Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 28 Ağustos 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bu yazıya başladığımda nerede, şimdi neredeyim?"

tubakyol@yahoo.com
Filipinler, Hırvatistan, Assos... Olmadı; Kuruçeşme, Van...


Kahvaltıda Filipinler'e gitmeye karar verdik. Şu hayatta Anadolu yakasına geçmeyi büyük bir başarı addeden, pek seyrek olarak bunu becerdiğinde de arkadaşlarından sevinç ve takdir naraları bekleyen ben, kahvaltıda, öyle birdenbire, "Ulan vize de istemiyor madem" diye, Filipinler'e gitmeye karar verdim.
Arkadaşın kardeşi Manila'da yaşıyor. Gideceğiz, evine çökeceğiz, adalar madalar takılacağız bir hafta, dönüp geleceğiz. Biraz uzak bir yer tabii. E her gülün dikeni, her güzelin bir kusuru vesaire vesaire... Gidelim bence!
Benim röportajım mı vardı, ne vardı; dedim ki sen uçak biletlerine bak şimdi, şu saatte burada buluşalım tekrar; yarın olur, öbür gün olur, uçalım konalım.



Maksat denize girmek mi? Bu havuzun suyu tuzlu
Öğleden sonra, Filipinler'e gitmeye karar verdiğimiz aynı yerde, aynı masada kahve içmek üzere buluştuk bu defa. Hayır, uçak bileti bulunamamış. Frankfurt'tan gidebiliyoruz ama, o zaman da Schengen vizesi gerekiyor Frankfurt için. Benimkinin süresi doldu. Filipinler yattı.
O zaman Hırvatistan'a gidelim dedik. Hırvatistan'da bir arkadaşa mesaj atıldı, acaba bize otel ayarlar mı? Kahveler biterken, biz çoktan, aman ne uçakla, biletle uğraşacağız, atlayıp arabaya Assos'a gitmeye karar verdik. Bu esnada Hırvatistan'daki kimse arayıp "Geliyor musunuz?" diye sevindi. Hayır, vazgeçtik. Assos'a gidiyoruz.
Assos akşam yemeği boyunca bizi idare etti. Yemekten sonra, rehavet çöktü herhalde üzerimize, üff Assos'u da boş ver, biz en iyisi bu haftayı Buzada'da geçirelim dedik. Hem havuzu da deniz suyu. Maksat denize girmek değil mi? Akşam mahalleye döneriz, gece de evimizde uyuruz. Nasıl plan? Süper.

"Pretty Woman"da Richard Gere ne iş yapıyordu?
Buzada'ya gittik hakikaten. Çok da güzeldi, pek de güzeldi. İki yanın Boğaz. Boğaz'a bakıp, havuza dalıp, bünyede Boğaz'da yüzme yanılsaması yaratıyorsun. Eğer benim yaz başından itibaren itinayla güneşten sakındığım vücudumun her nasılsa sol üst yarısının ve sağ alt yarısının kıpkırmızı olmasını ve kat kat koruyucu kreme rağmen yüzümün de -kompile!- pancara dönmesini saymazsak; bu planda bir arıza çıkmadı denebilir.
Bir de gazete okumuyorum diye öyle sıkı bir azar işittim ki geçenlerde bazı "ustalardan", bunun üzerine bir telaş okumaya heves etmem neticesinde, havuzda sadece 60 yaş ve üzerinin bizimle, o da gazetelerimizi almak niyetiyle sohbet etmesi canımızı sıkmadı mı? Sıktı.
Gerçi bir tanesi, gazete bahane, oğluna ayarlamaya çalışıyordu bizi galiba. Zira hangi baba, oğlunun yaptığı işi, havuz kenarında gazete istediği kadınlara, ilkokuldan itibaren upuzun Fransız tahsili, şimdi Amerika'da süper kariyeri falan da geçtim, "Pretty Woman filminde Richard Gere'in yaptığı iş" diye anlatır? Sonra yaş hususunda kibarca ağzımızı yokladı. "Siz de tabii 20'lerinin başında genç kızlar olarak..." diye. Hangi 20, amcacığım? Yaşımızı öğrenince, neredeyse cümlesini zor tamamlayıp kaçtı. Oğlu, bu çok parlak kariyere rağmen, daha 25'inde, o bakımdan.

A planı olmadı, geçelim B'ye... Z'ye kadar yolu var
Bu esnada biz gün boyu havuz kenarında elbette itinayla akşamlarımızı planlıyorduk. Uzun konuşmaların ardından akşam için aldığımız kararları sevgililere tebliğ ediyorduk tabii telefonda. Ne oldu bu planlara?
O gün, her günkü gibi öğleden sonra havuza midyeci gelmediği için aniden canımız çok feci midye çektiğinden ya da "Güneş yordu, ne yapalım?" diye, birdenbire evde film izlemek bize daha cazip göründüğünden... Planlar tabii ki de son anda değişti ve daha ne olduğunu bile anlamayan sevgililere, meseleyi çok da uzatmayıp uyum sağlamaları tebliğ edildi.
Ve planlar yine değişti. Midye yemek için Nevizade'ye gidiyorduk ki, şu Beyoğlu'nda yeni açılan Vento merak edilip bir girildi, girilince kalındı. Güneş yordu diye eve gittikten az sonra, koştur koştur Hande Yener konserine yetişildi.
A planı olmadı mı? Geçelim B planına, geçelim C planına... Z'ye kadar yolu var nasılsa. Olmadı A planına geri döneriz.
* * *

"Bu yazıya (şiire) başladığımda nerede / Şimdi neredeyim?"
Masa başında, kahvaltı ile akşam yemeği arasında Filipinler aktarmalı Hırvatistan üzerinden Assos yolculuğu yapıp, sonunda ancak Kuruçeşme'ye gidebildim.
Öyle mi?
Van'dayım şimdi. Gerçekten! Göle gireceğim. Olmadı, Akdamar'a giderim... Kim bilir?


manik depresif köşe
Formula 1'e gidemedim. Oysa çok kararlıydım. BMW Williams pilotlarıyla öğle yemeği yiyecektim. Padokta olacaktım. Ve bu kez B planına geçen de ben değilim. İş uzadı, sabah 5.30'da çıktım, sonra da uyanamadım. Halimi tarife depresyon kafi değil. Çok bedbahtım.







CUMARTESİ
"Ben yarışırken dünya duruyor"
"Türkiye böyle bir yarış görmedi"
"Zirve boş. Ben de o zirveye doğru gidiyorum"
"Konsolosla düşümde tanıştım"
"Türkiye'de 130'dan fazla peynir türü var"
Nişantaşı'nda sihirli günler
En moda En yeni
Tuvallerde onkoloji
MİNİKLERİN DÜNYASI
77 fotoğrafla dünyayı keşif turu





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL

© 2005 Milliyet