
|
|
|
 |
|
|
İngilizce marka adları köy pazarlarına indi!
'Yıldızların Suya Döküldüğü / Türkçe Günlükleri' adlı son kitabında dilin bozulmasını irdeleyen Hepçilingirler, Türkçenin 'Amerikanlaşmasından' yakınıyor: Türkçe kullanmaktan utanır olduk
Sema Aslan
Feyza Hepçilingirler'in, büyük kısmı Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinde yayımlanan yazılarından oluşan kitabı "Yıldızların Suya Döküldüğü / Türkçe Günlükleri", Everest Yayınları'ndan çıktı. Kitap, Türkçenin sorunlarına, güncele göndermeler de yaparak eğiliyor.
Kitap, "Türkçe Günlükleri" alt başlığını taşıyor. Günlükler, biraz da geçmişi değerlendirmeye yarar. Bu günlüklere baktığınızda Türkçenin yaşadıkları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
- Bir saptama olması için günlük türünü tercih etmiştim zaten. Kitap, 2004 - 2005 arasında yazdığım yazıları kapsıyor. Bu süre içinde Türkçede çok ciddi değişiklik olmadı kuşkusuz. Çünkü bir başka sürecin içindeyiz şu anda; Türkçenin giderek Amerikanlaşması. Kitap, bu süreçten saptamalardır.
Daha önce ürünlerinin lüks olduğunu belirtmek isteyen kişiler ve kurumlar, İngilizce marka adları kullanırken, şimdi bu durum, kasabalara, köylere kadar indi.
Ayvalık pazarında satılan bütün malların markaları İngilizce. Oysa her perşembe Ayvalık'a Midilli'den Yunanlı turistler geliyor ve onlar burada satılan mallardan yığınla alıp götürüyor. O malların markalarının Türkçe olmasını çok isterdim.
Hiç yol kat edilememiş olması sizi hayal kırıklığına uğratmadı mı?
- Tümüyle umutsuz değilim; bir bilinçlenme de söz konusu. Bazı yerlerde pırıl pırıl Türkçe tabelalar görmeye başladım.
"Türkçe Günlükleri"ndeki yazılarınızda kitap tanıtımlarına da yer veriyorsunuz. Türkiye'deki edebiyatçıların ve köşe yazarlarının Türkçeyi kullanımları hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Çok parlak şeyler söyleyemeyeceğim. Çok yakın bir zamana kadar edebiyata bulaşmamış bir virüstü bu. Ama artık edebiyata da geçtiğini gözlüyorum.
Köşe yazarlarının köşelerine verdikleri adlarda bile hem İngilizce sözcüklere rastlanıyor hem de artık dile özen göstermenin modası geçti gibi bir algılama görüyorum. Hatta halkın kullandığı varsayılarak daha kaba, daha sokağa özgü bir dil kullananlar ne yazık ki arttı.
Etkileşim doğal ama...
"Sokağın dili"ni kullanmak çok mu kötü? Bu, dili zenginleştirmez mi?
- Herkesi belli kalıplar içine sokmaya çalışan bir dil anlayışım yok. İnsanlar, kendilerine yakıştırdıkları giyim tarzıyla nasıl dışarı çıkıyorsa, dili de öyle görüyorum. Kendilerine yakıştırdığı dili her yazar var edebilir. Bu da dili zengileştiren bir etkendir.
Fakat ne yazık ki benim gözlemim bu yönde değil. Kabalaşma derken - argo değil; argo da Türkçenin çok zengin bir dalıdır - argodan bile daha aşağıda bir dilden söz ediyorum.
Bu arada öz Türkçeci olmak iddiasında asla değilim. Dillerin birbiriyle etkileşiminin çok doğal ve bundan kaçınmanın olanaksız olduğunu düşünüyorum. Ancak durum, kendi benliğinden uzaklaşan bir toplum yapısını ele veriyor; yani Türkçeyi kullanıyor olmaktan utanır hale geldik. Beni asıl endişelendiren bu.
(Yıldızların Suya Döküldüğü / Feyza Hepçilingirler / Everest Yayınları)
|
|
|

|
|