Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 28 Ağustos 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kangal: O bir köpek değil!

yural@milliyet.com.tr





İlkokul yıllarımın büyük bir bölümü Konya'nın Karapınar ilçesinde geçti. Bu yüzden, çocukluk günlerimi anlattığım, "Bir Gök Dolusu Güvercin" adlı kitabımdaki öykülerin hemen hemen hepsinin konusu, burada yaşadığım ve tanık olduğum olaylardan oluşur. Kangal, tüm sevecenliğine, görkemine karşın sessiz, sakin duruşuyla beni hep korkutmuştur. Korkmam için yeterli sebebim de vardır. Çıralı Yaylası'na yaptığımız gezilerde, onların yabancılara, sahipleri yanlarında olmadığı zaman nasıl davrandıklarını bildiğim için, sevgiyle karışık bir ürküntüyü hep yaşamışımdır. Ama yine de onlar benim için bir köpek değil, her zaman kangaldırlar. Sahiplerine, dostlarına, yöredeki tanıdıklarına hep içtenliklidirler.
* * *

Tam 14 yıldır yazdığım, bir türlü içime sindirip bitiremediğim bir kangal öyküm vardır. Üstelik de öyküsü ve kahramanı gerçek olan bir kangal öyküsü. Kimi çocukların "Dikenli Tasma", kimilerinin "Aktüy", kimilerinin de "Karabaş" dediği bir kangalın öyküsü. Sanırım bu yıl bu öyküyü bitireceğim.
* * *

Geçtiğimiz hafta arkadaşım Derviş Pasin'in işyerine gittim. Masasının üzerinde, adına imzalanmış bir kitap duruyordu: "Türk Çoban Köpeği Kangal." Doğan Kartay'ın yazdığı bu kitap, üçüncü baskısını yapmış olmasına karşın her nedense benim gözümden kaçmıştı. Hemen kitaba el koydum, Derviş'e, "Fotokopisini çektirip sana vereceğim," dedim. O da, adına imzalı kitabı geri getirmem şartıyla bana verdi.
* * *

Doğan Kartay bugüne kadar kimsenin yapmadığı bir işi başarmış. Sivas Kangal yöresinde askerlik yaparken, tanıştığı kangallarla öylesine sevgi dolu, öylesine içtenlikli bir dostluk kurmuş ki, bunu yaşamının ayrılmaz bir parçası haline dönüştürmüş. Bu denli derin bir sevgi olmazsa insan böyle bir kitabı gerçekleştiremez. Benim çocukluğumda tanıdığım kangalların torunlarını bile gidip Karapınar'da, Uzunyayla'da, ülkemizin her yerinde araştırmış. Bugün İzmir'in Gökçeler köyündeki çiftliğinde 30 kangal, 10 karayaka ve iki akbaştan oluşan dostlarıyla birlikte yaşıyor olması da, onun kangalı ne denli ciddiye alıp, ne denli içten sevdiğinin bir göstergesi. Elbette yalnızca onları korumak, sevmenin dışında, Türk Çoban Köpekleri Koruma Araştırma ve Geliştirme Derneklerini kurmuş ve halen bu derneklerin başkanlığını yürütüyor.
* * *

Doğan Kartay'ın kangalseverlerden bir isteği var. Bunu, kitabının 193. sayfasına özellikle büyük harflerle yazmış. Aynen şöyle söylüyor:
"Sayın ve sevgili kangalseverler, lütfen vefalı dostlarımız Türk çoban köpeği kangallara Türkçe isimler veriniz." Bence de çok haklı. Kangallara yabancı isim takmanın, kendi çocuklarımıza Mike, Suzi, Elizabeth gibi isimler takmaktan pek farkı yok.
* * *

Bir bilgi: Oğuzların, yani Türk boylarının 10. ve 12. yüzyıllar arasında Anadolu'ya göçleri sırasında buraya gelen insan sayısının 1.5 milyon civarında olduğu söyleniyor. Genellikle hayvancılıkla geçinen bu göçerler, yaşamlarını birey başına 20 küçük baş hayvan besleyerek karşılayabiliyorlar. Bu da, bugünkü sayıyla 30 milyon civarında küçük baş hayvanla birlikte Oğuz boylarının Anadolu'ya geldiklerini gösteriyor. Uzun yolculuklarında sürülerini kendilerinden sonra koruyan tek varlık, çoban köpekleri; karabaşlar, akyakalar, bozyakalar, akbaşlar (kangallar).
Besiciler her yüz küçükbaş hayvan için en az bir çoban köpeğine gereksinim olduğunu söylüyorlar. Tabii bunu iki-üç olarak da düşünebiliriz. Yüz küçükbaşa bir çoban köpeği, bir kangal getirdiklerini düşünsek, bu üç yüz bin kangalla Anadolu'ya geldiklerini gösteriyor.
* * *

Bugün kaç kangalımız var? Ne kadarı yurtdışına gitti? Doğrusunu isterseniz bilmek de istemiyorum. Ama Uygurcada kang: baba, kanglı: babalı, kangal'ın da babaocağı anlamına geldiğini biliyorum. Sanırım Kaşgarlı Mahmut'un sözlüğünde de kangal yer alıyor.

CUMARTESİ
"Ben yarışırken dünya duruyor"
"Türkiye böyle bir yarış görmedi"
"Zirve boş. Ben de o zirveye doğru gidiyorum"
"Konsolosla düşümde tanıştım"
"Türkiye'de 130'dan fazla peynir türü var"
Nişantaşı'nda sihirli günler
En moda En yeni
Tuvallerde onkoloji
MİNİKLERİN DÜNYASI
77 fotoğrafla dünyayı keşif turu





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL

© 2005 Milliyet