|
 |
|
|
Dış dengeyi bozan sadece kur mu?
Temmuz ayı dış ticaret verileri dış ticaret açığının bir önceki yıla göre yüzde 31,8 oranında arttığını gösteriyor. Bunun ihracatta 2002 Şubat'ından bu yana ilk defa aylık yüzde 4'lük bir gerileme ile birlikte gerçekleşmesi dikkat çekiyor.
Dış açıktaki artışta ham petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükselmenin de etkili olduğu görülüyor. Nitekim bu kalemler hariç ithalatla hesaplanan dış açıktaki artış yüzde 18,4'e geriliyor. Ancak bu artış da oldukça yüksek.
Yıllık rakamlara baktığımızda 2005 yılı programında yıl sonunda 71 milyar dolar olacağı tahmin edilen ihracat temmuz ayında 69 milyar dolara ulaşmış. İthalat ise yıl sonu tahminini 4 milyar dolar aşarak 108 milyar dolar olmuş. Dış ticaret açığı ise 39 milyar dolara yaklaşarak yıl sonu tahminini 6 milyar dolar aşmış. Bu ülkemiz için tüm zamanların en yüksek açığı.
En değerli paralar
Dış açığın kırılganlık düzeyini ortaya koyan ihracatın ithalatı karşılama oranı ve açığın dış ticaret hacmi içindeki payında 2003 yılının başından bu yana görülen bozulmanın son dört ayda iyice belirginleşmesi dikkat çekiyor.
Bu rakamlara hükümet cenahından gelen ilk tepki aşırı pahalı TL'nin ihracatı vurduğu şeklinde olmuş.
Uluslararası karşılaştırmalar Türkiye'nin, parası aşırı değerli yükselen piyasa ekonomileri arasında, ilk üçte olduğunu ortaya koyuyor. (Goldstein 2005) Ancak bir başka gerçek de parası değerlenen ülke sayısının parası değer kaybeden ülke sayısının iki katı olması. Dalgalı kur rejimi uluslararası sermayenin iştahı ile birleşerek son yıllarda yükselen piyasalarda böyle bir genel eğilime yol açıyor.
Döviz piyasalarına müdahale, finans kesiminde dövizli işlemlerde karşılık oranlarına ve Hazine'nin dış borçlanmasına ilişkin politikalarla bu alanda yapılabileceklere daha önceki yazılarımda değinmiştim. Ancak bunların yapılması, bizi parası aşırı değerli ilk üç ülke arasından çıkarsa da, uluslararası sermayenin iştahı sürdükçe TL daha mutedil de olsa değer kazanmaya devam edecektir. Hükümet bunun getirdiği yeni kısıtları dikkate almıyor.
Sayın Başbakan son yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında ekonomide olan biten her iyi şeyin kendi politikalarına bağlı olduğunu inançla savundu. Bu tavır, hükümetin uluslararası sermaye hareketlerinin ekonomiye etkilerini çözemediğinin somut bir göstergesi.
Kırılganlık görülmüyor
Sermaye hareketlerinin finans piyasalarında yarattığı coşkunun etkisi altında kalan hükümet bunun üretim, istihdam, dış ticaret üzerindeki bozucu etkilerini ve yaratılan yeni kırılganlığı görmüyor. Kendine bağlı olarak oyun alanının genişlediğini düşünüyor.
Hükümet gelir gelmez sosyal güvenlik sistemine yaptığı müdahalelerle bu kuruluşların açıklarını artırdı. Asgari ücret artışlarına popülist yaklaşımı kurun baskısı altında istihdam yaratmayan büyümeye ve kayıt dışı istihdamın artmasına yol açtı.
Bu yıl kamu işçileri ile yapılan toplu sözleşmede öngörülen ücret artışları ve son olarak yüzde 5 enflasyonun hedefleneceği bir yılda memur maaşlarının yüzde 12,5 artırılması, mevcut ortamda popülist politikaların rekabet gücü üzerine getirdiği ilave rekabet baskısının gelecekteki etkilerinin görülemediğinin bir diğer kanıtı.
Sıçrama mümkün
Emeklinin, asgari ücretlinin, kamu çalışanlarının hali yapılanlara rağmen hiç iyi değil. Ama bu durum senelerdir bu kesimlerin durumunu, ekonominin dengelerini bozarak, sürdürülemeyecek bir şekilde düzeltmeye çalışmaktan kaynaklanıyor. Oysa hükümetler için biraz daha meşakkatli ve zaman alıcı olsa da dengeleri bozmadan bu kesimlerin durumunu düzeltecek oyun alanları her zaman mevcut.
IMF ile yaşanan en uzun gözden geçirmesiz dönem hükümetin, ekonominin dayanıklılığını ve rekabet gücünü artıracak yapısal reformlarda ne ölçüde pasif kaldığını ortaya koyuyor. Risk iştahındaki artış bize benzeyen ekonomileri kumarhaneye çeviriyor. Ortaya çıkan sahte cennete kanıyoruz. Dış açıktaki artışın arkasında en az kur kadar hükümetin yaptıkları ve yapmadıkları da var. Oysa gerekenleri yapabilsek mevcut durumu ileriye dönük bir sıçrama tahtası haline getirmek de mümkün.
foztrak@yahoo.com
|
|
|


 | Çetin ALTAN | | Buzlanmışlık öğüten kanlı değirmen... Eylül, özellikle okul çocuklarının içini sıkı... | |  | Melih AŞIK | | Okullar - oyunlar Okullar 12 Eylül'de açılıyor. Çözüm bekleyen ... | |  | Fikret BİLA | | Ödün vermesi gereken Türkiye değil 3 Ekim tarihi yaklaştıkça Türkiye üzerindeki ... | |  | Hasan CEMAL | | Tadında bırakmak! Avrupa Birliği'yle müzakereler, anlaşılan o k... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Türk, meydan okuyor Le Monde satırları, yerküre diplomatlarının h... | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Sözleşmeli başvuruları sancılı başladı Milli Eğitim Bakanlığı'ndan günlerdir beklene... | |  | Hurşit GÜNEŞ | | Resesyon kapıda mı? Resesyon, ekonomik durgunluk demek. Son üç yı... | |  | Sami KOHEN | | Süper güçten daha güçlü... ÖYLE bir güç ki, güçlü veya zayıf, zengin vey... | |  | Faik ÖZTRAK | | Dış dengeyi bozan sadece kur mu? Temmuz ayı dış ticaret verileri dış ticaret a... | |  | Hasan PULUR | | Okur yağcılığı iktidar yağdanlığı... BİZ, bunca yıl sonra, okurun gelişinden ne di... | |  | Derya SAZAK | | 3 Ekim sancısı Türkiye'nin AB süreci 'engelli koşu' gibi, 17... | |  | Meral TAMER | | Köşe yazarının sayıklama özgürlüğü var mıdır? Dünkü yazımda da belirtmiştim. Bu yıl tatile ... | |  | Ece TEMELKURAN | | Ordu değişiyor mu? Hürriyet gazetesinin önceki günkü manşeti Tür... | |  | Güngör URAS | | Diyarbakır'da iyi işler de var Dün sabah Diyarbakır'a geldim... Benim amacım... | |  |  | M. Ali BİRAND | | Türkiye için taşlar yerine oturuyor 17 Aralık 2004'te, AB liderler doruğu Türkiye... | |
|
|