilere yol açmış. PKK'ya yakın çevrelerde de bu böyle...
Bir önemli nokta daha var:
3 Ekim'deki Avrupa Birliği randevusundan eli güçlenerek çıkacak bir Başbakan Erdoğan'ın, Kürt sorunu alanında daha ileri adımlar atabileceğine ilişkin beklentiler dikkati çekiyor.
Bunda da gerçek payı var.
Ancak bir nokta var ki, zurnanın zırt dediği yer orası:
Silahların susması!
Silahlar kayıtsız şartsız toprağa gömülmeden, siyaset aracı olarak şiddet ve terörden vazgeçilmeden, Kürt sorununun çözümü yolunda mesafe almak çok güç.
Bu böyle biline...
Aslında bilinmiyor değil.
Hatta PKK'nın içinde de, PKK'ya yakın çevrelerde de bu gerçek gün geçtikçe çok daha iyi kavranıyor. Bunun belirtileri gitgide suyun yüzüne vuruyor. Bu da dikkate alınması gereken önemli bir nokta...
Yarınki altıncı yazı bu konuda.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|