|
Tut kelin perçeminden...
İncili Çavuş'a sormuşlar:
- 3 Ekim'de AB üyeliği için müzakereler başlasa bile, Türkiye ne kadar zamanda ancak tam üye olabilir?
İncili Çavuş:
- Eh, demiş; yine bulur 15-20 yılı...
- O kadar zaman içinde ne yapacağız peki?
İncili Çavuş:
- Bak, demiş; ben sana bir fıkra anlatayım:
"- Boyacının biri, duvara dayadığı bir merdivenin tepesinde bir yapının ön yüzünü boyuyormuş.
Hergelenin biri yaklaşmış merdivene:
"- Hey boyacı, demiş; altından çekiyorum merdiveni. Asılı kal bakalım, duvara dayadığın fırçana...
Ve çekmiş merdiveni... Ama arkasından da şaşırıp afallamış iyice. Çünkü boyacı, gerçekten asılı kalmış fırçasına...
Hergelenin teki geçinen:
"- Allah Allah, demiş; nasıl becerdin bunu?
Boyacı:
"- Ben, demiş; absürd masallara meraklıyımdır, biliyordum böyle bir hikâye olduğunu...
Ve İncili Çavuş eklemiş:
- Türkiye de, 15-20 yıl asılı kalacak fırçasına...
***
Fıkra bu ya... Başbakan Tayyip Bey, vatandaşlara hitap etmek için gittiği Mersin'de balığa çıkmış.
Ve 3 metre boyunda bir kılıçbalığı yakalamış. Yakaladığı balığı da, sahibini tanıdığı çevredeki otellerden birine hediye etmiş.
Otelin sahibi, Başbakan Tayyip Bey'in hediyesini, bir anı olarak doldurtup, salondaki şöminenin üstüne asmış boylu boyunca...
***
Birkaç gün sonra, aynı otele uğrayan muhalefet liderlerinden biri, koskocaman kılıçbalığını görünce:
- Bu da ne, demiş.
Otelci:
- Başbakan Tayyip Bey'in hediyesi, demiş. Kendisi geçenlerde buraya gelip balığa çıkmıştı; o sırada yakalamış bunu, bize hediye etti. Biz de, bir anı olarak, doldurtup buraya astık...
Muhalefet lideri:
- Ah şu bizim Başbakan, demiş; huyu böyle mübareğin... Bakın işte görün, yine iyice abartmış yakaladığı balığı...
***
Kadının biri, iki eline iki siyah eldiven, iki ayağına da iki siyah bot giyerek, anadan doğma çırılçıplak gitmiş maskeli bir baloya...
Kapıdaki resepsiyon şefi:
- İçerideki balo, maskeli balo; neden böyle çırılçıplak geldiniz maskeli baloya, demiş.
İki elinde iki siyah eldiven, iki ayağında da iki siyah bot bulunan çıplak kadın:
- Görmüyor musunuz, demiş; ben de iskambildeki "sinek 5'lisi" olarak geldim...
***
AB çevrelerinde Türkiye'ye tam üyelik yerine, özel bir statü tanınmasını isteyen bazı politikacılar, Türkiye ile ilgili önerilerini savunurken, nedense yukarıdaki fıkrayı anlatıyorlarmış gerekçe olarak...
***
Nasreddin Hoca'ya:
- Hoca, demişler; bizde cinsellikle ilgili cehalet de, tahmin edilemeyecek kadar derinmiş; neden acaba?
Hoca:
- Herhalde büyüdükten sonra da, bizleri dünyaya leyleklerin getirdiğine inananlar çoğunlukta olduğu için, demiş.
- Hadi canım Hoca, olur mu öyle şey?
Hoca:
- Neden olmasın, demiş; Bir Türk'ün cihana bedel olduğuna inananlar çoğunlukta değil mi?
***
Hayatında ne bir savaş, ne bir uçak bombardımanı, ne bir tank saldırısı görmüş olan İsveçli emekli bir general, savaş anılarını yazmaya kalkmış.
İsveçli emekli generalin savaş anıları, şu tek satırdan ibaret olarak yayımlanmış:
"Bir varsayım olarak yaşadığım savaşlarda, düşmanların hepsini yendim."
Emekli generalin İsveçli olduğunu özellikle belirttik; yanlış bir anlama sonucu, kimse alınmasın diye...
***
Borazan Tevfik'e sormuşlar:
- Kaba kuvvet her sorunu çözmeye yeterli midir?
Borazan Tevfik, orasıyla kısa bir "kalk borusu" çaldıktan sonra:
- Yeterlidir, demiş; örneğin "yoksulluğun cezası idamdır" diye bir yasa çıkarılsa; hemen herkes bir anda zengin olurdu...
***
Bir demet dikenli söz:
"Şayet en büyük isteklerimiz arasında, güneşe dimdik bakabilmek de bulunsaydı; sadece kara lekelerini görecektik."
***
"Bütün insanların kardeş olması; kardeşi bulunmayanların rüyasıdır sadece."
***
"Sadece düşünmek yetmez; gerekli olan, bir şeyler düşünmektir."
***
"Politikada 'hainlik'le suçlananlar, inanç ve düşüncelerini zamanında değiştirmesini becerememiş olanlardır."
***
Marcel Pagnol'dan bir söz:
"İnsan, çalışmak için yaratılmamıştır; kanıtı da, yorulup durmasıdır çalışınca."
***
Can Yücel'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Bi Sen Eksiktin Ay Işığı
Bileklerimizi morartmış yeni alman kelepçeleri,
Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman'dan sonra,
Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
Başımızda prensip sahibi bir başçavuş,
Niğde üzerinden Adana Cezaevine gidiyoruz...
Bi sen eksiktin ay ışığı
Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!
c.altan@prizma.net.tr
|
|