|
 |
|
|
Köşe yazarının sayıklama özgürlüğü var mıdır?
"Hakkımda konuşuluyor, öyleyse varım!" çağında mankenle aydın, şantajcıyla ressam aynı sahada aynı amaç için rekabet etme durumuna düşüyor
Dünkü yazımda da belirtmiştim. Bu yıl tatile çıkınca her nedense yaptığım işe ve içinde bulunduğum sektöre belki de ilk kez dışardan bakmaya başladım. Ve gözlemlerimin bir kısmını sizlerle paylaşmak ihtiyacındayım.
Bardağı taşıran son damla Bülent Ersoy rezaleti oldu, ama bardak taşmadan önceki son damlalar benim açımdan daha da önemli: Köşe yazarlarının giderek sıklaşan atışmaları ve tatil yörelerinden yazılan otel - lokanta tanıtımı ağırlıklı köşe yazıları beni fena halde bunalttı.
Yazarlar arası atışmalar da, tatil yörelerinden reklam kıvamındaki yazılar da yeni değil. Beni rahatsız eden, dozunun ve dengesinin kaçmış olması. Ve neyse ki rahatsız olan tek köşe yazarı ben değilim. Örneğin Bekir Coşkun, her zamanki kıvrak üslubuyla Hürriyet'teki köşesinde "Medya Tatilde" başlığıyla enfes bir yazı yazdı.
Silly season stories
Geçen gün The Guardian'da "Sütyen savaşları, Avrupa'nın rövanşı" başlığıyla, Çin'den gelen bilmem kaç yüz bin tane sütyenin İngiliz gümrüklerinde yığıldığına ilişkin yazıda şöyle bir cümle vardı: "Bu konunun gazetelerin ekonomi sayfaları yerine BBC News'da ilk haber olması, tipik silly season stories (saçmalık mevsimi gündemi) olarak açıklanamaz!" Anlayacağınız yaz aylarında haber kıtlığı aslında dünyanın her yerinde var. Mesele silly season stories'in köşe yazıları içindeki dengesi, sayısı, dozu...
Mahalle kahvesi mi?
Ahmet İnsel de, köşe yazarlarının giderek her aklına eseni yazma özgürlüğünden rahatsız olanlardan. Pazar günü Radikal 2'de "Köşe yazarının hikmeti" başlıklı yazısı hayli ağırdı, ama gidişata bakıldığında haksızdı diyemiyorum. Keşke gerek gazete yönetimleri, gerekse köşe yazarları tarafından bir erken uyarı olarak değerlendirilebilse...
"(...) Köşe yazarı dilediğini yazmak, yüksek sesle düşünmek ya da sayıklamak, konu bulamadığında bir gece önceki yemeği ya da gezmeyi anlatmak özgürlüğüne sahip bir dolgu sorumlusudur diyebilir miyiz? (...) Bir gazetede haber verme rekabetinin yarattığı olumlu gerginliğin yerini, köşesinden laf yetiştirme telaşının yarattığı ve -büyüdüğü hızla sönen- tartışmalar alıyor. Bu tartışmaların hepsi süfli, hepsi uydur kaydır değil elbette. Ama o gürültü içinde önemli ile önemsiz, yazarın egosunu tatmin etme amacının ötesine geçmeyenle, bir fikri derinlemesine irdeleme çabası içinde olan birbirine karışıyor."
..., öyleyse varım!
Decartes "Düşünüyorum, öyleyse varım" demişti. İçinde yaşadığımız dönemin ilkeleri yok ettiğini Zygmunt Bauman, bu ifadeyi "Hakkımda konuşuluyor, öyleyse varım" diye günümüze uyarlamış. Siyaset bilimci Doç. Dr. Ayşe Kadıoğlu, 2 yıl önce tam da bugünlerde Radikal 2 için yazdığı yazıda bunu hatırlattıktan sonra diyor ki:
"(...) Artık kendimizi ve başkalarını tüketmek üzerinden yakalıyoruz başarıyı. Ününüzü neye borçlu olduğunuzun hiçbir önemi kalmıyor. Başarılı olmanın kriteri, ünlü olmanın bizatihi kendisi. Gerekçesi kötü bile olsa başarı artık, ün - nam - şöhret sahibi olmakla, dile düşmekle ölçülüyor. Durum böyle olunca da mankenler, aydınlar, sporcular, banka soyguncuları, doktorlar, teröristler, şantajcılar, ressamlar aynı sahada, aynı amaç için rekabet ediyor durumuna düşüyorlar."
Ve Erman Toroğlu...
Dün Hürriyet'in ilk sayfasında dozun ve ölçünün kaçmasına itirazı olan birine rastladım: Digitürk Yönetim Kurulu Başkanı Ali İhsan Karacan, argo kültürünü genel kültür haline getirmeye çalışan Erman Toroğlu'nun Lig TV'deki sözleşmesini yenilemeyeceğini açıklamış. (Toroğlu, evlenmeden önceki son maçında 3 gol atan Galatasaraylı Ümit Karan'ın telefonla bağlandığı canlı yayında "Bakalım salı akşamı düğünden sonra da gol atabilecek misin?" demişti.) Patron Mehmet Emin Karamehmet kararın geri alınması için devreye girmiş. Karar geri alınsa da Karacan'ın denemiş olması bile alkışlanmalı.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|
|


 | Çetin ALTAN | | Buzlanmışlık öğüten kanlı değirmen... Eylül, özellikle okul çocuklarının içini sıkı... | |  | Melih AŞIK | | Okullar - oyunlar Okullar 12 Eylül'de açılıyor. Çözüm bekleyen ... | |  | Fikret BİLA | | Ödün vermesi gereken Türkiye değil 3 Ekim tarihi yaklaştıkça Türkiye üzerindeki ... | |  | Hasan CEMAL | | Tadında bırakmak! Avrupa Birliği'yle müzakereler, anlaşılan o k... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Türk, meydan okuyor Le Monde satırları, yerküre diplomatlarının h... | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Sözleşmeli başvuruları sancılı başladı Milli Eğitim Bakanlığı'ndan günlerdir beklene... | |  | Hurşit GÜNEŞ | | Resesyon kapıda mı? Resesyon, ekonomik durgunluk demek. Son üç yı... | |  | Sami KOHEN | | Süper güçten daha güçlü... ÖYLE bir güç ki, güçlü veya zayıf, zengin vey... | |  | Faik ÖZTRAK | | Dış dengeyi bozan sadece kur mu? Temmuz ayı dış ticaret verileri dış ticaret a... | |  | Hasan PULUR | | Okur yağcılığı iktidar yağdanlığı... BİZ, bunca yıl sonra, okurun gelişinden ne di... | |  | Derya SAZAK | | 3 Ekim sancısı Türkiye'nin AB süreci 'engelli koşu' gibi, 17... | |  | Meral TAMER | | Köşe yazarının sayıklama özgürlüğü var mıdır? Dünkü yazımda da belirtmiştim. Bu yıl tatile ... | |  | Ece TEMELKURAN | | Ordu değişiyor mu? Hürriyet gazetesinin önceki günkü manşeti Tür... | |  | Güngör URAS | | Diyarbakır'da iyi işler de var Dün sabah Diyarbakır'a geldim... Benim amacım... | |  |  | M. Ali BİRAND | | Türkiye için taşlar yerine oturuyor 17 Aralık 2004'te, AB liderler doruğu Türkiye... | |
|
|